Özgürlüğünden uzaklaşan performans öznesi

Özgürlüğünden uzaklaşan performans öznesi

Birbiriyle bağlantılı kitaplar kaleme alan Byung-Chul Han’ın şimdiye kadarki metinlerini kısaca özetlemek gerekirse yazar “Yorgunluk Toplumu”nda, sosyal ilişkilerin en alt seviyeye indiği angarya düzeninde, yaşamın sürekli güncellendiği ve kişilerin bildirim bombardımanına tutulduğunu, böylece hemen herkesin kronik depresyonun pençesine düştüğünü anlatmıştı. Han, ‘şimdi’de yaşamak zorunda kalan insanın, sonu gelmeyen bir hiperaktiviteyle sürüklenip gittiğini söylemişti.

“Şiddetin Topolojisi”, Han’ın ‘başarı’ ve ‘performans’ ile köşeye sıkıştırılan bireyin, kendisine karşı giriştiği şiddet eylemlerini örneklerle açıkladığı bir metindi. Hayatta kalmak için şiddeti içselleştiren insanın, kurbanken fail de olduğunu hatırlatmıştı yazar.

“Şeffaflık Toplumu”nda ise kendisini sanal ortamda saydamlaştıran ve hiçbir şeyden geri kalmamak için tüm yolları deneyenleri anlatan Han; görünürlüğün engellenemez çekiciliğine kapılan kişinin, ifşa ettiği benliğini tüketime açtığını söyleyip herkesin herkesleştiği bu ortamda tutku fakirliğinin ve çoraklığının baş gösterdiğini belirtmişti.

Han, “Zamanın Kokusu”nda, hızlandığı iddia edilen zamanın, eksik ve bozuk şekilde algılanışını anlatırken etkin yaşam (vita activa) ile derin düşünce (vita contempletiva) arasındaki gerilimin ortadan kaldırılmasıyla bugün yaşanan pek çok sorunu aşma yolunda önemli bir adım atılacağını savunmuştu.

“Psikopolitika”, kişileri sadece oy olarak gören ve onlara siyasi söylemlerin satılacağı tüketici diye niteleyen politik sistemin, kültürel ve ruhsal labirentini anlatan bir kitaptı. Yazar, fark ettirilmeden insanların özgürlüğüne set çekilişini tarif ederken onları Büyük Veri’nin bir parçası hâline getirildiğini ortaya koyup veri ve enformasyona dönüştürülen hayatı ‘niceliksel benlik’ kavramıyla beraber açıklamaya girişmişti.

Satır aralarında önceki metinlerine göndermeler bulunan yeni kitabı “Eros’un Istırabı”nda Han, aşk-düşünme-eylem bağlantısını yine bir toplum eleştirisi ekseninde incelerken narsisizmden arzuya, Özne-Başka geriliminden çıplak ve pornografik yaşama dek pek çok alana girip çıkıyor.

Neoliberal rejimin hilesi

Bir şeylerin sonunu ilan etmeye meraklı kalabalık kitlenin bir üyesi 1990’ların başında ‘tarihin sonu’ demişti. Bu söylem kısa zamanda eskitildi.

2000’lerin ilk yarısında ‘sanatın sonu geldi’ diyenler çıktı; evet, sanat epey biçim değiştirdi, evvelki hâlinden eser kalmadı ama ölmedi.

Han da şimdilerde ‘aşk bitti’ diyenlere her zamanki şüpheci tavrıyla yaklaşıyor; ‘aşkın sonu’ belirlemesine katılmamakla birlikte bir kriz yaşandığını kabulleniyor. Hatta aşkın özü ‘Başka’nın aşındırılmasının, bu krizi yaratan ve derinleştiren etken olduğunu söylüyor.

Pek çok şey gibi ‘Başka’ da tüketim nesnesine dönüştürülünce ‘kendi gölgesinde boğulan’ narsisistlerden oluşan bir toplumun sınırları giderek genişliyor. Böyle bir toplumda, kendisini referans almaktan bitap düşen narsisist özne, kaçınılmaz biçimde depresyona giriyor.

Han’a göre depresyonun olduğu yerde Eros, bir adım geri çekiliyor; başarı peşinde koşan narsisist özne, ‘Başka’ olanı unutunca buhranı enikonu koyulaşıyor.

Eros ise özneyi narsisistik cehennemden çıkarmanın yollarını bulmayı kolaylaştırabilecek bir konumda; Han’a göre o, ‘Başka’yı deneyimleme olanağı sunarak kişiyi ‘Aynı’nın Cehennemi’nden çıkarmaya teşvik edebilir.

Verim, başarı, proje ve ‘yapabilirsin’ düsturuyla kişiyi harekete geçirip ‘motive etmenin’ esas olduğu günümüzde, kendi kendisinin girişimcisine dönüşen performans öznesi, Eros’un ıstırabını biraz daha belirginleştiriyor: “Becerebilirsin, performans öznesinin düpedüz bin bir parçaya ayrılmasına yol açan muazzam baskılar üretir. Kendi kendine uyguladığı baskı, ona özgürlük olarak görüneceğinden aslında ne olduğunun farkına varamaz (…) Neoliberal rejim, baskıcı yapısını, kendini artık ‘tabi olan özne’ şeklinde değil de planlanacak bir proje olarak kavrayan tekil bireyin görünürdeki özgürlüğünün ardında gizler. İçinde yaşadığımız rejimin esas hilesi işte budur. Dahası, başarısızlık kişinin kendi suçudur ve bu suçu artık hep yanında taşıyacaktır. Kendi başarısızlığı için suçlayabileceği hiç kimse yoktur (…) Eros, ‘Başka’yla başarının ve becerebilmenin dışında kurulan ilişkidir.”

Sağ kalma ekonomisi ve Eros

Aşkı cinselliğe ve ‘başarı’ya indirgeyen sistem, Han’ın vurguladığı ıstırabı bedenin sergilenmesi ve ona sahip olma düşüncesiyle, uyarımla ve cinsel tüketimle artırıyor. Dijital ve sanal ‘sınırsızlık’, kişinin ‘Başka’yla arasındaki mesafeyi kaldırdığına dair bir yanılsama yaratarak aslında ‘Başka’nın silinme sürecini hızlandırıyor. Yazarın ifadesiyle ‘uzaklığın (mesafenin) feshedilişi, yakınlık üretmiyor aksine onu yok ediyor; yakınlık yerine bir mesafesizlik çıkıyor ortaya.’ Dolayısıyla inciticiliğiyle, tutkuyla ve aniden gelişiyle tanımlanan aşk hızla örselenip bir ‘coşku’ya ve ‘uyarım’a dönüştürülüyor. Başka bir deyişle aşk bir ‘iş’, ‘görev’ ve ‘performans’ gibi algılanıyor.

Tüketim kültürüne itilen aşk, Han’a göre aşılılığından ve deliliğinden soyutlanarak ‘risksiz ve tehlikesiz’ bir meta ya da ürün hâline getirilip ‘evcilleştiriliyor.’ Diğer bir deyişle bugünün aşkı, ‘her türlü aşkınlıktan ve ihlalden yoksun.’ Aşırılıkla ve sınır aşımıyla bilinen Eros’un ıstırabını katlayan bir başka yaklaşım da bu işte: Çıplak yaşama ve salt çalışmaya odaklanan performans öznesinin erotik arzulardan, dolayısıyla özgürlükten uzaklaşması…

Han, bunu biraz daha arıduru hâle getiriyor şu satırlarıyla: “Herkesin kendi kendisinin girişimcisi olduğu bir toplumda, bir sağ kalma ekonomisi yürürlüktedir. Bu ekonomi, Eros’un ve ölümün yok-ekonomisiyle taban tabana zıttır. Gemi azıya almış Benlik ve performans itkileriyle neoliberalizm, Eros’un tamamen ortadan kalktığı bir toplumsal düzendir. Ölümün negatifliğinin boyun eğdiği pozitif toplum, tek derdi ‘süreksizlik içinde sağ kalmayı güvence altına almak’ olan ‘çıplak yaşam’ın toplumudur. Bu köle yaşamıdır. Bu çıplak yaşamı sürdürme ve sağ kalma derdi, gayet karmaşık bir olgu olan bütün canlılığından mahrum bırakır yaşamı.”

Hesaplanabilirlik ve ‘Başka’ya duyulan arzu

Dünyanın pornografikleşmesi, Han’a göre hem cinselliğin hem de aşkın kutsallığını bozuyor. Ritüellerden ve kutsanmışlıktan arındırma, söz konusu bozuluşu tetikleyen en önemli nedenler. Kutsal erotiğin tahribatı, yazarın deyişiyle aşkı sadece sahnelenebilir kılıyor; baştan çıkarmalar, şaşırtmacalar ve yanılsamalar kaybolup gidiyor.

Belirli yaşam biçimlerinin dayatıldığı, belli arzuların tetiklendiği,  metalar ve medya aracılığıyla hayal gücünün baskı altına alındığı ‘kültürel’ ortamda, aşkın pornografikleştirilmesine ve erotiğin içinin boşaltılmasına şaşırmamak gerek. Nitekim Han, bundan yalnızca aşkın değil, belirlenmiş mekânlara itilip özniteliği silikleştirilerek piyasa şartlarına uydurulan fantezinin de payını aldığını düşünüyor. Hiper-görünürlük esas olunca sınırlar ve eşikler yitip gidiyor; şeffaflığın hâkimiyeti, yok ettiği ‘Başka’ya dair fantezileri, Aynı’nın Cehennemi’ne itiyor.

Han’a göre, Eros arzu, akıl ve gözüpeklikten birine indirgenmemeli. Neoliberalizm ise salt arzu hâline getirdiği Eros’un gözüpekliğini silip süpürürken ‘Başkası’nı da ‘Biz’i de ortak eylemi de itinayla yok ediyor.

Yazar, Eros’un siyasal ayaklanmalar için bir enerji kaynağı olduğunu belirtirken bahsi geçen üç niteliğe bir kez daha gönderme yapıyor. Buradaki espri, Eros’un nüfuz etmediği her eylemin bir ‘iş’, ‘performans’ veya ‘Aynı’yı üretmeye yarayacak bir edim olarak kalması. Han’a göre Eros’un ötelenmesi, ‘katıksız çalışma’dan başka bir sonuç doğurmaz; bu noktada hesaplanabilirlik, her şeyin belirleyicisine dönüşür. Ruh ve arzu kaybolurken şehvet ve çalışma bütünleşir.

Enformasyonun, bildirimin, beğeninin, çalışmanın ve performansın gürültüsü içinde düşünce, arzu ve akıl kirlenirken Han’ın ifadesiyle ‘dönüştürücü Eros’tan yoksunluk’, mevcut ortamı tanımlamada bize yardım edebilir: Logos’la Eros’un birbirinden kopuşu da denebilir buna: “Düşünebilmek için bir dost, bir âşık olmak gereklidir. Eros olmadan düşünce bütün canlılığını ve huzursuzluğunu kaybederek tekrara düşer, gerici bir hâl alır. Eros, atopik ‘Başka’ya duyulan arzuyla düşünceyi cesaretlendirir.”

“Eros’un Istırabı”, Byung-Chul Han, Çeviren: Şeyda Öztürk, Metis Yayınları, 62 s.            

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal