‘Notaların anlamına nüfuz eden’ Gomidas

‘Notaların anlamına nüfuz eden’ Gomidas

26 Eylül 1869’da Kütahya’da başlayan yaşamı, 20 Ekim 1935’te Villejuif’te son bulan Soğomon Kevork Soğomonyan, namı-ı diğer Gomidas Vertabed; rahip, müzisyen, besteci ve eğitimci olarak hem Ermeni halk müziği hem de dünya kültür ve sanat tarihinde önemli bir iz bıraktı.

Berlin’de aldığı doktora derecesinden sonra derlemeleriyle, araştırmalarıyla ve yazdığı notalarla mikologluğunu perçinleyen; 1900’lerin başından itibaren Ermeni müziğini dünyaya tanıtma ve diğer halk müzikleriyle ilişkisini ve bağlantısını araştırmaya yönelen Gomidas, Venedik, Bern, Berlin, Lozan, Bakü ve Kahire’de konserler verirken Anadolu köylerinde dolaşarak ezgiler toplamıştı.

İleriki yıllarda ise geleneksel Badarak melodilerinin çoksesli versiyonlarından ilahiler besteleyip üç yüz kişiden oluşan Kusan (Ozan) isimli bir koro kuran Gomidas, İstanbul’da hem solo hem de Kusan’la birlikte konserler düzenledi. Bunlardan bazılarını İttihatçılar ve Türk Ocağı temsilcileri de izledi. Fakat kısa süre sonra, 24 Nisan 1915’te, pek çok Ermeni aydınla birlikte tutuklanıp Çankırı’ya sürgün edildi.

ABD Büyükelçisi ve Mehmet Emin Yurdakul’un çabalarıyla kurtarılan Gomidas, Çankırı’dan geri dönebilen on iki kişiden biriydi. Bu tarihten sonra ruhsal gel gitler yaşayan sanatçı, 1919’da arkadaşlarının tavsiyesiyle Fransa’ya gitti; o dönemden ölümüne dek neredeyse hiç piyano çalmadı, beste yapmadı.

Dünyanın dört bir yanında Gomidas’ın doğumunun 150. yılında anma ve saygı etkinlikleri düzenlendiği, müziğinin ve araştırmalarının öneminin anlatıldığı bugünlerde okurla buluşan; Melissa Bilal ve Burcu Yıldız’ın yayına hazırladığı “Kalbim O Viran Evlere Benzer” başlıklı kitap, sanatçının değişik coğrafyalarda (Osmanlı İmparatorluğu, Rusya, Almanya…) sürdürdüğü çalışmalarını, bunlara dair kaynakları ve tarihsel arka planı aktarıyor.

Gomidas’ın Vağarşabad’dan Kütahya’ya yolculuğu sırasında uğrayıp konserler verdiği Batum’da çekilmiş bir fotoğraf, Mayıs 1910.

Öte yandan, Gomidas’ın yazışmaları, Anadolu’da derlediği halk ezgilerine ilişkin fikirleri, fotoğraflar, belgeler ve İstanbul yıllarındaki anıları yer alıyor kitapta.

‘Kendine özgü bir sanatçı’

Gomidas’ın beste ve derlemeleri, insanın hüzünlü ve derin hâlini yansıtan, resmî tarihi aşıp dinleyeni, sözlü ve melodik tarihle buluşturan, bir yanı boşluklar barındıran yaşama, diğer yanı sesin ulaşabileceği zirveyi gösteren bir müziğe karşılık geliyor.

Şahan Arzruni, Gomidas’ın bıraktığı kültürel mirası anlatırken şöyle demişti: “Gomidas olmasaydı bugün Ermeni müziği, bambaşka bir görünüme sahip olurdu desek abartmayız. Güçlü iletişim çerçevesinde ve ustalık ürünü olağanüstü bir işçilikle; dünyaya ve geçmişe dönük bir pencere açarken gelecekle de köprü kuran bir bakış getirdi o. Gomidas’ın müziğinde Debussy’nin şiirsel yaratıcılığı, Bartok’un güçlü mantığı, Satie’nin süssüz cazibesi ve Anton Webern’in anlatımcı sadeliği bir araya gelmişti. Yine de büyük usta, tamamen kendine özgü bir sanatçıydı.”

Arzrui’nin ‘kutlu bir ayin’, ‘pastoral bir tören’ ve ‘Ermeni halkının kulağa ulaşan kalp atışları’ diye tanımladığı bu müziği Bilal ve Yıldız, hem müzikolog gözüyle teknik bir biçimde hem de tarihsel ve kültürel açıdan birincil kaynaklardan yararlanarak inceliyor.

Bilal ve Yıldız, Gomidas’ın müziğine, onun kültürel fonuna ve makalelerine yoğunlaşarak bir bakıma Cumhuriyet öncesi halk müziği araştırmalarına katkıda bulunmayı hedefliyor. 1910-1915 arası yazdığı mektuplar ise sanatçının müziğini ve besteciliğini şekillendiren olayların tarihî belgeleri âdeta.

Gomidas, İskenderiye’deki korosuyla birlikte, Haziran 1911.

Söz konusu mektuplardan birinde, yeteneğinin ve nereden geldiğinin farkında olarak gözlerinin kamaşmadığını belirten, müzik eğitimi almasını sağlayanlara şükranlarını sunan Gomidas’la karşılaşıyoruz. Bununla birlikte, Ermeni müziğini yeniden duymasına ön ayak olan yolculuklardan bahseden sanatçı, Birinci Dünya Savaşı’nın işlerini durgunlaştırdığını da anlatıyor arkadaşlarına.

Devam eden konserlerini izlemeye gelenlerin fazlalığından duyduğu sevinç ve o dönemki umudu da yansıyor satırlarına: “Memnuniyetle söyleyeyim, konserlerime tüm konsolosluk temsilcileri gelmişti. Defalarca beni yanlarına davet ederek övdüler. Hepsi de sanatıma hayran. Söylemeye gittiğim kiliselere de sürekli yabancılar geliyor (…) Ermenilerin insanlığa faydalı bireyler olduğunu göstermek için yaratıcı güçlerini sergilemenin zamanı geldi. İstikbalimizin ve kurtuluşumuzun tek yolunun bu olduğunu düşünüyorum.”

Din adamlarının kazdığı hendekler

“Kalbim O Viran Evlere Benzer”in bir başka önemli özelliği, dostlarının Gomidas’la ilgili anlattığı hatıraların bir bölümünü okurla buluşturması. Anadolu’dan Berlin’e, Rusya’dan İstanbul’a ve Fransa’ya uzanan müzikal yolculuğuna, derlemeciliği ve besteciliğine dair anekdotlar, halk şarkılarını yazılı hâle getirip notaya döktüğü dönemler, 1915 ve sonrasındaki suskunluğu, bu belgelerden yansıyanlardan bazıları. Aynı zamanda öğrencileriyle kurduğu sıcak ilişkiler, öğretme ve öğrenmeye adadığı hayatı, araştırmacı kişiliği ve müzik aşkı, söz konusu dönemin öne çıkan diğer başlıkları.

Harabelerdeki Ermeni müziğini gün ışığıyla buluşturmak için çalışan Gomidas’ın pek bilinmeyen yönlerinden bahsetmiş Hraçya Acaryan: “Gomidas cesur bir dansçıydı. Aynı zamanda komedi oyunculuğuna da yatkınlığı vardı. Taklit etme ve lehçeleri aynen kopyalama yeteneğine sahipti. Okulda kendi aramızda toplandığımızda, ricamız üzerine, memleketinden bildiği Türk oyun havalarını söyler ve dans ederdi. Bizim için çok eğlenceliydi. Parmak şıklatmalarına ve türlü türlü salınımlarına alkışlarla eşlik ederdik. Okuldaki öğretmenler arasında en ünlü dansçıydı. Cesur, atik, ağır salınımlı veya kılıçlarla yapılan erkek danslarından köylü kadınların barlarına (dans) kadar, hepsi kendilerine özgü iniş çıkışlarıyla, el ve vücut hareketlerinin zarif ifadesiyle sonsuza kadar hatırlanacak.”

Gomidas ve Kusan Korosu, İstanbul Tepebaşı’ndaki Petit-Champs Kışlık Tiyatrosu’nun bahçesinde

Ağavni Mesrobyan, Gomidas’ın özgün Ermeni müziğini İstanbul Ermenilerine tanıtma, bu şehirde bir konservatuvar açma ve Ermeni müziğini kitlelere sunmak için koro kurma gibi üç önemli amacı bulunduğunu, bunları gerçekleştirmek için İstanbul’a yerleştiğini anlatıyor. Bu sayede müziği Avrupa’ya taşınan Gomidas, art arda konser teklifleri alıyor.

Panos Terlemezyan ise acı bir gerçeği hatırlatıp tarihe not düşmüş: “Gomidas’ın çalışmaları mücadele etmeden huzurla ilerlemiyordu çünkü hiçbir işe yaramayan ve toplum için de zararlı olan din adamlarının çoğu, ne yazık ki bir başka din adamının bir şeyler yapmasına, kitlelerin seviyesini yükseltmesine tahammül edemiyordu. Gomidas, ilk konseri başlamadan önce Patrikvekili Gevont Başrahip Turyan’dan bir yazı aldı. Yazıda, ‘Kilise ayinine ait kutsal şarkıların Petits Champs gibi dünyevi bir sahnede icra edilmesinin Ermeni Kilisesi’nin kutsal kurallarına ve âdetlerine tamamen ters olduğunu siz saygıdeğer rahibe üzülerek bildiriyor, programınızın o kısmını icra etmenizi yasaklıyoruz’ diyordu. Ruhani Meclis de Gomidas’ı ‘yola getirmek’ için kararlar çıkarıyordu. Hatta ünlü şarkıcı Armenag Şahmuradyan’ın, Gomidas eşliğinde kaydettiği gramofon plaklarının yasaklanması için polise ihbarda bulunmuştu…”

Gomidas’ın tarihyazıcılığı

‘Notaların anlamına nüfuz etmeye çalışan’ Gomidas, kilise müziğiyle dünyevî müziği buluşturmuş, halk ezgileri araştırmalarıyla tarihyazıcılığına soyunmuştu. Anılar ve mektuplarıyla birlikte, kaleme aldığı makaleler bunun bir yansımasıydı.

Gomidas ve öğrencileri, İstanbul 1914. Soldan sağa_ Hayg Semerciyan, Mihran Tumacan, Vartan Sarkisyan, Ardaşes Abacıyan, Vağarşag Sırvantzdyants, Parseğ Ganaçyan.

Kökeninden başladığı Ermeni müziğinin notasyonuna dair ortaya çıkardığı hakikatleri ve doğru bilinen yanlışları yazan Gomidas, rahat bırakılıp çalışmayı ve alanıyla ilgili araştırmalarını derinleştirmeyi istediğini belirtiyor bir makalesinde. Bunu da bir noktaya kadar gerçekleştiriyor: Ermeni ezgilerinin gelişiminden, dans şarkılarının karakterine, etonasyondan şarkı söyleme üsluplarına, vokal tekniklerinden köy ezgilerine, enstrümantal formlardan besteleme biçimlerine, halk şarkılarındaki lehçelerden kilise ve halk müziği karşılaştırmalarına dek pek çok teknik konuya dair makaleler kaleme alıyor.

Melissa Bilal, mirasına bir bütün olarak baktığında Gomidas’ın, ‘Ermeni müziğinin varlığını ve özgünlüğünü ispat etme çabasının’ belli önyargıları kırmakla kalmadığını, o dönem Avrupa’da ses getiren çalışmalara imza attığını söyleyip bir soru soruyor: “Bir imparatorluk aydını olan Gomidas, çalışmalarını nasıl yerelleştirmişti?” Bilal, bu soru bağlamında bestecinin çalışmalarının, ‘müzikal varlık-yokluk meselesini, toprak ve iktidar ilişkileriyle doğrudan görünür kıldığını’ belirtiyor.

Burcu Yıldız ise Gomidas’ın müzik araştırmalarının ve bestelerinin tarihî yönüne atıf yapıyor: “Gomidas’ın araştırmalarının ve icralarının, şüphesiz önemli düzeyde tarihsel bilgiyi ve hafızayı aktardığını kabul etmekle birlikte, dönemi içinde yeniden inşa edilmiş bir sanatsal estetik kurguladığını, bu estetiğin yeni bir müzikal otantisite yarattığını fakat bunun oldukça eski çağlara dayanan katışıksız bir özü yansıtamayacağını ifade etmek gerekir. Otantisite aslında bir atıftır. Geleneğin belki de en önemli ayırt edici yönlerinden biri, özneler tarafından bir seçime tabi tutulmasıdır. Otantisite, geçmişi referans alsa da geçmişe yüklenen değer, yargı ve nitelikler, onun tanımladığı an, yani bugün yapılır. Otantisite, geleneğin şimdiki zamana ilişkin çerçevesini kurar ve kültürel sürekliliğe dair tarihsel bir perspektif sağlar. Bu yüzden, geçmişe ait olduğu kadar, geçmişin bugünde somutlanması, korunması ve canlandırılması ile aslında bugüne aittir.”

Doğumunun 150. yılında Gomidas’ın müziğini anlamak, aynı zamanda on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başındaki tarihî, kültürel ve sosyal dokuyu kavramak demek. Bilal ve Yıldız, “Kalbim O Viran Evlere Benzer”le bu bağlamda Gomidas’ın müzik mirasını ortaya koyarken yer verdikleri belgelerle hafızamızı tazeliyor. İkili, Gomidas’ın Ermeni müziği araştırmaları ve icraları sayesinde, yerel ve evrenselin birbiriyle nasıl sıkı ilişki içinde olduğunu da hatırlatıyor.

“Kalbim O Viran Evlere Benzer”, Melissa Bilal-Burcu Yıldız, Birzamanlar Yayıncılık, 320 s.   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal