Şefkat, merhamet ve takımyıldız

Şefkat, merhamet ve takımyıldız

Binlerce yıl önce takımyıldızlarına mitolojik anlamlar yüklenmiş; isimler koyulmuş, efsaneler üretilmiş. Çoğunlukla yerkürede olanlar, belki de olması istenenler kurmacayla, simgelerle –bazen mistik boyutuyla– yukarıya taşınmış. Daha çok Eski Yunan’da diye bilinir ama takımyıldız bilgisi, kültürü Mezopotamya’ya kadar uzanıyormuş. Samiler’den Fenikeliler aracılığıyla Eski Yunan’a geçmiş. Sonunda bilimciler seksen sekiz takımyıldızının varlığında karar kılmış.

Edebiyat, tarihi ve şimdiki edimiyle gökyüzündeki gibi, yıldızların yanı sıra takımyıldızlarla da bezeli. Takımyıldız nasıl çok sayıda yıldızdan oluşuyorsa, kimi yazarlar da kendine özgü birçok temayı, kavramı, terimi kendi yıldız grubunda barındırıyor. Bu tür yazarların yazı coğrafyasında yâni takımyıldızında, bazı kavramları karşılayan sözcükler, sanki daha çok parlıyor.

Kökleri Arapça olan şefkat ve merhamet sözcükleri anlam olarak birbirlerine çok yakındır, hatta ilk algılayışta özdeş olduğu bile söylenebilir. Ne var ki aralarında az-çok anlam farkı vardır. İki sözlükteki karşılıklarını aktarmak istiyorum.

Gözüm gibi sakladığım halamın kocası olan eniştemin babama verdiği, onun da bana verdiği bir sözlük var. Bildiğim kadarıyla ilk Latin alfabesiyle basılan bir sözlük. Bir kurul tarafından hazırlanmış, Kanaat Kütüphanesi tarafından 1929’da yayınlanmış. Adı da Yeni Türk Lûgati.

Orada şefkat karşılığı, “acıyarak ve esirgeyerek sevme, kalbî ve ivazsız muhabbet”. Öncelikle kalbî sıfatının altını çizeyim. İvazsız, bir karşılık beklemeden anlamında; muhabbet de mâlûm dostluk, sevgi, ilgi’yi içeriyor ama muhabbette karşılıklı konuşma yâni diyalog anlamı da var.

Merhamet için: “acıma, rahim, acırganma” karşılığı veriliyor. Rahim dölyatağı, besleme, büyütme falan ama akrabalık, hısım anlamlarını da içeriyor; dolayısıyla bir “yakınlık kurma” var. Acırgama da himaye etme anlamında yâni kanatlarının altına alma.

Sözlükte yer alan sözcüklerin –sanırım ilk olmasının getirdiği bir mesele–kökeni yok, yalnızca niteliği, isim olduğu belirtiliyor. Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca Sözlük’üne baktığımızda şefkat şefakat’tan, merhamet rahm’dan geliyor.

Biraz daha günümüze doğru yaklaşırsak, örneğin TDK’nin 1979’da yayımlanan Türkçe Sözlük’te (1974 tıpkıbasım) şefkat sözcüğü “sevecenlik” ile karşılanmış. Sevecenliğe baktığımızda “acıyarak, koruyarak sevme” anlamını okuyoruz. Merhamet de “acıma” sözcüğünün üçüncü anlamıyla karşılanıyor. Bu da “başkasının uğradığı ya da uğramakta bulunduğu üzücü bir durumun önüne geçme isteğini duymak” olarak açıklanmış.

Bu iki sözcüğün, Ali Püsküllüoğlu’nda da, Kubbealtı Lügâti’nde de, şimdiki TDK’nin sözlüğünde de benzer anlamları yer alıyor.

Görüldüğü gibi her iki sözcükte de bir şekilde, acıma duygusunu buluyoruz. Anlam odasının kapısını açtığımızda acıma başköşede duruyor. Tabiî ki insanın temel duygularından biri olmakla birlikte, bu kavramı taşıyan “acımak” sözcüğü, fiili bana, kötü bir niyeti ve aşağılamayı içermemesine karşın biraz da olsa yukarıdan bakmayı çağrıştırıyor. Kuşkusuz her durumda böyle değildir ama yine de merhamet’te karar kılıyorum ve öneriyorum. Şefkat’te de, özellikle karşılık beklemeyen dostluğun ve diyaloğun altını çizmek istiyorum. “Diyalog”taki vurgunun da, daha çok birini anlamak için onu içten ve karşılıksız dinlemek, olduğunu düşünüyorum.

Şefkat ile merhamet hısım, akraba sözcükler; hatta kanbağı çok güçlü yakın akraba. Şefkat, nasıl diyeyim, insanın zihinsel silsilesinde, zihinsel sürecinde merhametin bir önceki aşaması gibi; ya da böylesine bir anlam bana daha yakın geliyor. Şefkat sanki merhameti harekete geçiriyormuş, merhamet de sanki, özne söz konusu olduğundan, eylemi doğuruyormuş ya da eylemin nedeniymiş gibi. Bu eylem için de, saf insanlık kavramına yakışan bir eylem, diyebiliriz pekâlâ. Dolayısıyla buradan da “üzüntüyü kalbinde gerçekten hissetmek” tanımına ulaşıyorum. Kötü duruma, trajik duruma, çâresiz duruma düşen bir insan karşısındaki duygusal ya da eylemsel bir tepki bu da.

Anlam açısından belki biraz soyutlama olacak ama her iki sözcüğün, kavramın, günümüzde bireysel ya da toplumsal ilişkilerde pek bulamadığımız, dünya tarihinde de zaman zaman yok olan âdaleti, âdil olmayı içerdiğini de ekleyebilirim. Anlam açısından soyut, ne yazık ki praksis, yaşantı için somut!

Edebiyatın, yıldızlarla birlikte takımyıldızlarıyla da bezeli olduğunu söyledim; tarihi de, şimdiki edimi de. Bu anlamda baktığımda: edebiyatımızın, bakmaktan, anlam yüklemekten ve oradaki anlamların peşinde koşmaktan haz aldığım, her bakışta da yeni şeyler öğrendiğim, bilgilendiğim “Selim İleri Takımyıldızı”nda bana göre sanki bu iki yıldız daha çok parlıyor: şefkat ve merhamet

(Bu metin, 18.11.2018 tarihinde TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nda yapılan konuşmanın genişletilmiş biçimidir.)

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal