Koray Tarhan: ‘Doğaçlama bir hakikat arayışıdır’

Koray Tarhan: ‘Doğaçlama bir hakikat arayışıdır’

“Doğaçlama Geliştirir” sloganıyla yola çıkan 5. İstanbul Uluslararası Doğaçlama Tiyatro Festivali, 16-19 Ekim 2019 tarihleri arasında istanbulimpro tarafından gerçekleştirilecek. Türkiye’nin doğaçlama tiyatro alanındaki uluslararası temsilcisi istanbulimpro’nun kurucularından, tiyatrocu ve yazar Koray Tarhan ile hem festivale dair hem de doğaçlama tiyatro üzerine konuştuk. Tarhan, doğaçlamanın bir hakikat arayışı olduğunu belirtiyor ve “Geleneksel tiyatromuzun, köylü tiyatromuzun, âşık geleneğinin, Karagöz’ün doğaçlamayla harmanlanan dinamik yapısından ilham alıyor ve bu deneyimleri hem yakınımızdakilerle hem de dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan festival ve konferanslar aracılığıyla herkesle paylaşmak için çalışıyoruz” diyor.

5.İstanbul Uluslararası Doğaçlama Tiyatro Festivali 16-19 Ekim 2019 tarihleri arasında gerçekleşecek. Farklı ülkelerden sanatçıların katılacağı festivalle ilgili ayrıntıları öğrenebilir miyiz?

İstanbul Uluslararası Doğaçlama Tiyatro Festivali tamamen seyircilerin desteğiyle sponsorsuz olarak gerçekleşecek. Bu durum, özellikle tercih ettiğimiz bir durum olmamakla birlikte sponsor olma potansiyeli olanların ilgisizliği ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumdan kaynaklanıyor diyebiliriz. Festivalimizde dünyanın farklı noktalarından bir araya gelen sanatçıların ortak paydada buluşarak, seyirciyle birlikte katılımcı, sanatsal süreçler gerçekleştirmelerine tanık olacağız. Dört gün sürecek festivalde her gün iki temsil ve festival süresince altı atölye gerçekleşecek.

Altı farklı ülkeden yedi doğaçlama sanatçısı gelecek ve Türkiye’deki seyirci çeşitli atölyeler ve farklı gösteri formatlarını yakından izleme şansı bulacak. Festivale katılacak olan sanatçılar ve yapacakları çalışmalarla ilgili detaylı bilgi alabilir miyiz?

Festival konuklarımızdan Andel Sudik ABD’den konuğumuz oluyor. Kendisi dünyaca ünlüoyuncuların çıkmış olduğu Second City Chicago isimli tiyatro topluluğundan. Andel bize hikâye anlatıcılığı ve doğaçlamanın buluştuğu noktadan deneyimlerini paylaşacağı bir atölye ve gösteri sunacak. Arjantin’den Ignacio Grinstein ve İsrail’den Liron Levin birlikte çalışmalar yürüten iki sanatçı: onlar da fiziksel tiyatro, clown teknikleri ve doğaçlama ekseninde iki gösteri formatını yönetecekler. Bu formatlarda festival katılımcısı yerli ve yabancı oyuncuların birlikte performanslarına tanık olacağız. Ayrıca Ignacio, müzik ile karakter oluşturma üzerine bir atölye verecek ve Liron ise günlük fiziksel eylemlerimizin karakter yaratımına olan ilhamı üzerine bir atölye yönetecek. Macaristan’dan Anrew Hefler, commedia del’arte tekniklerinden hareketle modern tipler yaratımı üzerine bir atölye yönetirken Akira Korosawa’nın “Rashomon” filminden ilhamla farklı gerçeklikler üzerine bir doğaçlama formatı sunacak.  Almanya’dan Lens Wienand gerçekler ve doğaçlama ekseninde bir atölye ve tek zamanda ve tek mekânda geçen bir doğaçlama format yönetecek. Bunların yanında tüm festival kadrosunun karma bir şekilde oynayacağı temsiller istanbulimpro tarafından yönetilecek. Bunlar arasında kısa form kabare doğaçlama, bir ressam ve müzisyen eşliğinde gerçekleştireceğimiz “Bir Zamanlar” oyunu ve son olarak da Çehovyen bir doğaçlama oyununu yine uluslararası kadroyla gerçekleştireceğiz.Bütün festival boyunca hem uluslararası sanatçıların deneyim ve bilgilerinden yararlanacağımız gibi biz de kendi bilgi ve deneyimlerimizi onlarla paylaşacağız. Oyuncuları, müzisyenleri, ressamları, teknik ekibi ve seyircisiyle tamamen kolektif bir festival olacak. Festival ile ilgili burada sayamadığım tüm detaylar www.istanbulimpro.com adresinde mevcut.  Ayrıca festival ve diğer etkinliklerimiz için Instagram ve Facebook gibi sosyal medya hesaplarında istanbulimpro hesabını takip edebilirler.

Farklı ülkelerden gelen farklı sanatçıların performansına tanık olunacak. Önceki festivalleri de dikkate alarak, bu deneyim, uluslararası kültürel temas neler katıyor gerek izleyenlere gerekse ülkemizde doğaçlama tiyatroyla uğraşanlara, değerlendirir misiniz?

Bu durum bir kere kolektif hafızamıza yeni fikirlerin ekilmesini, uluslararası temasın çeşitlenmesini ve kuvvetlenmesini, birlikte eğlenebilmeyi, öğrenmeyi, ötekiyle karşılaşmayı ve tanımayı, geleceğe dair hayal ve fikirlerin ortaklaştırılmasını, doğaçlama sanatının zenginleşmesini sağlıyor diyebiliriz.

‘Doğaçlama geliştirir’ sloganıyla yola çıkıyor festival. Doğaçlamanın geliştirici özelliği üzerine konuşabilir miyiz; nasıl geliştirir doğaçlama? Doğaçlama tiyatronun ayırdı edici özelliği ile ilgili neler söylersiniz?

Sahnede doğaçlama yapmak için birtakım prensiplere sahip olmalıyız. Bunlar etkili dinlemek ve ortak amaç, yani hikâye için olumlu katkılarla süreci beslemek, bireysel varoluşumuzu yitirmeden kolektif yaratım sürecinin içinde etkin olmamızı sağlayacak sağlıklı bir egoya sahip olmak, bir anda lider olurken hemen ardından takip eden olabilmek, fiziksel, düşünsel ve duygusal kaynaklarımızı dengeli ve tam kapasiteyle kullanmaya gönüllü olmak ve en önemlisi bütün bunları yaparken “hata” yapmaya ve “hatalarla” karşılaşmaya gönüllü olmak diyebiliriz. Bunlar ilk aklımıza gelenler. Yukarıda saydıklarımızı yapmaya çalışan kişi de zaten doğal bir süreç sonunda doğaçlamanın geliştirici yanıyla tanışmış olacaktır. Öte yandan doğaçlama uygulamaları tüm dünyada sahne dışı etkinliklerde, eğitim ve üretim sürecinin içinde yoğun olarak kullanılmakta, bilimsel araştırmalara konu olmaktadır. Maalesef birçok konuda olduğu gibi ülkemiz bu konuda yine çok geriden gelmekte, doğaçlama tekniklerini şu anda çoğunlukla kaba komedinin harcı olarak kullanmak eğiliminde. Biz bundan farklı kaygıların peşinde gitmeye çalışan bir tiyatroyuz.

Doğaçlama tiyatronun da ‘moda’ olmasının, her yerde herkes tarafından yapılmasının bu tiyatro türüne ne gibi etkileri oluyor? Herkes doğaçlama tiyatro yapabilir mi?

Her ne şekilde olursa olsun bunu olumlu buluyoruz. Doğaçlama tiyatroyu herkes yapabilir.  Nasıl ki herkes rüya görebilirse yine aynı şekilde herkes de sanat, özellikle doğaçlama tiyatro yapabilir. Uyku sırasında beynimiz aktif kalmaya devam ediyor. Akıl ve mantık gibi kısımlar devredışı kalırken diğer tarafta neşeli bir aktivite devam ediyor ve biz bu sayede birbiriyle alakalı olmayan görüntüleri sembolik bir şekilde bir araya getirerek kendimize görsel bir şölen sunuyoruz. Doğaçlama tiyatroda sahnede olan aslında bunun bilinç düzeyinde kolektif şekilde gerçekleşmesi. Birbirimizle bağlar kurduğumuz sürece her türlü ezberin üzerinden sekerek oyunsu, tiyatral süreçler içinde, tiyatral hikayelerin mucizevi gerçekleşmesini deneyimleyebiliriz. Bundan otuz yıl önce tiyatro yapmak isteseydiniz bir tiyatro kursuna gitmeniz ve size verilen, layık görülen bir rolü hiyerarşik bir düzen içinde icra etmeniz gerekirdi. Seyirci karşısına geçtiğinizde bir ya da iki kere tanıdıklarınızın karşısında performans gerçekleştirip işin sonuna varabilirdiniz. Bundan sonrası size kalırdı. Şimdi ise gençler bir araya gelip “iki kalas bir heves”in gerçek anlamıyla doğaçlama performans grupları oluşturup, meşreplerince bir mekân ve seyirci kitlesi bulup oyunlarını oynayabiliyorlar. Ben bu durumu şöyle değerlendiriyorum: günümüz gençleri hem oynayanlar hem de seyredenler olarak ister beğenin ister beğenmeyin zamanlarını tiyatral bir aktivite etrafında geçirerek sosyalleşmek ve yaratıcılıklarını paylaşmak için değerlendiriyorlar. Bir sanat formunun ilerlemesi için önce popülerleşip yaygınlaşması ve daha sonra arayışlarla gelişmesi gerekir. Caz müzik de içki yasağı yıllarında dumanlı küçük salonlarda icra edilen dans müziğiydi ve o zamanlar epey aşağılanmıştı. Şimdi ise en sofistike sanat formlarından biri. Doğaçlama tiyatro da bir nevi tiyatronun cazı. “Moda” olan doğaçlama tiyatroya burun kıvıranlara da şu soruyu sormak isterim: “Gençler beğenmediğiniz doğaçlama tiyatroyu yapmayı bırakıp bonzai mi içsin?”

Türkiye’de neler yapılıyor doğaçlama tiyatro alanında? Geleneksel tiyatroyla bağı, ilişkisi nasıldır bu türün? 

Türkiye’de metinli tiyatro yapan eğitimli kısım bu işi okulda yapıp bitirdiklerini zannediyorlar çoğunlukla. Bir de bu disiplinin nasıl popülerleştiğine yakından bakacak olursak aslında bu popülerleşmenin her gördüğünü fırsata çevirme eğiliminde olan televizyon yapımcılarının eseri olduğunu görüyorum.Televizyonda satan espriye ihtiyaç var ki satışın devamlılığı olsun.  Televizyonda gördüğümüz doğaçlama benzeri kaba komedilerde hep benzer durumlara ve tiplere rastlıyoruz.  Birbirine bağıran, kavga eden, aşağılayan tipler yüksek tempolu ve mahalle kavgasına benzer skeçler ortaya koymak eğiliminde. Bu durum tabii ki sahnede doğaçlama tiyatro yapmaya çalışan gençlere de yanlış ilhamlar verebiliyor.Biz bunun karşısında doğaçlamanın bir hakikat arayışı olduğunu ve bunu sahneye koymanın sanatlı bir doğaçlama sürecinin paylaşımını sağlayacağına inanıyoruz.Geleneksel tiyatromuzun, köylü tiyatromuzun, âşık geleneğinin, Karagöz’ün doğaçlamayla harmanlanan dinamik yapısından ilham alıyor ve bu deneyimleri hem yakınımızdakilerle hem de dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan festival ve konferanslar aracılığıyla herkesle paylaşmak için çalışıyoruz.Anadolu seyirlik biçimlerinde öyle kuvvetli bir doğaçlama damarı var ki içinden cevher fışkırıyor.Son olarak doğaçlama tiyatronun uluslararası alanda yaşayan efsane ismi Keith Johnstone’un katıldığım bir atölyesinde söylediği bir sözü eklemek istiyorum: “Doğaçlama sahnesinde kaba güldürü istemiyoruz, bunlardan televizyonda fazlasıyla var.” Belki merak edenler için de iki isim daha eklemek isterim, Viola Spolin ve Del Close. Google’ a sorsunlar, zaten nasıl gireceklerini biliyorlardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal