Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Ulysses’i mümkün kılan o mektup

Ulysses’i mümkün kılan o mektup

James Joyce’un Ulysses romanı tek bir günde, 16 Haziran’da geçer. Ama eğer Ezra Pound kariyeri duraklamaya giren Joyce’un yardımına koşmasaydı bu roman belki de hiç basılmayacaktı. Ted Gioia’nın The Daily Beast’ta yayımlanan yazısını Gökhan Çetinbaş Türkçeye aktardı: 

Tek bir mail edebiyatın akışını değiştirebilir mi? Bana göre sadece tek bir mektup böyle bir iddiayı karşılayabilir. 15 Aralık 1915’te gönderdiği mektupta Ezra Pound yeni bir yetenek bulmak için sorunlar içinde Trieste’de yaşayan İrlandalı bir yazara ulaşmıştı.

30 yaşındaki James Joyce son 10 yılda defalarca reddedilmişti. Kısa hikâyelerinden oluşan Dublinler’i, Pound ona ulaşmadan 8 yıl önce kitap haline getirmiş ama yayımlayacak yayıncı bulamamıştı. Ne zaman kitabını yayımlatmaya yaklaşsa yeni engellerle karşılaşıyordu. Hatta Joyce’un değişiklikler yapma ve tartışmalı bölümleri sansürleme teklifleri bile sonucu değiştirmedi.

1911 yılında Joyce, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi romanını yayınlatmak için daha az şansı bulmuştu. Hatta hayal kırıklığı öyle boyutlara ulaşmıştı ki bir gün kitabın tek kopyasını ateşe atmıştı. Kız kardeşi Eileen son anda müdahale edip sayfaları ateşten kurtarmasa belki de bu roman tamamen kaybolacaktı. Joyce o dönemde, ileride şaheseri olacak Ulysses konusunda da büyük bir ilerleme kaydedememişti. 1906 yılından beri bu eser üzerinde çalışsa da kurgu eserlerini yayımlayamaması ve yaşadığı maddi zorluklar bu kitapla ilgilenmesini zorlaştırıyordu.

20’li yaşlarının ikinci yarısında Joyce farklı yollardan para kazanmaya başlamıştı. İrlanda’da bir sinema salonu zinciri kurmayı denemiş ve İrlanda’dan İtalya’ya tekstil ihracı işine girmişti. Yazı yazarak para kazanma fırsatı bulamazken gelirinin büyük bir bölümünü Berlitz okullarında verdiği İngilizce derslerinden elde ediyordu. Bu basit işte yorulmadan çalışsa bile faturalarını ödemek için hâlâ kardeşinden maddi yardım alıyordu.

İşte tam bu sırada James Joyce, tamamen yabancı birinden bir mektup aldı.

“Sayın Beyefendi” diye başlıyordu mektup, “Bay Yeats bir süredir sizin yazılarınızdan bana bahsediyordu.” Ezra Pound, Joyce’a yararlı bağlantılar ve yazdıklarını yayımlatabileceği yerler bulma fırsatı öneriyordu. “İlk defa kendi yakın çevrem ya da tanıdıklarım haricinde birine yazıyorum (tabii Fransız yazarları saymazsak)” dedikten sonra da ekliyordu: “Size yardımım olabilir mi ya da kendime bile yardım edebilir miyim bilmiyorum.”Ama yine de Pound’un yeni arkadaşına değeri paha biçilemez bir yardımcı olmuştu. İlerleyen aylarda, Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi romanını önemli bir edebiyat dergisinde tefrika etmesini sağlamıştı. Etkili bir isim olan gazeteci ve editör, Birleşik Amerikalı H. L. Mencken’e, Joyce’un kısa hikâyelerini gönderdi. Hatta Joyce’un 10 yıl önce yazdığı I Hear an Army adlı şiirinin de imgeci şairler antolojisinde yer almasını sağlamıştı.

Ama Pound’un Joyce için yaptıkları bu kadarla sınırlı değildi. İrlandalı yazarın dehasını edebiyat çevresindeki tanıdıklarına anlatmış ve böylece ileride Ulysses’in başarısı için gerekecek altyapıyı hazırlıyordu. Yeni keşfini başarıya ulaştırmak için Joyce’un çalışmalarını, ileride Joyce’un en önemli finansal destekçisi olacak Harriet Weaver ve Ulysses’i ileride yayımlayacak Parisli kitapçı Sylvia Beach’in dikkatine sundu. Joyce’un önüne çıkan finansal, editoryal ve hukuki her tür engelde Amerikalı arkadaşı yeni çözümler buldu.

Ezra Pound döneminin en iyi şairlerinden biriydi ama en büyük yeteneği yine de başkalarındaki yeteneği fark edebilmesiydi. James Joyce dışında T.S. Elliot için de mentor ve savunucu oldu. (Joyce, Elliot’ın ününü Ulysses‘ten ödünç aldıkları sayesinde olduğunu iddia etmişti.) Pound aynı zamanda Joyce ile de tanıştırdığı Ernest Hemingway’e de destek verip yüreklendirmişti.

“Ezra tanıdığım en cömert yazardı” demişti Hemingway. “O şairlere, ressamlara, heykeltıraşlara ve inandığı yazarlara yardım etti ve inanmadıklarına da eğer zor durumdalarsa yardım etmekten çekinmedi.” Hemingway’e göre Pound sadece kendi zamanının beşte birini kendi yazılarına ayırırken geri kalan zamanını başkalarının kariyerlerini geliştirmek için kullanıyordu.

William Butler Yeats, Pound ona antolojisi için birkaç isim önermesini istediğinde Joyce’tan bahsetmemiş olsa Pound belki de onu hiç tanımayacaktı. Yeats, Joyce ile İrlanda’da kaldığı zamanda tanışmışlardı ama Yeats bu dönemi aslında çok iyi anmıyordu. George Russell ilk defa Joyce’tan bahsettiğinde Yeats şu cümleyi kurmuştu: “Ben ondan çok çektim ve biraz da senin acı çekmeni istiyorum.” İkisi ilk karşılaştığında iddia edilene göre tanınmayan Joyce, ünlü İrlandalı şaire “Size yardım edebilmem için çok yaşlısınız” demişti. Yeats kesinlikle Joyce’un yeteneğinden etkilenmişti ama daha derin etki bırakan Joyce’un ahmaklık derecesindeki küstahlığı olmuştu.

O buluşmanın ardından 10 yıl geçmişti. Pound, Yeats’in himayesinde, yaşlı şairin sekreteri, kiracısı ve danışmanı rolünü benimsemişti. Erza Pound, Yeats’ten 20 yaş daha küçüktü ve Joyce’un neslindendi. Yaşlı şairin önerisi üzerine Pound sorunlar yaşayan çağdaşına ulaşmış ve edebi bir devrimin ilk ateşini yakmıştı.

Aslında bu iki genç adamın çok az ortak noktası vardı. Joyce’a gönderdiği ilk mektupta Pound da bunu itiraf ediyordu: “Sanırım sadece ortak nefretimiz olabilecek birkaç ortak noktamız var ve bu, iki insanın tanışması için biraz problematik bir durum.” Zaten ilerleyen yıllarda bu ikili birbirinden ayrılacaktı. Joyce hiçbir zaman Pound’un şairliğinden hoşlanamamıştı. (Aslında Pound’un şiirlerini okuduğu bile meçhul.) Pound, Joyce’un son eseri olan Finnegans Wake için bazı temkinli eleştirilerde bulunmuş ve İtalya’ya taşındıktan sonra da bir dönem edebi çalışmalarını herkese ulaştırmaya çalıştığı Joyce ile iletişimi kısıtlı kalmıştı.

Tabii artık Joyce’un ona ihtiyacı kalmamıştı. Joyce artık ikiliden daha ünlü olandı. Pound öte yandan yeni takıntılar edinmiş, faşizm ve amatör ekonomik teorilerle ilgileniyordu. Bu takıntıları eski dostları ile arasını açmış hatta edebiyat dünyasında oluşturduğu imajı da bu takıntıları yüzünden bir daha düzelemeyecek kadar bozulmuş hatta zihinsel işlevleriyle ilgili şüpheler ortaya çıkmıştı.

Ama şunu düşünün; ya bu iki edebi aslan 100 yıl önce hiç karşılaşmamış olsaydı? Acaba Joyce, Pound olmadan bu üne kavuşabilir miydi? Sanırım İrlandalı yazar bir gün mutlaka eserlerini yayımlatma fırsatı bulabilirdi ama büyük ihtimalle daha az finansal destek bulabilecek ve daha dar bir kitleye ulaşabilecekti. Bilinç akışı mutlaka bir hikâye anlatma tekniği olarak bir gün yine kabul edilebilirdi ama kesinlikle sonraki dönemdeki kurgular üzerinde şimdiki etkiye sahip olmazdı. Joyce’un dehası kitaplarında yer alsa da ünü ve etkisi bugünkü haliyle kıyas kabul etmezdi. 100 yıl önce gönderilen bu beklenmedik mektup James Joyce için farklı bir kader yarattı. Amerikalı arkadaşı sayesinde İrlandalı usta modern edebiyatın parkurunu değiştirdi.

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal