Palyaçoların komik ve hüzünlü tarihi

Palyaçoların komik ve hüzünlü tarihi

Latince ‘pallium’ (giysi, cübbe) kökünden türetilen ve İtalyancadaki ‘pagliacco’ (bostan korkuluğu, soytarı) sözcüğünden gelen ‘palyaço’; güldüren, şaşırtan ve abartılı hareketleriyle ilgi gören, renkli ve grotesk bir performans öznesi olarak öne çıktı. Bohem, aklı başında ve şapşal gibi kategorilere ayrılan palyaçolar geçmişten bugüne, hem saf ve insancıl hem de ortalığı karıştıran parodi kişilikler biçiminde saraylarda, sokaklarda, sahne ve sirklerde boy gösterdi.

ABD’li sosyolog Peter Berger, ‘seslendiği ve performansını sergilediği kitleye metafizik nüveler veren palyaçolar, kamusal ortamda kimi zaman dinsel öğeler barındıran kimi zaman illüzyon yaratan eylemleriyle dikkat çekti’ diyor.

“Palyaçonun Tarihi”; Antik Yunan’dan günümüze dek gelen bu özneleri anlatırken onların eylemlerinin tarihsel bağlamda değerlendirildiği bir çalışma.

Saraylardaki ve sokaktaki palyaçolar

Palyaçoların, antik dönemlerden bu yana günlük yaşamın bir parçası olduğunu unutmamak gerek. Kitaptaki not, Antik Mısır’dan Afrika’ya ve Çin’e kadar geniş bir coğrafyaya uzanan palyaçoların tarihinin çok eskiye dayanmasına rağmen ‘palyaço’ kelimesinin ancak on altıncı yüzyılda kullanıldığını hatırlatıyor. Tanrıların taklit edilmesi, hükümdarların ve kralların eğlendirilmesi, palyaçoların bu dönemdeki başlıca ‘görevi’ olarak öne çıkıyor.

Gösterilerinin merkezine pantomimi yerleştiren ve aktörlere öykünen palyaçolar, bazen kurgulanmış kavgalara tutuşuyor bazen de imalı ve bilmeceli cümleleriyle izleyenlerle zekâ oyunları oynuyordu. Soytarılık da bu gösterinin bir parçasıydı elbette. Kitapta, nüfuzlu kişilerin ve sarayların, ucube ve soytarı palyaçoların hamiliğini üstlendiği, ‘Tanrıların özel güçler bahşettiğine ve uğur getirdiğine inandığı için’ ahalinin onlara nazik davrandığına dair tarihi bir bilgi yer alıyor.

Palyaçolar, hem sergilediği gösteriler hem de kendileriyle ilgili anlatılan hikâyeler sayesinde birer halk kahramanına dönüşüyor. Tarihî kayıtlar daha belirgin ve sağlıklı hâle geldikçe palyaçolara ilişkin bilgilerimiz artıyor. Kitapta bunu hatırlatan bir not var: “Basılı malzemelerin özgürce dolaşımda olmadığı dönemde (ve birçok insanın okumayı bilmediği bir zamanda) soytarılar başka kimsenin sahip olmadığı konuşma özgürlüğünü temsil ediyordu. Tahta olan yakınlıkları onlara hatırı sayılır bir derecede güç sağladığı için kraliyet içinde dostları ve düşmanları vardı.”

Fakirken sarayda hükümdara yakınlığı sayesinde, kariyerini bir tefeci ve toprak sahibi olarak tamamlayan ya da kralın himayesine giren akademisyen soytarılar da çıkıyor karşımıza.

Bildiğimiz palyaço ‘formu’ ise tarihteki bu örneklerin bir tür evrimi gibi âdeta: “Zamanla gelenekler, zevkler ve ekonomi soytarıyı silip süpürmüştür ancak modern palyaçolar, kraliyet soytarılarının soyundan gelmez. Palyaçoların kökeni; halk soytarıları, sokak göstericileri, aktörler, mim sanatçıları ve maskelilerdir.”

Bahsi geçen evrimi yaratan kişi, bugünkü palyaço kültürüne kimlik kazandıran Joseph Grimaldi, nam-ı diğer ‘Joey’di. Grimaldi, pantomim ve makyajla, jest ve mimikleriyle gösteriler sergilediğinde, kendisinden sonra gelenler tarafından bu kadar çok taklit edileceğini bilemezdi elbette.

Joseph Grimaldi

Günlük yaşamın içinde ve dışındaki sirkler

Palyaçoluğun tarihinin, bir bakıma sirklerin tarihi olduğunu da unutmamak gerekiyor. Roma İmparatorluğu’ndan günümüze bir yay çizilen kitapta, sirklerden şimdilerin sokak sanatına dek uzanan bilgiler yer alıyor.

Günlük yaşamın hem dışında hem de içindeki sirklerin renkli, rekabetçi ve eğlenceli ortamı; binicilerden akrobatlara, sihirbazlardan palyaçolara dek pek çok kişinin gösteri, performans ve eğitim alanıydı.

Palyaçolar, sirklerde bazen ara bazen de ana gösterileriyle yer alırken enstrüman çalıyor, jonglörlük yapıyor, tabak çeviriyor, absürt hâl ve hareketleriyle ilgiyi üzerinde topluyordu. Daha sonra çeşitlendiler; Beyaz Suratlı, Auguste (aptal, şapşal) ve karakter palyaçolar türedi.

1929’da başlayan ve yaklaşık on yıl süren Büyük Buhran; Avrupa’da ve ABD’de, 1800’lerden 1900’lerin ilk yarısına dek hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen palyaçolar için önemli bir kırılma noktasıydı. Kitapta bununla ilgili bir anekdot yer alıyor: “Büyük Bunalım sırasında işsizlik ve evsizlik hiç görülmediği kadar yükselmişti. Bu gelişme Avrupa’da aylak palyaçoları ortaya çıkardı. Charlie Chaplin bunların ilki ve en iyi bilineniydi. Yüzyıl sona erdiği sırada İngiltere’den ABD’ye seyahat eden Chaplin, sinemanın gelişimini tam zamanında yakalamıştır: 1890’larda sinemanın gelişmesi, palyaçolara daha önce olduğundan çok daha büyük bir alan tanıdı. Sirklerde ve müzikhollerde öğrenilen kabiliyetler sinema ekranına adapte edilmişti.”

‘Joey’lerin absürt ve ironik yaşamı

İkinci Dünya Savaşı sırasında, neredeyse duran kültürel ve sanatsal etkinliklerden, sirkler de payını almıştı. 1945 sonrasında, sirkler hâlâ buhran içindeyken palyaçolar; alışveriş merkezlerinde, partilerde, şirket açılışlarında, çocuklara yönelik organizasyonlarda, konserlerde, kısıtlı sayıda sahne gösterilerinde ve televizyonlarda görülmüştü.

O dönemden bugüne palyaçoların etkinliklerinin bazı farklarla nasıl sürdüğü kitapta şöyle aktarılmış: “Palyaçolar hâlâ tüm dünyada insanları eğlendirmeye devam ediyor. ABD’de ve Kıta Avrupası’nda palyaço geleneği gücünü hâlâ korurken İngiliz palyaçolar geleneksel sirk köklerinden uzaklaşıp kendilerine çocuk partileri, alışveriş merkezleri, kütüphaneler, kiliseler, hastaneler, galalar, düğünler, vaftiz törenleri, okullar ve hatta hapishanelerde bile sahneler yaratmıştır.”

Palyaçoluğun ve palyaçoların tarihini anlatan metinde, bu işe gönül vermiş pek çok kişinin ismi geçiyor; Stan Bult, Edward Graves, Nicolai Poliakov, Chester Field, Harold Whitely, Albert Austin, Trevor Bale, Jack Gough, Tom Belling, Dickie Pierce, Archy Armstrong’un yanı sıra tüm palyaçoların ‘Joey’ adını almasını sağlayan, ‘Avrupa palyaçoluğunun babası’ sayılan ve hayatı boyunca sirkte bir kez bile gösteri sergilemeyen Joesph Grimaldi…

“Palyaçonun Tarihi”; güldüren, eğlendiren ve şakalaşan palyaçoların, neşeli olduğu kadar hüzünlü ve kimi zaman trajedilerle örülü yaşamını, imza attıkları absürtlükleri, toplumdaki saygın konumlarını ve mesleklerinin hakkını vermek için nasıl çabaladıklarını anlatan bir metin. Kitapta palyaçoların mizah tarihine katkısıyla birlikte, mizahın konusu hâline gelişine dair hikâyelerin yanı sıra on yıllardır onlara duyulan saygının bir işareti olarak hayat verilen kurumların kısa bir tarihçesi ve düzenlenen etkinliklere ilişkin bilgiler de yer alıyor.

“Palyaçonun Tarihi”, Yayına Hazırlayan: Şenol Erdoğan, Çeviren: Anıl Karol, SUB Yayın, 32 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal