Günışığı Kitaplığı - Reklam Günışığı Kitaplığı - Reklam

Mimar, filozof, şair ve sanatçı Louis Kahn

Mimar, filozof, şair ve sanatçı Louis Kahn

Ünlü kitabı “Mekânın Üretimi”nde (“La production de l’espace”), yaratılan mekânlar aracılığıyla yeni toplumun ortaya nasıl çıktığını anlatan Henri Lefebvre’e göre, üretilmiş bir nesne olan modern şehirlerde, geleneksel olanın dönüştürülmesiyle yeni bir malzeme, dolayısıyla yeni yapıtlar kotarılıyordu. Lefebvre, gereklilikler ile “farklı bir şey” konumundaki sanat ve mimarinin, zaman zaman birbirine yaklaşırken bazen de birbirinden uzaklaştığını; söz konusu durumun, mekânı ve onu dolduran ya da kapsayan yapıtı ortaya çıkardığını söylerken zihinsel ile kültürel olan ve tarihsel ile toplumsal olan arasında köprüler kurulduğunu eklemişti.

1901 doğumlu Lefebvre ile aynı yıl dünyaya gelen Louis Kahn’ın mekân ve yapıya bakışlarında alttan alta benzerlik vardı. Mesela Kahn, tasarladığı yapılara düz bir mimar gibi yaklaşmadı hiçbir zaman. Çoğu meslektaşının gittiği yolun aksine geleneksel ile modern olanı dogmatik sınırları aşarak birleştirdi. Tasarımları simetrik olan Kahn simetromanik değildi. Bunun anlamı, modernliğin yalınlığını yansıtırken antik öğeleri yapıya dâhil etmesiydi; eserlerinde, modernizmin düz ihtişamının yanında uzak geçmişin kültürünü de göstermeyi başarmıştı. Yani düzen, Kahn için sadece sanatsal bir anlama sahip değildi; onun tasarımlarına bakan kişi bu simetride, yoğunlaşacağı kültürel izler, geçmişle bağlantı ve o günün formunu görüyordu. Bu nedenle sırf göz zevkini okşasın diye değil, kompozisyonuna estetik ve kültürel değer katması için beton ve çeliğin yanı sıra tasarımlarında seramik, bakır ve tahta kullanan Kahn, dilinden anladığı malzemelerin nasıl uyumlu olabileceği üzerine düşünüyordu. Dahası, hangi malzemenin insanda hangi duyguyu harekete geçirebileceğini düşünüyordu.

Isamu Noguchi’nin Kahn’a neden “mimarlar arasında bir filozof” dediğini anlayabiliyoruz böylece.

Daima ‘keşfeden bir çırak’ 

Lefebvre’in, geleneksel-modern bağlantısıyla kurulan yapı-mekân-şehir düzenini incelerken sarf ettiği cümleler, Kahn’ın mimari tasarımlarında hayat bulmuş gibi.

Kahn, gelenek ile modernizmi kaynaştırarak oluşturduğu mimari söylemini, popülizm veya moda üzerine kurmaz. 1920’lerin ikinci yarısından başlayıp öldüğü 1974’e kadar, var olan akımların dışında eserler üreten Kahn, geçmişi bilip geleceğe seslenen tasarımlara imza atar. Bu bağlamda sıra dışı olanı ve özellikle yarını inşa etmeye girişir: Düşünür, gözlemler ve ardından tasarlayıp üretime geçince olağandışı malzemeler kullanarak hem görkemli hem de sade yapılarla karşımıza çıkar. Başka bir deyişle kendisini her zaman “keşfeden bir çırak” olarak niteleyen Kahn, bir kente has öğelerin etrafına, onlarla uyumlu (onların şehir kimliğine kattıklarını bozmadan) şiirsel yapılar tasarlayıp var olan kültürle ve doğayla bütünlük oluşturan eserler yaratır. Bunu da sanatla ortaya çıkan düzen olarak tanımlar; onun mimari söylemi, gözümüzün önünde gizlenen uyumu keşfeden ve görmemizi sağlayan bir gözlük hâline gelir.

Yirminci yüzyıl mimarlığına yön veren Kahn’ın, Pera Müzesi’nde açılan (ve 4 Mart 2018’e dek gezilebilecek) eser ve fikirlerine dair “Louis Kahn’a Yeni/den Bakış” adlı serginin özünü, Cemal Emden’in fotoğraflarını çektiği Kahn eserleri oluşturuyor. Emden’in, Kahn’ın yapılarına vizörden bakışının yanı sıra mimarın çizim ve resimleri de serginin diğer öğeleri. Pera Müzesi, sergiyle aynı ismi taşıyan ve kapsamlı bir kitap formunda yayımladığı katalogda, konuşmalarına yer verdiği Kahn’a ilişkin görüşleri de okurla buluşturuyor.

Kahn’ın odası 

Mimar, düşünür ve sanatçı Kahn’ı tanıyıp kavramak, mimarlığın yirminci yüzyıldaki seyrini anlamak demek.

Işığı, malzemeyi ve diğer öğeleri kullanarak yapılar oluşturan Kahn’ın özgünlüğünün kaynağında çevre ile uyum yatıyor. Bahsi geçen uyumu meydana getirense söz-çizgi-tasarım-inşa bütünlüğü.

Boş bir kâğıt parçasına baktığında kendisini, konuşan ve anlatan yapıyı dinlerken bulan Kahn; ışığı, gölgeyi, karanlığı, sesi ve sessizliği görüyor, mimarlık ve var oluşu birleştiriyor: “Mimarlığı yakalayamazsın. Çünkü varlığı yoktur. Sadece mimari bir eser var olur ve mimari bir yapı, mimarlığa yapılan takdimdir.”

Gözünü piramitlere veya Stonehenge’e diken Kahn’da, “dünya içinde başka bir dünyanın olması gerektiği”ni düşünürken buna “mimarlığın başlangıcı” diyor. Âdeta düşünceyi hissetmek; eser ortaya koyanların zihninde gezinmek gibi bir şey bu… Kahn’ın, öğrenme ve ifade etme arzusunu kamçılayan da aynı his. Böylece hep araştıran, mimarlığı bir problem hâline getirip sorduklarına aldığı yanıtlara göre tasarımlara girişen Kahn’la; bilmediğini bilen ve yapması gerekenin doğasına hareket eden bir mimar-filozof-sanatçıyla karşılaşıyoruz.

Kahn, sürüp giden tasarımın hangi yollardan geçebileceğinin farkında olarak durumu özetliyor: “Strüktürün bir düzeni olduğunu, malzemenin bir düzeni olduğunu, inşaatın bir düzeni olduğunu, mekânın servis alan ve servis veren diye tanımlanabilir bir düzeni olduğunu, ışığın bir bakıma yapının strüktürü tarafından belirlenen bir düzen anlayışı olduğunu ve bu düzenlerin bilinçli olarak ortaya konulmasının hissettirilmesi gerektiğini bilirsiniz.”

Konuşkanlığı, Kahn’ın zihninin odalarını ortaya koyarken mimarlığının nerede başlayıp nasıl şekillendiğini anlatıyor bize. Odaların kendine özgü bir karakterinin bulunuşu gibi Kahn’ın düşünen, çizen, tasarlayan, inşa eden ve ardından yaptıkları üzerine yeniden düşünen zihninde geziniyoruz cümleleri ve yapıları sayesinde: Kelimeleri, çizim ve eserleri, Kahn’ın odasından sokağa açılan bir kapı. O sokakta dolaşmaya başladığımızda, ilk yerleşimlerin mimarisinden 1970’lerinkine dek uzanan hatta seyahate çıkıyor ve yine önemli bir cümleye denk geliyoruz: “Yeni mekânlar ancak insanlığın yeni uzlaşı arayışlarıyla ortaya çıkabilir. Bir hayat sözü vaat eden, yeni erişimler yaratabilen ve kuruluşu için insani desteği hedefleyen yeni uzlaşılar…”

Derin ve yalın bir mimar

Kahn’ın uzlaşısı, doğa kanunlarıyla uyum olarak açıklanabilir; tasarımları, kullandığı malzemeler ve inşa ettiklerinin tamamı bu minvalde. Kuralların değişkenliğinin ve kanunlara saygı duyması gerektiğinin bilincindeki Kahn’ın, “kanuna uymanın şiirsel bir yanı ve kanuna dayanan bu kuralları koymanın da güven veren bir tarafı vardı” derken felsefi tarafı daha ağır basıyor. Çünkü bu noktada, “Ne?” ve “Nasıl?” sorularıyla form ve tasarım üzerine konuşuyor.

Kahn, cümle kurarken her kelimeyi özenle seçip aynı tasarımlarında olduğu gibi derinlikli konuşmalar yapıyor: İşe merakla başlıyor, buradan bilgi edinme sürecine geçiyor, ardından elleri hareketleniyor ve en sonunda üzerine düşüneceği yapılar geliyor. Kısacası Kahn, titizliğini hem mimarlığında hem de mimarlığın anlamını açıklarken konuşturuyor.

Peki, Kahn nasıl bir mimardı ve mimarlıktan ne anlıyordu? En başta, Jale N. Erzen’in dediği gibi insancıllıkla ve sanatla yoğurduğu tasarımlarından hareketle inşa ettiği yapılar, kendisi gibi konuşkan. Kahn’ın mimarlık felsefesi, “insan ve kültürü, insanın yarattığı kurumları, temel sosyal arzuları anlamaya adanmıştır” diyor Erzen. Tam da bu, Kahn’ın mimarlığını anıtsal bir hâle getirdi işte. Üstelik yapıların, bulunacağı yerle uyumuna ve onları kullanacak kişileri anlamaya özen göstermesi, adı geçen anıtsallığın zeminini sağlamlaştırdı.

Erzen, buna şöyle bir ekleme yapıyor: “Kahn, mimarlığını varlık ve insan, kültür ve toplum ilişkisi üzerinde düşünerek biçimlendirir. Yine de bunun felsefi ve biçimsel düzeyde olduğu söylenebilir, zira projelerinde işlev pratik olarak işlenmişse de Kahn, her zaman bir şair ve filozof olarak kalıp Amerikan pragmatizmine yakınlık göstermemiştir.”

Kahn yapılarında, yan yana gelmesi pek mümkün görünmeyen malzemeleri uyumlu şekilde  ve onları kimliğinden uzaklaştırmadan; bütün içindeki bireyselliklerini koruyarak kullanıyor. Kuracağı yapının, bulunduğu yerin dokusuna aykırılıklar içermemesine dikkat edişi de Kahn’ın mimarlığının en belirgin yönlerinden. Böylece Kahn, hem zihnindekini ortaya koyuyor hem de tasarlayıp inşa ettiği yapının, dönemler ve kültürler arası konumda bulunmasını sağlıyor. Hâliyle orayı gezen veya orada bulunan insanlar da yapıyı işitip hissedebiliyor ve taşıdığının ötesinde kişi kendisi de ondan farklı anlamlar çıkarabiliyor. Bunun başta gelen nedenlerinden biri, Kahn’ın kendisini daima yenilemeye çalışması ve öğrenmeyi elden bırakmaması, diğer bir ifadeyle çizimlerle, tasarımlarla ve inşa ettiği yapılarla kendisini aramaktan hiç vazgeçmeden mimarlığın tarihsel yükünü sırtlanması.

Kahn’ın derinliğinin ve yalınlığının “sırrı” burada bulunabilir rahatlıkla. Bunun yanında, belki de resmîyetten uzak, uygulamaya dönük bir mimarlık eğitimini savunmasında ya da yemek salonlarını ve samimi sohbetleri en büyük seminerler olarak görmesinde…

Louis Kahn’a Yeni/den Bakış: Cemal Emden’in Fotoğrafları, Çizimler ve Resimler, Yayına Hazırlayan: N. Müge Cengizkan, Pera Müzesi Yayınları, 354 s. 

Sırasıyla görsel açıklamaları:
– Philadelphia Kent Merkezi
– Pizza Del Campo No.2, Siena, İtalya, 1951
– Salk Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü, La Jolla, California. Fotoğraf. Cemal Emden
– First Unitarian Kilisesi ve Okulu, New York…Fotoğraf. Cemal Emden

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal