Sanremo 2020: Türkiye’nin unuttuğu festival ve düşündürdükleri

Sanremo 2020: Türkiye’nin unuttuğu festival ve düşündürdükleri

Geride bıraktığımız hafta, İtalya gündemi 70. Sanremo Müzik Festivali’ne kilitlenmişti. Beş geceye yayılan organizasyon, dünün ve bugünün müziğini adeta sihirli bir formülle aynı dinamik çerçevede sunmakla kalmadı, politik ve sosyal mesajlarıyla da dikkat çekti.

Çocukluğunu 70’ler ve 80’lerde yaşayanların iyi hatırlayacağı üzere, Sanremo, bir vakit Türkiye’nin müzik ve magazin gündemi için de mıknatıs işlevi görürdü. Festival -hem de çok daha enternasyonal, çok daha kapsayıcı bir kimlikle- devam ederken, Türkiye ana akım medyası için artık neden ciddi bir gündem maddesi olmadığını elbette irdelemek gerek. Fakat öncelikle, belki de bugüne kadarki edisyonlar içinde en görkemlisi olan Sanremo 2020’yi mercek altına yatıralım.

EuroVision’dan daha köklü

Birinci gelen şarkının İtalya’yı EuroVision’da temsil etme hakkı kazandığı festival, bu yönüyle EuroVision’un “eleme ayaklarından biri” gibi görülebilir. Fakat gerçekte, Avrupa’nın müzik, moda ve magazin gündemleri üzerindeki tesiri itibarıyla, ve hatta son dönemlerde verdiği politik mesajların netliğiyle, başlı başına EuroVision’dan daha sahici ve daha görkemli olduğunu iddia etmek mümkün. Böylesi bir kıyasın tartışmaya kapalı maddesi, “daha köklü” olduğu elbette. Zira EuroVision 1956, İtalyan Radyo Televizyon Kurumu RAI tarafından düzenlenen Sanremo ise 1951 doğumlu etkinlikler. Ortalama müzik kalitesi itibarıyla Sanremo’nun çoğu kez EuroVision’dan üstün olduğu da söylenebilir.

İtalya’nın Güney sahilindeki küçük ve turistik Sanremo kentinin Ariston sahnesinde 70. kez düzenlenecek olan festival, aylardır merakla bekleniyordu. Katılımcılarıyla olduğu kadar, organizatörleri ve özellikle de efsane sunucularıyla hafızalara kazınmış gelenek, bu yıl ilk kez olarak ülke medyasının kıdemli şahsiyetlerinden Amadeus’a emanet edilmişti. Rai1’de neredeyse her akşam, İtalya’nın en çok izlenen iki popüler yarışma programından biriyle izleyici karşısına çıkan Amadeus, güvenilir ve sempatik kişiliğiyle pek benimsenen, ancak çapı hayli büyümüş olan etkinliği sırtlanıp sırtlanamayacağı merak konusu olan bir isimdi. Aylardır gösterimde olan tanıtım spotlarında, Amadeus’un çocukluk ve gençlik yıllarına denk gelen Sanremo şarkılarına ilgisi, televizyon başında şarkıcılara eşlik etme arzusu, ailesi ve kız arkadaşı tarafından ise bu hevesinin “sus, rahat dinletmiyorsun bize!” tepkisi alması üzerinden gelişen esprili bir kurgu vardı. Uzun yılların ardından Ariston’daki hazırlanma odasının kapısı bir görevli tarafından tıklatılan ve “Haydi sahneye” denilen Amadeus, “Nihayet ben de şarkı söyleyebilecek miyim?” diye seviniyor, “Hayır, sen sunucusun!” yanıtı üzerine hayal kırıklığı, gerilim ve şaşkınlık yaşıyordu.

Amadeus ve jandarma bandosu

Yaka kartında görev tanımı olarak resmen “sunucunun arkadaşı” yazdığını gururla gösteren Rosario Fiorello ise, mizah ve muzırlık tarafı ağır basan bir isim, radyo ve televizyonların başka bir gediklisi. 35 yıldır sıkı dost olduğu Amadeus’u bile gafil avlayabilecek bir ayaküstü mizah ustası olması, yarışmayı da içeren müzik boyutunun ötesinde, küçük şoklar müjdeliyordu izleyiciye.

Mısırlı Mahmood ve tartışmalar

Önceki yıl Sanremo’da birinci gelen ve takiben EuroVision’da İtalya’ya ikinciliği kazandıran isim, baba tarafından Mısırlı olan Mahmood idi. Kültürel çeşitlilik ve göç karşıtı politikaların sivrildiği, Matteo Salvini kişiliğinde netleşen ve faşizmi hayli çağrıştıran söylemlerin rağbet gördüğü bir dönemde, “has İtalyan” olmayan bir şarkıcının öne çıkması malum çevrelerde hoşnutsuzluk yaratıyordu. Öyle ki, daha arka plandaki ama daha “muhafazakâr” festivallerde, Mahmood’unkine benzer rap şarkılar yapan “İtalyan soyadlı” gençlerin öne çıkartılması, bir çeşit nispet yapmaca, alternatif üretmece havası estirmişti.

ABD için Altın Küre ya da Oscar ne ise, bir süredir İtalya için de Sanremo öyle: Sosyal mesajlar, progresif ajandalar ve ara sıra doz aşımıyla “duyar kasımı” kıvamına gelen söylemlere sahne olan, kültür ve sanat etkinliklerinin yalnızca özgürlükçü politikalar altında güçleneceğini hatırlatan bir çeşit meydan okuma. 70. yılında, “kadına şiddet karşıtı” gündemiyle ve çoksesli, içselleştirici, eşitlikçi boyutuyla festival bu kimliğini zirveye taşıdı.

Obama çiftiyle hayli yakın olan ve Macron’un danışmanlığını da yapan Filistin doğumlu Rula Jabreal, 20 yaşındayken adım attığı İtalya’nın kendisine sağladığı olanaklarla uluslararası politika alanında akademik kariyer yapmış bir isim. Amadeus, sahnede kendisine eşlik etmek üzere seçtiği şahsiyetleri müzik dünyasıyla sınırlı tutmamış, birlikte sunum yapmanın ötesinde, Jebreal’e oldukça kişisel hikâyesini de anlatma imkânı tanımıştı. Kadın olmanın dünyanın her tarafında belirli ekstra zorluklar getirdiğine, Ortadoğu’daki bir yetimhanede büyümenin ise bunları çok daha derinden hissettirdiğine değinen ünlü akademisyen, kendi annesinin çektiği sıkıntıları gözyaşlarını tutamayarak anlattı ve derinden tesir ettiği kitle tarafından ayakta alkışlandı.

Roberto Benigni de festivaldeydi

Amadeus ve Fiorello ile sahnede küçük bir tenis gösterisi de gerçekleştiren Novak Djokovic’in yanı sıra, kız arkadaşı Giorgina Rodriguez’in sahne şovunu ve sunumlarını izleyen Cristiano Ronaldo da Sanremo’nun izleyici koltuklarında ön sıradaydı.

Sadece İtalya’da değil, Oscar almışlığının da tesiriyle tüm dünyada tanınıp sevilen Roberto Benigni, sevimli halk kahramanı kontenjanından Sanremo’daydı. Usta aktör, “dünyanın ilk şarkısı” olarak nitelediği ve Kutsal Ahit’in ilk versiyonlarında var olmasına rağmen sonradan sansürlendiğini anlattığı binlerce yıllık antik metni, erotizm ve sevginin ne denli kadim değerler olduğunu vurgulamak üzere sahnede okudu. “Sevmenin problemli bir durum olduğunu düşünmeye alıştırılmışız, fakat aslında öyle değil. Tüm problemlerin çözümüdür sevgi” diyerek, parçacıklar halinde oluşan festival gündemini bu evrensel perspektiften toparladı.

Roberto Benigni

Sanremo 2020’ye damgasını vuran kadınlardan ikisi Arnavut idi: Müzik kariyerine İngiltere’de başlayan ve birkaç yıl önce dünya yıldızına dönüşen Kosova doğumlu Dua Lipa, son hit parçasını Ariston sahnesinde çarpıcı bir dans gösterisiyle sundu. Arnavutluk’un televizyon yıldızı Alketa Vejsiuise, tüm kariyerini İtalya’da yaşamışçasına hızla adapte olduğu sunuculuk görevinde herkesi şaşırttı. Anadili olmayan İtalyancayı öyle hızlı ve doğal konuşuyordu ki, sahne almasının üzerinden üç beş dakika geçmemişken sosyal medyada “İtalya’da şu an bu kadar etkili ve canayakın bir kadın sunucu var mı?” soruları tetiklendi. Sanremo’nun kendi küçük ülkesinde nicedir ilgiyle takip edildiğini, çocuklukta hayal bile edemeyeceği bu sahneden halkını anadilinde selamlamak istediğini söyleyen Alketa, enerjisi ve sıcakkanlılığıyla festivalin enternasyonal kimliğini taçlandırdı.

Engelsiz festival

“Dov’è” (Nerede?) ile yarışan grup Le Vibrazioni (Titreşimler), şarkı sözlerini bizzat sahnede işaret dilini kullanarak “söyleyen” bir üyeye de sahipti. Engellilerin festival keyfine entegrasyonu bununla sınırlı kalmadı, zira RaiPlay internet üzerinden Sanremo 2020’nin tamamı işaret dili opsiyonuyla yayımlıyordu.

Henüz 22 yaşındaki ALS hastası bir genç ise, sadece gözlerini hareket ettirebildiği halde, yıllar öncesinden kalma hayalini kardeşi ve bir arkadaşının yardımıyla gerçekleştirdi, o da sahne aldı ve bakışlarıyla monitöre ilettiği ifadelerini sese çeviren teknoloji sayesinde izleyiciye dokunaklı bir konuşma yaptı. Final cümleleri ise şöyleydi: “Beynimin komutlarını vücudum neredeyse büsbütün dinlemez oldu, ama bakın yine de Sanremo’da sahne alabiliyorum. Sizlerden beklentim, sağlık problemi yaşayanları hiçbir etkinlikten dışlamazken, kendi sahip olduğunuz sağlığın da değerini bilmeniz, hayatın her bir dakikasını en iyi şekilde değerlendirmeniz. Çünkü bazı şeylerin değeri, kaybedince çok daha derinden hissediliyor.”

Bedensel hareketliliği büyük ölçüde sınırlanmış olan başka bir genç adam ise, tekerlekli sandalye ile çıktığı dans gösterisiyle benzer mesajlar verdi.

Piero Pelù, “Gigante” (Dev) isimli parçayla yarışırken, bir çocuğun doğumunu fantastik edebiyat imgeleri üzerinden, tüm dünyayı değiştirme potansiyeline sahip bir başlangıç olarak ve coşkuyla seslendirdi. Gerek vücudundaki yazılarla, gerek şarkı sonlarındaki “Yeter artık, kadınlar öldürülmesin”, “Kadınları dövmeyin!”, “Bazen erkek olmaktan utanıyorum!” tarzı erdem sinyalleriyle “mesaj kaygısı”nı biraz fazla zorlamış da olsa, Pelù, performans sırasında izleyicilerden birinin çantasını kapmak gibi atraksiyonlarıyla ve hayata bambaşka bir yerden bakan şarkısındaki enerjiyle festivalde öne çıkan isimlerden oldu.

Açılış gecesinde sahneye rahip kılığıyla dalan Rosario Fiorello, din temalı esprilerin ve söylemin tek kaynağı değildi: Zucchero, “çocukları Katolik eğitimden korumak” gibi söylemler de içeren müziğiyle, yarışma dışı katıldığı festivale blues ve soul esintileri taşıdı.

Yarım yüzyıldır İtalyan pop müziğinin dünyaya sevdiren ve Türkiye’de de en az iki nesle ilham kaynağı olmuş Albano -Romina Power çifti, Amadeus’un sunumuna kızları Romina eşlik ederken dipdiri ayaktaydı. Elbette ki “Felicità”yı da es geçmeyerek, klasik şarkılarıyla etkinliğe doping yaptılar.

Albano ve Romina Power, kızları Romina’yla

Festival tarihinin en popüler parçalarından olan “Sarà Perché ti amo” ile bir kez daha “I Ricchi e i Poveri” (Zenginler ve Yoksullar) grubu tarafından, hem de o şarkının öncesindeki orijinal dörtlü kadro ile, “İtalyanların ABBA’sı” olarak anıldıkları formasyonla sahnedeydi.

Morgan ve Bugo tartışması

Amadeus, arkadaşı Fiorello’nun kimi zaman sulu sepken şakalara varan doğaçlamaları dahil pek şok şeyi spontan biçimde karşıladı. Buna rağmen, festivalin dördüncü gecesine yaşanacak o tuhaf “ilk”e hazır değildi: Solo kariyerlere sahip olmalarına rağmen yarışmaya birlikte katılan Morgan ve Bugo cephesinde çok garip bir durum yaşandı. Üçüncü sunumu yapmaya, garip bir kopukluk içinde çıktılar. İlk dakika içinde Morgan değiştirilmiş sözlerle devam ederken Bugo sessizce sahneyi terk etti. İzleyicilerin çoğu planlı bir atraksiyon yaşandığını zannederken, önce Amadeus, ardından Fiorello sahneye geçti, Morgan’la konuşarak ne olduğunu anlamaya çalıştı. Kısa sürede anlaşıldığı ve kulisten çıkış görüntüleriyle sonraki gün teyit edildiği üzere, söz yazarı Bugo’nun onayı dışında, “Bugün bu sahnedeysen, bil ki benim sayemdedir” gibi lafları şarkıya ekleyen Morgan’ın egosu, gerçek bir kırılma anı yaşatmıştı.

Merakla beklenen basın toplantısında Morgan verip veriştirdi:

“Bu festival benim için kâbus oldu, 17 yıllık arkadaşım Bugo’nun ısrarı üzerine katılmıştım ama Bugo’nun sahne hakimiyeti yok, izleyiciye hitabı zayıf, bunları ben düzeltmek istedikçe onun menajeri tarafından baskılanmaya çalışıldım. Bugo güvenilecek tip değil, beni nasıl sahnede yalnız bırakıp çıktıysa, anasını bile satar.”

Morgan, sahnede Bugo tarafından yalnız bırakılırken

Zaten geçimsiz ve egosantrik bir müzik dehası olarak tanınan Morgan’ın bu tavrı, halkı ve eleştirmenleri Bugo’dan yana çekti. Gerek festivalin son gününden, gerek sonrasındaki hal ve tavırlarından anlaşıldığı üzere, Bugo gerçekten de kontrol edemeyeceği bir durumda kalmıştı. “Artık içinden gelmiyorsa sahnede duramıyorsun, başta Amadeus, herkesten özür dilerim” diyerek, empati kurulan taraf oldu. Morgan şarkıya devam ederken Bugo’nun sahneden çıkışı ve arkasından Morgan’ın şaşkın bakışları ise, artık internette GIF formatında sıkça kullanılacak bir an şüphesiz.

Amadeus ve Fiorello’nun enerjik mizahlarıyla spontan biçimde toparladığı bu ilginç olay, Morgan ve Bugo’nun yarışmadan diskalifiye edilmesiyle sonuçlandı. Fakat İtalyan medyasındaki yansımaları sürüyor. 50 yaşına yaklaşmış Morgan’ın annesi bile “Çocuğumun üzerine fazla gelmeyin, tarif edildiği gibi egosit bir canavar değil” diyerek sabah kuşağı programlarına bağlanıyor.

LGBTI’lerin festivaldeki temsili

İsmi ve çehresi festivalle özdeşlemiş orkestra şefi Peppe Vessicchio, her anons edilişinde ayakta alkışlanan bir “yaşayan gelenek” adeta. Fakat Sanremo, bir yandan da başka tür geleneklere meydan okunmasına sahne oluyor:

LGBTI grupların festivaldeki en net ve sansasyonel temsilcisi olan Achille Lauro, yarışma kapsamındaki parçası üst sıraları zorlamasa da, her sahne alışında yeni tabular kıran ve tartışmalar başlatan kostümleri ve şovlarıyla “festival içinde festival” gibiydi. Son geceki performansa “erkek erkeğe öpüşme” görüntüsü de ekleyerek, bu ajandanın tüm protest rituellerini gerçekleştirdi.

Archille Lauro, Kraliçe Elizabeth kostümüyle

Eşcinsel kimliğini sahneye hiç yansıtmayan Tiziano Ferro ise, yarışmada yer almadığı halde çok sayıda özgün şarkısının yanı sıra özel “cover”larla Sanremo 2020’ye daha konvansiyonel renkler kattı.

Festivalin üçüncü günü itibarıyla gelen bir eleştiri, her şey mükemmelen zengin ve eğlenceli geçse de, kadınların çok kötü giyindiği şeklindeydi. Önceki yılın şampiyonu Mahmood tarafından yazılmış “Andromeda”yı yarışma kapsamında seslendiren Elodie, Versace imzalı sade ve çarpıcı kostümüyle bu eleştiriyi tek başına tashih etti denilebilir.

Bugün 20’li ve 30’lu yaşlarda olan kitlenin özellikle seveceği popüler kültür göndermeleriyle dikkat çeken Pinguini Tattici Nucleari (Nükleer Tatbikat Penguenleri) adlı grubun şarkısı “Ringo Starr”, isminden de açıkça anlaşılacağı gibi, The Beatles’ın efsane davulcusuna sevgi dolu bir gönderme içeriyordu.

Nükleer Tatbikat Penguenleri

Gençler kategorisinde 21 yaşındaki Leo Gassman birinci gelirken, “8 Mart” isimli şarkısıyla kadın hakları gündemini yakalayan 16 yaşındaki genç kız Tecla finale kadar çıkmayı başardı. Üyelerin isim kombinasyonundan oluşan ilginç adıyla “Eugenio in Viadi Gioia” (Gioia Sokağındaki Eugenio), bu kategorinin daha ilk ayağında “Tsunami” adlı şarkılarıyla elendi, fakat Adriano Celentano gibi dev bir ismin “haksızlığa uğradılar” demesiyle dikkatleri üzerinde toplamayı başardı ve Tsunami sahneyi değilse de sokakları kapladı.

11 Eylül’den, Ortadoğu savaşlarından ve silah endüstrisinden bahseden “l’Eden” (Cennet) adlı şarkısıyla Rancore ise, rap müziğin tesirli bir örneğini vererek dikkat çekti.

Kazanan Diodato ve ‘Bir Ses Ver’ oldu

Diodato

Hayli karmaşık olan oylama formatı var Sanremo’nun. İtalyan mobil iletişim devi TIM’in sponsoruluğunda gerçekleşen etkinliğin yarışma etabı, %34 nispetinde tele-oylarla (internet, kısa mesaj vb. ulaşan halk oyları) şekilleniyor. Yarışan şarkıları söyleyen isimlerin “cover”larla da sahne alması, kıdemli müzisyenler ve gençlerin sahneyi dönüşümlü kullanması gibi unsurlar, 40 saate yaklaşan toplam yayının herhangi bir noktada sıkıcı olmasını engelliyor, “yarışma” boyutu “festival”in önüne geçmiyor. “Cover”lar arasındaki oylamada Tosca’nın İspanyol Silvia Pérez Cruz ile yaptığı “Piazza Grande” düetinin birinci geldiğini ve mutlaka dinlenmesi gereken çok keyifli bir yorum olduğunu ayrıca vurgulayalım.

Nükleer Tatbikat Penguenleri’nin “Ringo Starr” ile üçüncü geldiği yarışmada son ana dek çekişen iki parçanın ortak özelliği, erkek solistler tarafından seslendirilmeleri ve içsel hesaplaşma tatlarına sahip güncel aşk şarkıları olmaları, fakat daha derin sosyal göndermeler eşliğinde de algılanabilmeleriydi.

Francesco Gabbani “Tam Tersi” ile ikinci olurken, Diodato “Bir Ses Ver” ile İtalya’yı EuroVision’da temsil hakkı kazandı. Gerçekten de çok ince beceriler ve ses hakimiyeti gerektiren bir yapıdaki bu parça, şu günlerde İtalya’da herkesin dilinde.

Türkiye’nin kültür politikası

İtalyanların sanata katkısı, yüzyıllardır İtalya sınırlarını aşan bir olgu. Bu yılın dört Oscarlı Güney Kore filmi “Parazit”te bir Gianni Morandi şarkısı dinliyorsak, ya da 1982’de Ertürk Yöndem’in TRT ekranlarına taşıdığı sokak çocuğu “Feliçita Mehmet” Albano’nun ünlü şarkısını kendince söylüyorduysa, boşa değil.

Fakat özellikle son 10 yıldaki kasıtlı kültür politikaları ne yazık ki Türkiye ana akım medyasının gündemini vaktiyle hiç de uzak düşmediği nice sanat etkinliğinden de koparmış durumda.

İçeriden bakıldığında muğlak görünse de, Türkiye’nin tam olarak o karanlık çizgiyi geçip geçmediği, kültür ve sanat ile ilişkisini totaliter rejimlerde müsaade edilen sınırlarla belirleyip belirlemediği, İtalya’da artık pek de tartışma konusu değil.

Ariston Sahnesi

Doğrudan dini ve geleneği hedef alan ama bir yandan da kendi geleneği içinde yürüyen Sanremo benzeri festivallerin, veya, Ortadoğu diktatörlüklerde (de) düzenlenemeyecek olan herhangi bir etkinliğin gerçekleştirilemediği ortamlar, elbette ki “çerezlik” olmayan eserlere beşiklik etmekte hayli zorlanacaktır. Şarkı, TV dizisi, sinema yapıtı fark etmiyor sonuçta; popüler kültürün her damarı ifade özgürlüğünün yokluğuna alıştırılmış kuşakların elinde ister istemez çekingen, cılız, biatçı ve “piyasa işi” bir hâl almaya zorlanıyor.

Bugün Arnavutluk kadar bile entegre olunamayan Sanremo, yaratıcılığı kıstırılmış Türkiye’nin Avrupa sanat gündemiyle ilişkisinin retrospektine konulduğunda, aslında çok şey söylüyor.

Beş geceye yayılan ve toplam süresi kırk saati bulan 70. Sanremo Müzik Festivali’ni internet üzerinden RaiPlay’de halen doya doya izleyebileceğinizi hatırlatalım.

Matteo Lupetti: Sağ kesim ve Sanremo

Asciano’da yaşayan bir yazar ve eleştirmen olan Matteo Lupetti’nin Sanremo’ya dair görüşleri ise şu şekilde:

Büyük futbol şampiyonlarını saymazsak, İtalya’nın en büyük televizyon olayı Sanremo Festivali’dir. Henüz şöhreti yakalamamış gruplar, güfteciler ve besteciler, “Sanremo’luk şarkı yapmak” peşinde koşar. Ki zordur bu, herkesin harcı değildir. Aldığı reklamlarla RAI’ye ciddi paralar kazandırır bu festival. EuroVison’u ise İtalya’da genç kuşaklar dışında pek kimse takmaz. Ne sosyal ve kültürel açıdan, ne de reytingler itibarıyla Sanremo’nun yanına yaklaşamaz EuroVision. Aşırı sağ grupların geçen yıl Mahmood’un kazanmasından rahatsızlık duyduğu doğru. Ancak orada bir acayiplik de var, çünkü bilindiği kararıyla Alessandro Mahmood bir sağ seçmen. Nükleer Tatbikat Penguenleri ve Bugo, bu yılki festivale katılımları öncesinde hayli niş isimlerdi. Artık herkesçe tanınıyorlar. Levante ise niş müzisyenler arasında zaten öne çıkmış biriydi, festivalde ününü pekiştirdi. Albano gibi dünya çapında popüler olmuş isimlerin bunu ciddi biçimde Sanremo’ya borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Ama şu da var ki, hem yetenek hem de şöhret itibarıyla festivalin kuşatamayacağı kadar büyük İtalyan şarkıcılar da var. Örneğin Vasco Rossi, dünya müzik tarihine, en çok sayıda izleyici toplamış konseri veren isim olarak geçmiştir.

Archille Lauro

LGBTI’nin festivaldeki temsiline gelirsek, şöyle ilginç bir durum var: Kostümleri ve tavırlarıyla büyük sansasyon yaratan Achille Lauro, eşcinsel olduğunu kamuya açıklamış bir isim değil. Tiziano Ferro ise bunu yapmış biri ve resmen bir erkekle evli. Aradaki fark ciddi bir şey, zira eşcinsel olmadığı bilinen Renato Zero da sahne performanslarını Achille Lauro’nunkiler gibi kurguluyor. Yani sadece şovun bir parçası bu. Kadın ve LGBTİ gündeminin fazlaca öne çıkarıldığı bir festivale dönüşmesi, özellikle sağ kesimin Sanremo’yu son yıllarda eleştirmesine yol açtı. Festivaldeki bu eğilimin ne kadar ciddi ve içten olduğu da tartışılır. Sahne bulan isimler arasında tacizle suçlanmış kişiler de vardı, Fiorello feminizmle dalga geçti vesaire. Ama bu tür gündeme açıktan cephe alanlar da olduğunu düşünürsek, Sanremo yine oldukça progresif sayılır. İtalyan solunun efsane isimlerinden feminist Serena Dandini’nin sunduğu bir program, geçenlerde tüm bir bölümünü feministlerle dalga geçen kadın bir komedyene ayırdı. Yani aslında bu konularda kimin neyi savunduğu oldukça karmaşık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal