‘Nefes alacak bir alan yaratmak için: Queer Temaşa’

‘Nefes alacak bir alan yaratmak için: Queer Temaşa’

Bazılarını heyecanlandıran bazılarını ise kızdıran Queer kavramını son yıllarda çıkan kitaplar ve süregelen tartışmalarla sıkça duymaya başladık. Uzun yıllar kimlik eksenli bir politika izleyen LGBTİ hareketine yeni bir bakış getiren Queer; beden, cinsellik, duygulanım bağlamında yeni düşüncelere kapı aralıyor. Sel Yayıncılık, bu çok tartışılan konuyla ilgili “Queer Düş’ün” adlı seriye başladı. Serinin yeni kitabı ise “Queer Temaşa” adını taşıyor. Heyecanımız ve kafamızdaki sorularla, soluğu kitabı derleyen Leman Sevda Darıcıoğlu’nun yanında aldık ve bedenden, cinsellikten, içimizdeki normlardan, kategorilerden, duygulardan konuştuk. “Temaşa”nın işaret ettiği gibi bir gezintiye çıktık, sınırlarımıza hapsolmamak adına…

Queer kavramını nasıl ele alıyorsunuz?

Queer’i sadece Anglosakson dünyadan ithal edilen bir teori olarak değil, Harbiye’nin, Tarlabaşı’nın, Taksim’in, Küçük Beyoğlu’nun, Ülker’in, tüm o sayısız ibne, dönme gettolarının, ibnelerin, dönmelerin sözünü kapsayan bir şekilde ele alıyorum. Bu nedenle kitapta da buranın deneyimine hem ses vermeyi, hem beslemeyi arzu ediyordum. Biz Queer teoriden konuştukça, bazen bunun camianın içerisinde kısıtlı bir alanda yankı bulduğunu görüyorum, daha doğrusu bulduğu yankının daha fazla olabileceğini düşünüyorum hep. Burada esasen teori ve hayat arasındaki o klasik ayrımdan bahsediyoruz ve teorik ilginin sınıfsallığından. Queer’i yalnızca Anglosakson teorik dünyada konuşulduğu soyutlamalar ve felsefe boyutundan çıkarmak ve bir nevi daha “somut”, “elle tutulur” konular üzerinden ele alan frankofon dünyayı dahil etmek de bu nedenle önem taşıyordu benim için.

Ve tabii ki buradan çıkan telif yazılar buranın deneyimini aktarmada önem taşıyordu. Ama teorik ilginin sınıfsallığı mevzuna dönersek, ben lubunyalık deneyimini sınıfımın ahlâkını, bedensel disiplinini büken, bozan bir araç olarak yaşadım ve buna ibnelik dedim, bu nedenle queerden bahsederken bu sınıfsallık mevzusunu, daha da açarsam beyazlığın tekin, ehli eşcinselliğini bozmayı önemsiyorum.

Yanı sıra, Queer’i bir bakış, bir perspektif, Queer bir üslubu ise disiplinlerin kendi alanlarında kalamadığı alanlarından taşıp diğer yanlara sataştığı bir şey olarak düşünüyorum ve “Queer Temaşa”da teori, gündelik hayat, sanat, aktivizm alanlarının bir arada yer alması da bunun üzerinden şekillendi.

Kitapta hem heteroseksüel dünyanın hem de LGBTİ camianın içinde belli ahlâk kuralları ve normlar olduğundan bahsediliyor. Peki nedir bu ahlâk kuralları ve normlar? Örnek verebilir misiniz?

Bugün halen eşcinsellik üzerinden sosyal medyada yer alan paylaşımlara baktığımızda “evlerinde istedikleriyle yatsınlar, gözümüze sokmasınlar yeter” benzeri yorumlar yazıldığını görüyoruz. Bu bakış açısına karşı 90’lardan bugüne buradaki LGBT hareketi, “Derdimiz bir yatak muhabbeti değil” diyerek sosyal hakları gündemleştiriyor. Sosyal haklar mevzusu elbet gerekli idi fakat öylesine cinsellikten uzak bir söylem kuruldu ve yerleşti ki, sanki bir cinselliğimiz yokmuş yahut gerçekten farkımız cinselliğimiz değilmiş gibi.

‘Farkımız cinselliğimiz’ sözünü genişletebilir miyiz?

Fark önemli. ‘Farkı doğuran’ı nasıl ele aldığımız ve onunla ne yaptığımız politikamızın her adımını şekillendirebilecek güçte bir hat, belki norm ile girdiğimiz ilişkiyi dahi ‘fark’a yaklaşım üzerinden düşünebiliriz.

Cinselliğimizi “onların” bahşettikleri alanlar içerisinde yaşadıkça ve ahlâklı toplumlarını “pis” sekslerimizle, edepsizliğimizle bozmadıkça bir kısım çevrede bir renk olarak kabul edilebiliriz, evet çünkü norma elleşmiyoruz. Bence LGBT olmak bir potansiyel taşıyorsa, bu cinsellik rejiminde bir patlama, bir yarık açabilme olasılığından dolayıdır. Biz bunu ortadan kaldırdığımızda cinselliği yine aynı heteroseksüel dünyanın yürüttüğü sessizlik içerisinden yürütüyoruz demektir.

Fark demişken buradan devam edebiliriz, farklı cinselliklere, farklı kimliklere nasıl bakıyor, nasıl yaklaşıyoruz? Bu bir diğer önemli konu. Mesela yıllarca LB hareketinde yer alan “kadın”lar olarak butch-fem kimliklerini toplumsal erkeklik ve kadınlığı taklit ettikleri gerekçesiyle kötüledik. Ya da cinsel olarak edilgen/pasif “yönelim”deki “kadın”ların toplumsal kadınlığı devam ettirdiklerini ve böylece toplumsal şiddeti beslediklerini söyleyen lezbiyen feministler biliyorum, ki bu açıkça BDSM cinselliğinin kötülenmesidir… Gibi çok çeşitli konulardan bahsedebilirim.

Kitapta homo-normativite, cinsellik, BDSM, beden politikaları, ilişkiler, trans politikalar gibi çok çeşitli konulardan metinler yer alıyor. Bu metinler kendi içinde birbirleriyle nasıl konuşuyor? Nasıl bir ilişkisellik var metinler arasında?

Arzum ve tüm ekibin arzusu yer alan metinlerin birbiriyle ilişkilenmesiydi. Ben bunu başardığımızı düşünüyorum.

Hayatıma, içinde yer aldığım camiaya, LGBT hareketinin içerisinde yer aldığım döneme dayanan bilgime ve bugün olduğum noktadan gördüğüm harekete baktığımda neye ihtiyaç olduğunu düşünüyor idiysem onlar var diyebilirim kitapta. Metinlerin toplamına bakınca benim anladığım Queer’e bir kapı araladıklarını söyleyebilirim. Bence cinsellik dışında bedenden, duygulardan, kapitalizmden de konuşmadan Queer’den konuşamayız. Mesela kitabın genelinden biraz daha ayrıksı gibi duran Brian Massumi’nin metninin Queer teoriden bahsetmenin nasıl bir kapitalizm içerisinde mümkün olduğunu da konuşmamız için gerekli olduğunu hissediyorum. Avrupa’nın pek çok yerinde Queer kapitalizmle hiçbir bağı olmadan ele alınıyor. Burada bir kısmımız gitgide daha korunaklı alanlara sıkışmış, kendi gettolarımızı inşa ederken bu bağlamda kapitalizmle böylesine iç içeyken Massumi’nin sözünü de akılda tutmak istedim. Fakat burada teori kısmının altını çizmek istiyorum çünkü Queer bir yaşamdan bahsedersek, her yer ve dönemin kendi norm ve kod sistemini bozan kendi Queer’ini bulmanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Yanı sıra LGBT hareketinin geldiği nokta ve LGBT görünürlüğünün arttığını hesaba katarsak sermayeyle ilişkilerimizi masaya yatırmak da önemli, ki bu kitabın pek de girdiği bir taraf değil bu.

Kitaptaki önsözünüzde cinselliği politik bir kategori olarak ele almanın öneminden bahsediyorsunuz. Uzun yıllar görmezden gelinen bu beden, cinsellik, arzu meselelerini konu edinmenin günümüzdeki politik aciliyeti nedir?

Aslında günümüzde daha önceden farklı olarak bir aciliyeti yok çünkü hep aciliyeti vardı. Trans intiharlarını bugün gitgide daha fazla duymamızın nedeni önceden olmaması değil, duymamamız. Zeliş’in ikinci sayısında lezce.com ile yapılmış bir röportaj var. Sitenin kurucuları kadınlar, ki sınıfsal ve coğrafi olarak çok geniş ölçekte bir LBT kitlesine dair genel bilgiye sahipler, ne kadar çok evlenmeye zorlanmış, evlenme baskısı hissederek evlenmiş lezbiyen olduğundan bahsediyor. Yaşadığı fetiş, BDSM ya da cinsellik nedeniyle kendini tuhaf ve yalnız hisseden insanlar var. Günde birkaç trans kadın cinayeti, saldırısı duyduğumuz günler oluyor…

Ayrıca daha önce konuştuğumuz gibi, 90’lardan beri burada yürüyen hareketin içinde oluşan kalıplar, feminist hareket ile yıllardır yapılan kavgalar, düşülen çukurlar… Bunları tek tek anlatmak çok uzun sürer ama can yakıyor, nefessiz bırakıyor bunlar ve nefes almak için alana ihtiyacımız var.

Yine kitapta, Queer’i lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel olarak straight’i de heteroseksüel olarak ele almayı bırakmak gerektiğini söylüyorsunuz. Dolayısıyla Queer’in tüm bu kategorilerin karşısında cinsel yönelimleri aşan bir tahayyül olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle söyleyebiliriz. Queer, ne “olduğundan” bağımsız bir şekilde işlediğini söylüyor davranışlarının. İlla LGBT olman ya da bunlardan herhangi bir tanesini kendi kimliğin olarak savunman, sahiplenmen gerekmiyor normla kurduğun ilişkide. Fetiş ve BDSM’yi Queer’in içerisinde görme nedenim tam da cinsel yönelim ya da tercihi aşan ve cinselliğin kendisinden konuşabildiğimiz bir alan olmalarından dolayı. Lakin bunu söylediğimde birtakım heteroseksüellerin Queer ile daha çok ilgilendiğini görmeye başladım. İbne sayılmayacaklarından emin oldular ve ondan mı diye düşünüyorum (gülüyor).

Tahayyülün de ötesinde Queer gündelik pratiklerimizde nasıl vücut buluyor? 

Buna tam cevap vermek zor, yani gündelik pratiklerimizde bir Queer tanımı yapmak zor ama biraz önce bir tarafından bahsettim. Queer yaşantı aslında sokağın “ibne lan bu” dediği ne varsa biraz o. Tabii ki ibne öyle bir küfür ki, her yana yani çoğu zaman bir kırıklığa, bir butch’luğa, bir gacının eteğinin kısalığına falan işaret etse de birçok zaman da cinsellikten, cinsiyetten ve bedenden bağımsız olarak da bir şeylere işaret edebiliyor. Ama bütün buralara dair bir bakış, bütün buralardan okuyabileceğimiz bir şey gibi. Biraz önce de andım; artık yıkılan Tarlabaşı, bu açılan alt geçitle beraber kalmayan Harbiye Kızları, geçmişin Ülker Sokak’ı ya da Cihangir ve eski gacı gettosu. Bütün bunlar Queer yaşantı bence. Bağcılar’da Esenyurt’ta evine giden bir butch lezbiyen de Queer’in bir tarafı.

Kitabın adı Queer Temaşa. Ne düşünerek kitaba bu adı verdin? Queer’i düşündüğümüzde temaşa neyi imliyor?

Ne olacak ismi diye sıkışmış düşünüyordum, bulamıyordum bir şey. Sonra tesadüfen temaşayla karşılaştım ve bence cuk diye oturdu. Çünkü performans, izlenilen şey, hoşlanılarak bakılan şey, sahne, gezinti… tüm bu anlamları taşıyor. Bunun Queer’e çok uygun olduğunu düşünüyorum.

Queer Temaşa, bizim hoşlandığımız, görmeye, bakmaya değer bulduğumuz, performe ettiğimiz yaşadığımız şeyi anlatıyor. Bir çeşit burada da kendi hayatımıza bakıyoruz. Bu bir çeşit gezinti çünkü her farklı insanın yan yana gelmesi bir gezinti. Kitap da bizi bir yerden alıp bir yere götürüyordur umarım.

LGBTİ  hareketi uzun yıllar boyunca kimlik eksenli bir politika izledi. Ve bu sayede de pek çok kazanım elde etti. Ama Queer bir perspektiften baktığımızda bu kimlik politikasını bir kenara bırakmamız gerekiyor. Örneğin evlilik. Evliliği hetero-normatif düzende bir inşa olarak görüyoruz. Peki eşcinsel evlilikleri hakkında ne düşünüyorsun?

Ben eşcinsel evliliklerine karşıyım. Biraz önce şundan bahsetmiştim: LGBT olmak kişiye küçücük bir potansiyel veriyor bence. Ama normun dışında kalmanın o minicik potansiyelinin getirisi, normu sorgulayabilme ve olmadığı alanlar inşa edebilme gücü. Bu potansiyeli kullanalım ve norma bakalım. Yanı sıra evliliği savunanlar evliliğin sağladığı haklardan bahsediyorlar ve bir açıdan haklılar. Mesela ben 40 yıl bir kadınla beraber olup 40 yıl sonra ben öldüğümde ya da o öldüğünde, geride kalan miras eğer bu düşünülerek düzenlenmediyse, evinde yaşayamayabilir çünkü yasal olarak mülk aileye kalıyor. Ya da soyadın aynı olmadığı ve kan bağın olmadığı için sevgilin hastanede yatarken yanına alınmayabilirsin. Bütün bunları yaşamamak için tabii ki yasal hak kategorileri dışında kalmamak önemli. Ama bunun için evlilik mücadelesi mi vermemiz gerekiyor? Ben beraber yaşama, partnerlik anlaşmaları yaptırmamız yandaşıyım. Üzerine biraz daha düşünmemiz lazım bunun. Biraz daha çalışmamız lazım. Biraz daha yorulacağız belki ama bana daha iyi geliyor.

Ayrıca Queer mutlak olarak kimliksizlik demek değil. Demek istediğim, stratejik olarak kullandığımız birtakım mücadele araçlarımızı alan bir şey değil Queer. Bu ülkede LGBT anayasada geçmediği için insanlar, özellikle trans kadınlar ve eşcinsel erkekler ve daha bilmediğimiz kimler öldürülüyor. Bu koşulda tamamen bırakabileceğimiz bir şey de değil kimlik.Politik olarak kimlik politikalarının sözcülüğünü yapmamayı tercih etmemek başka bir şey.Ama Queer’le beraber tüm bunları tu kaka da yapmayalım. Bence Queer, yaşadığımız coğrafyaların koşullarını silip orada o kimliklerle kazanabileceklerimizi yok etmek anlamına gelmiyor. Güncel yaşamlarımız kimlik politikalarını bir yandan gerektiriyor olabilir, evet ama bu kategorilerle hareket ederken ne yaptığımızı unutmamak gerekiyor. Konturları keskin, yıkılmaz bir bütünlükte kimlikler inşa etmemek belki de. Fakat bir yandan da kişi ne isterse o. Zaten diğerinin kimliğini, yaptığını, arzusunu yargılayabileceğimizi düşünmeyi bırakmadan ne Queer bir dünyaya ne nefes alabileceğimiz bir dünyaya açılmak mümkün değil.

Ben kimlikler yerine cinsellikten ve bedenden konuşmayı önemsiyorum çünkü böylece bedenin hareketleri üzerine konuşabiliyor ve her bir anda tekil ve biricik olarak daha çok direniş potansiyeli yaratabiliyoruz.

Leman Sevda Darıcıoğlu, uzun yıllar LGBT ve Queer aktivizmine emek verdi. Enstalasyon, video, performans gibi sanatın farklı disiplinlerinde üretimler gerçekleştiriyor. Performans alanında üretim gerçekleştiren İstanbul Queer Art Collective’in bir üyesi. Pınar Büyüktaş ile birlikte çevirdiği Monique Witting’in “Straight Düşünce” isimli kitabı yine Sel Yayıncılık’ın “Queer Düş’ün” serisinden yayımlandı (2013). Tüm bunları korkuları bedenini kısıtlamasın, sınırlarının içinde hapsolmasın diye yapıyor.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal