Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Türkiye hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimiz, unuttuklarımız

Türkiye hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimiz, unuttuklarımız

Türkiye’ye binlerce kilometre öteden, İsveç’ten gelen, bizlere, kendimize dair anlatacakları olan bir sergi… İsveç’te yaşayan görsel sanatçı ve araştırmacı Mike Bode, “Türkiye Hakkında Bildiğim 2 ya da 3 Şey” başlıklı sergisiyle 29 Nisan 2018 tarihine kadar Depo’da.

Bode, sergisinde Türkiye’de dair iki farklı konuyu bir araya getiriyor; besteci İlhan Usmanbaş ve Tuzla Akfırat’taki eski Formula 1 yarış pisti.

Birbiriyle çok alakasız görünen bu iki konunun ortak noktası, birer başarı hikâyesi olmalarına rağmen unutulmuş ya da hiç öğrenilmemiş olmaları.

Bugün 96 yaşında olan deneysel besteci İlhan Usmanbaş, ikinci kuşak Türk modern bestecilerinden biri. Evrensel düşüncelerle ilgilenen Usmanbaş’ın besteleri biçimsel özgürlüğüyle tanınıyor. Bugüne kadar 120’den fazla eser besteleyen Usmanbaş, bu derece verimli ve cesur çalışmalarına rağmen, şaşırtıcı bir şekilde Türkiye’de hâlâ fazla tanınmıyor.

Akfırat’taki İstanbul Park Formula 1 yarış pisti 21 Ağustos 2005’te açıldı ve Formula 1 Başkanı Bernie Ecclestone tarafından dünyanın en iyi yarış pistlerinden biri olarak anıldı. Yarış pisti, açılışından altı yıl sonra kapatıldı.

Bu iki başarı/başarısızlık hikâyesini sergisinde bir araya getiren Bode, sergiye dair ipuçlarını şöyle sıralıyor:

Serhan Acar ve Mike Bode

Türkiye hakkında bildiğiniz bu 2 ya da 3 şeyi nasıl öğrendiniz? Bu ilgi nereden kaynaklandı?

İstanbul’daki İsveç Araştırma Enstitüsü’nün sağladığı bir burs sayesinde ilk olarak 2013 yılında İstanbul’a geldim ve kaldığım süre boyunca, hem bir sanatçı hem de yabancı biri olarak Türkiye ile ilgili daha derin bir anlayışa nasıl sahip olabilirim diye sorgulamaya başladım. Araştırmam geliştikçe herkesin ilk olarak baktığı daha genel konu başlıklarından ziyade, tarihi bazı kırılma noktalarına, kenarda köşede kalan şeylere, başarılar ve başarısızlıklar arasında kalan noktalara, çok belli olmayan ama çok muğlak da olmayan bazı unsurlara bakmaya başladım. Bu araştırma sayesinde besteci İlhan Usmanbaş ve Akfırat’taki Formula 1 pisti ile ilgilenmeye başladım; bu her iki konu da birer başarı hikâyesi ama şu anda Türkiye’nin üzerinde çok konuşmadığı şeyler. Bu durum beni bir sanatçı olarak epey ilgilendirdi.

Birbiriyle çok alakasız görünen iki konuyu serginizde bir araya getiriyorsunuz. Bu iki konuyu birbirine bağlamada sergiyi gezeceklere ne gibi ipuçları verebilirsiniz?

Açıkçası iki konu hakkında belirgin ve mantıksal bir bağlantı yok, biri çağdaş bir bestecinin hayatı boyunca elde ettiği başarılar ve çalışmaları, diğeri ise büyük bir spor olayı. Ama her ikisi de, farklı şekillerde bir “momentum”, ileriye doğru bir hareket içeriyor. Evrensel bir müzik anlayışının incelenmesi ya da Formula 1 organizasyonu.

Sergiyi gezenlerin kendi yanıtını bulacağı bir soruyu size yöneltmek isterim: Bu iki hikâye sizce neden mutlu sonla bitmedi?

Aslında ben sergideki her iki konuyu da birer başarı hikâyesi olarak görüyorum, gözüpek ve önemli bir deneysel bestecinin hayatı boyunca ürettikleri ve dünyanın en iyi pistlerinden biri olarak görülen Formula 1 yarışlarının gerçekleştiği pistin inşaası. Beni asıl şaşırtan İlhan Usmanbaş gibi bir ismin Türkiye’de daha fazla bilinmemesi ya da hakkında daha fazla konuşulmaması ve yine aynı şekilde kamuoyunun Istanbul Park Formula 1 pistini ve yarışları bu denli çabucak unutması. Bu sorular sergide havada asılı duruyor ve serginin ismi sayesinde de pekiştirilmiş oluyor.

Sergi için yaptığınız araştırmalarda pek çok kişi ve kurumla bir araya geldiniz. Bu konuşmalarda sizi etkileyen, şaşırtan noktalar, olaylar oldu mu?

Bu proje üzerinde çalışmanın verdiği en büyük heyecan ve aldığım en büyük zevk öğrenme sürecinin kendisiydi, Türkiye’deki çağdaş müzik hakkında ya da Formula 1 hakkında araştırmak beni günlük hayatımda asla karşılaşamayacağım yerlere ve kişilere götürdü. Bu gerçekten öğrenmekle ilgiliydi ve bu çalışma sayesinde var olan çeşitli sosyal kanallar veya konular aracılığıyla ulaşabileceğimden çok daha yakınlaştığımı hissediyorum Türkiye’ye.

Türklerin toplumsal hafızasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Arşiv ve müzelerin eksikliğinin Türkiye’de toplumsal hafızanın farklı kısımlarını belgelemekte sorun yarattığını fark ediyorum.

“İçeriden” bakıldığında bizim için durum zaman zaman pek iç açıcı değil. Türkiye’ye ve Türk insanına “dışarıdan” baktığınızda, genel görünüm sizce nasıl?

Bu proje üzerinde çalışırken Türkiye’den inanılmaz insanlarla karşılaştım, tüm güzellikleri ve çeşitliliğiyle Türkiye’yi çok da sevmeye başladım. Aynı zamanda eğer yapmayı isterse ya da seçerse Türkiye’nin çok fazla şeyi yürütebileceğini, başarabileceğini anladım. Farklı görüşler arasında çatışmalara bugün neredeyse dünyanın hemen her ülkesinde rastlanıyor, umuyorum Türkiye, çeşitliğindeki gücü ve potansiyeli görmeye devam eder.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal