Reklam Reklam

Rant, hile kültürü ve travma

Rant, hile kültürü ve travma

Travma; kalıcı izler bırakıp benliği örseleyen ve çaresizlik duygusu yaratan şoke edici olaylar nedeniyle kişinin ruh hâlinin bozulması diye tanımlanıyor kabaca. Ölüm, şiddet, taciz, istismar, işkence, saldırı, kaza, afetler, hastalık vb. etkenler bir çırpıda akla gelen travma sebepleri. Tabii bunlar, kişiden topluma yayılım da gösterebiliyor.

Konunun daha soyut bir tarafı da tarafı var: Beklentilerin boşa çıkması, savaşların yarattığı ahlâki yozlaşma, ekonomik krizler, özgürlük-güvenlik ikilemi…

Ekonomist ve felsefeci Fred Harrison, konuyu bir adım ileri taşıyarak -pek çoğumuzun demode bulduğu- varoluşsal krizi ekliyor bunlara. Hatta bunu doğuran şeylerin başında ‘hile kültürü’nün geldiğini söylüyor. “Travmatize Toplum” isimli kitabında, varoluşsal krizin tetikleyicisi ve uygarlığı çöküşün eşiğine getiren hile kültürünün ekonomiden siyasete, bilimden günlük yaşama dek birçok alanda egemen kılınmasıyla büyük bir travma yaratıldığını düşünen Harrison, ‘özgür ve eşit bireylerden oluşan toplum’ fikri hayata geçirilemediği için hayal kırıklığı meydana geldiğini de ekliyor.

Güç diyalektiğinin merkezi 

Yoksulluk, âdil olmaktan uzak bir adalet, bilgiyi kullanmama ya da doğru bilgiyi kasıtlı olarak gizleme, demokrasiyi araçsallaştırma, soykırım, savaşlar, kültürel yozlaşma, sömürgecilik, işgaller ve toplumsal hafızayı silme (ya da en hafifinden örseleme) Harrison’ın bahsettiği ‘hile kültürü’yle girişilen eylemlerden bazıları. Bunların zemininde ise yazarın deyişiyle ‘rant’ yatıyor.

Rant; özgünlüğü, özgürlüğü ve adaleti ötelerken haksız kazancı, aşırı zenginleşmeyi, insanlığa karşı suçları, politikayı hizmet değil de rakipleri alt etme yolu olarak algılamayı meşru kılacak her türlü girişimin kapısını sonuna kadar açıyor.

Harrison’ın varoluşsal kriz dediği şeyle en belirgin biçimde İkinci Dünya Savaşı arifesinde su yüzüne çıkan ‘her şey yapılabilir’ ifadesi hile kültürünün yakıtı. Yazar, var olan ile onu görme biçimlerimiz arasındaki farklılıkların da hile kültürünü beslediğini düşünenlerden. Ekonomik, kültürel ve siyasi rant elde etme çabası, günümüz insanının geçmişiyle bağını hem zayıflattı hem de geleceğini tehlikeye attı. Üstelik hile kültürü ve rant, ahlâki yozlaşmışlığın bir sonucu olduğu gibi, onaylanarak ya da hukuki kılıf uydurularak kurumsallaştırıldı. Harrison, “Travmatize Toplum”da daha çok buna kafa yorup meseleye açıklık getiriyor: “Rant, güç diyalektiğinin merkezinde yer alır. Kompleks toplumların yapımında ve sürdürülmesinde pompalanan enerjiyi ölçer. Gelir akışının yönü, bize kültürün gelişimini ya da çürüyüşünü, uygarlığın büyüyüp büyümediğini ya da ölümün eşiğinde olup olmadığını gösterir. Rant kaderini yazarak geçmişin kapsamlı taramasında bir toplumun nerede konumlanabileceğini anlamaya başlarız. Yine de rant, ulusal istatistikçiler ve ekonomistler tarafından kibirli muameleye tabi tutulan bir değerdir. Bu tesadüfî değildir. Rant akışının boyutunu ve yönünü gizlemek, onu arayanların çıkarlarına hizmet eder.”

‘Kültürel yamyamlık’

Manipülasyon, sorunları çözmek yerine örtbas etme görevi üstlenen ekonomi ve yoksullaştırıcı etkisiyle öne çıkan yozlaşma, hizmet ettiği rantı ve hile kültürünü olağan ve hatta analitik hâle getirir. Devletler, daha doğrusu iktidarlar, sevk ve idareyi sağlamak için rantı ve hile kültürünü koruma refleksi geliştirdiğinde Harrison’ın bahsettiği varoluşsal kriz, bireyden topluma doğru genişler. Hileyi kanatları altına alan iktidarlar, kültürü dönüştürerek doğal yaşamı ve toplumsal yapıyı kendi çıkarları doğrultusunda bozup ‘insankırım’ sürecinin uygulayıcısı oluverir.

Bu bağlamda hırsızlık, hem geliri hem de toplumsal yaşamı ve geleceği çalmaya dönüşür, sonra yine rant ve para konuşmaya başlar: “Para, kitlesel yoksulluğa sebebiyet vermekten oluşur. Para, çevrenin suiistimalinden yapılmıştır. Para, ekonomideki istikrarsızlık yayılımıyla beslenir. Bundan elde edilen mali çıkarlar, değişimi önleme amaçlı seferber olmuştur. Diğerleri için bedeli ne olursa olsun, kendi ayrıcalıklarının dokunulmaz kalmasını, çok katmanlı sınırlarla korunmasını beklerler (…) Para, karmaşık bir mevzuat sistemi ve onu kimin cebe indirdiğini kamufle eden fonlama aracılığıyla dolaylı olarak hilekâra yönlendirilir.”

Rant arayışı ve hile kültürü, insanın çevresiyle birlikte biyolojik ve psikolojik kırıma uğratılmasına neden olur. Sistemli özelleştirmeler ya da doğrudan işgaller için başvurulan hileler adaleti, hukuku ve hakları sıfırladığı gibi sosyal evrimi bozarak toplumları çirkinleştirir. Harrison’ın deyişiyle bu edimler, geçmişte ‘kültürel yamyamlığı’ körükledi, günümüzde de körüklemeye devam ediyor.

Rant arayışının patolojisi 

Fred Harrison

Pek çok ekonomik kriz ve onların öncesinde yaşanan siyasi rant kavgaları, Harrison’a göre toplumu ‘keder kaderi’ne mahkûm etti. Üstelik özgür ve âdil toplum idealinin ya da en azından buna ulaşma arzusunun altını oydu. Değer erozyonu, toplumsal yoksulluk ve yoksunluk, yazarın deyişiyle patolojik sorunlar doğurdu ve problemlerden ayrıcalık sağlayanlar bundan kârlı çıkınca insanlık yeni bir travmayla karşılaştı. Buna, etkisini günümüzde bile hissettiren kolonicilikle rant arama kültürü de eklenince travma palazlandı. Harrison’ın ‘sosyal tutsaklık’ diye tarif ettiği travmanın bu yönü, gettolaşmanın ve kültürel yozlaşmanın ana kaynağı hâline geldi.

Yazarın hile kültürü ve rant için açtığı bir başka parantez, üretimden çok tüketme anlayışı. Finansal krizleri izleyen sosyal patlamalarla şekillenip şoklarla yayılan travma ise iktidarlar eliyle siyasi, entelektüel ve ahlâki kusurları örtmek için kullanıldı.

İmparatorluk ve krallıkların rantını elde etmeye çalışanlar ile toprak sahipleri ve demokrasiyi araçsallaştıranlar gibi kendisini ayrıcalıklı görenler, sosyal ve ekonomik krizleri imtiyazlarını artırmak için kullandı. Harrison, insanlık tarihinin bu tür itişmelerle yazıldığını anlatmak istercesine örnekler verip yorumlar yaparken gücü ele geçirme ya da iktidar olma arzusuyla yanıp tutuşanların yarattığı düzene dikkat çekiyor. Hilekârların gördüğü sürreal rüyadan doğan sistem, fukara suiistimallerini artırmaktan başka bir şey değildi; yazar, halk kültürünü komaya sokan rant amaçlı hırsızlık yüzünden bunun da bir travmaya dönüştüğünü hatırlatırken söyle diyor: “Çağımızın büyük krizlerinin çözümü biliniyor ama rant arayışının patolojisi demokratik kurumları, dini hisleri ve ticari pratikleri tehlikeye atıyor. Hile kültürü, siyasi ve ahlâki müesseseleri temsil eden failleri seçiyor.”

Harrison’ın önerisi 

Üretilen hile endeksi, yine rantla toplumun sağlığını ve kültürünü birbirine bağlayan bir düzen yaratırken Harrison’a göre gücünü korumak için bilginin önünü kesmeyi kendisine görev bilen fedailer insanlığın başıma musallat oldu.

Bastırılan bilginin kirletilerek karartılması, yazarın da dediği gibi hile kültürünün kök salmasını ve sistematik sömürünün sürmesini sağlıyor. Harrison, bu noktada ekonomistliğini konuşturuyor; kullandığı ifade ilk bakışta çok teknik gibi görünse de hepimizin yaşadığı bir pratiği anlatıyor aslında: “Hükümetler, rantları hizmetleri fonlamada kullanmakta başarısız olunca gelir, kültürü yozlaştırmaya başlar. Üretim ve istihdamı bozup eylemler için bir tetikleyiciye dönüşür. Devlet hazinesi için tahsil edilerek toplumun birincil otomatik sabitleyicisi olarak görev alması sağlanır. Üretkenlik artırıldıkça rantlar da hızla artar. İyi haber, eğer o gelir akışı ortak çıkar için kullanılırsa durum sevindiricidir. Kötü haber, eğer rantlar spekülatörlerin cebine girerse durum berbatlaşır.”

Kötüye gidişi durdurmak için Harrison’ın önerisi, uygarlığın doğru kullanamadığı eski halkların ve klasik filozofların bilgilerine başvurmak; birinin raydan çıkması hâlinde zincirleme etki yaratacak ekolojik-toplumsal-ekonomik vagonları dengede tutmanın yolu bu.

Bir tedavi fikri 

Rant arayışının, doğal düzene nihilist bir saldırı olduğu dünyada uygarlık insanlığın mezarına dönüşebilir. Harrison’a göre üretim ve tüketimi dengelemek için yapılması gerekenlerin başında, devlet destekli hilenin sonlandırılması yer alıyor. Hatta hemen herkesin diline pelesenk olan Üçüncü Dünya Savaşı’nı engellemek için de zorunlu bu. Tabii bu arada hile kültürünün uygulayıcılarının, ‘diğer insanların bölgelerine el koy ve yoluna çıkan herkesi yok et’ düsturunu benimsediğini hatırlamalıyız.

Harrison, aslında insanlık tarihini özetlerken çoğunlukla bakmayı unuttuğumuz veya cambaza (‘gelişmişlik göstergelerine’) bakarken görmeyi atladığımız birkaç noktaya yoğunlaşıyor. Bunlardan ilki rantın, kültürel yozlaşmaya ve insanın doğayla, hatta tarihle arasına mesafe koymasına yol açması. İkincisi, hile kültürünün olağanlaştırılarak suça yasal zemin hazırlanması.

Travma yaratan bu iki durumu, uygarlığın sorunlarının kaynağı olarak gören Harrison, farklı disiplinlerin (ekonomi, sosyoloji, psikoloji vd.) koyacağı teşhisleri ve mevcut durumu düzeltme çabalarını önemsiyor.

Bir başka deyişle ‘sıradan’ görülen bu iki duruma karşı, eleştirel tavır takınma esasına dayanan çözüm önerilerinin peşine düşüyor. Yazarın, uzak ve yakın geçmişi anlatırken geleceği kurtarmaya dair ortaya koyduğu fikirlerden en önemlisi şu: “Kişisel travmayı, kültürel ve çevresel meselelere bağlayarak bir bireyin sağlığını kazanmasını istiyorsak aynı zamanda insanın, doğayla ve kültürle ilişkisini tedavi eden multi-disipliner bir yaklaşıma ihtiyacımız var.”

Harrison haklı.

Travmatize Toplum, Fred Harrison, Çeviren: Duygu Yeniçınar, Ayrıntı Yayınları, 336 s. 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal