Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Konak Sineması yeniden (I): Çünkü sinema bir şenliktir*

Konak Sineması yeniden (I): Çünkü sinema bir şenliktir*

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) eliyle hayata döndürülen İzmir Konak Sineması, sergi salonları, atölyeler ve sahneleriyle bir kültür merkezi olarak geri geliyor. Mimari değişimle 340, 80 ve 75 kişilik üç salon şeklinde düzenlenen sinema, 28 Nisan günü (bugün) saat 20.00’de kokteyl ve konserlerle açılıyor.

Atatürk Kültür Merkezi (AKM), Emek Sineması başta olmak üzere yıkılan veya kapanan sahne ve salonları, alışveriş merkezlerine sıkışmış sinemaları düşündüğümüzde şehrin merkezindeki eski sinemalardan birinin, Kemeraltı OS-KA pasajındaki Konak Sineması’nın yeniden açılması, hepimiz için heyecan kaynağı. Haberi duyar duymaz gittiğimiz eski sinemalara dair hatıralar hepimizi tatlı tatlı yokluyor, sonra bir gülümsemedir alıyor bizi, bulutlar dağılıyor, işçiler iyi çalışıyor, biz yenileniyoruz, bir güzel orman oluyor şehrin orta yerinde**. Kardeşçe Nâzım Usta’yı da anımsıyoruz inceden.

Nostalji değil

Emek Sineması belgeselini görenler bilir, belgeselde nostaljinin reddinden bahsedilir. Konak Sineması’nın yeniden açılması nostaljik bir olgu değil. Kamusal bir geri kazanım, kayıplara karşı alan açma. Emek Sineması ve AKM’den farklı olarak Konak Sineması mülkiyet niteliği açısından özel olsa da bu, onun her kesim tarafından erişilebilen ve insanların yaşamlarında kapladığı alan ve sahip olduğu işlev açısından kamusal olması gerçeğini değiştirmez. Kamu denen -Emek Sineması eylemlerinde sloganlaştığı üzere- devlettense halkın kendisi değil mi aslen?

Kent, geçmişten bugüne farklı dönemlere ait sosyal, kültürel ve ekonomik katmanların üst üste oturmasıyla oluşan bir mekân. Kırsaldan farklı olarak değişik kesimlerden karşılaşmalara olanak tanıyan bir zemin. Kent belleği denen olgu kendi başına soyut bir kavramken her birimizin anılarıyla, toplumsal yaşanmışlıklarla ete kemiğe bürünüp hayat buluyor. Prof. Dr. Melek Göregenli’nin dediği gibi bellek de kimlik gibi tekrar tekrar inşa oluyor. Kentliler, kente dair olanın hep orada yerli yerinde durduğunu varsayarak yaşantısına devam etme eğilimdeler. Oysa İzmir için son yıllarda yapılmakta olan plan ve mimari projelerle kente dair bellediğimiz her ne varsa hızla yok oluyor; alışılageldik kent yaşantısı bütünüyle değişiyor.

Şenay Savur’un “1960’lı Yıllarda İzmir’de Sosyal Yaşam” adlı doktora tezinden İzmir’de her mevsim gidilecek, hoşça vakit geçirilecek birçok eğlence mekânı olduğunu öğreniyoruz. Bunlardan belki en önemlisi ve en sık gidileni yaz kış açık sinemalardı. Her gelir grubundan insanın, kadınlı erkekli, çoluk çocuk, ailecek rahatlıkla gittikleri yerler. 1948 yılında İzmir’de sekiz sinema salonu varken 1960’larda sayı altmışın üzerine ulaşır. Bu yıllar, sinema sektörünün en popüler dönemi. O zamanlar araç trafiğine de açık olan Anafartalar Caddesi’ndeki, 608 koltuklu Konak Sineması ilk kez 1956’da açılmış. Duvarlarında akustik özellikler bulunduğu ve öndeki fısıltıların en arkadan bile duyulabildiği söyleniyor. Sinemayı dönemin meşhur mimarı Harbi Hotan yapmış. 1960’larda depreme dayanıksız olması gerekçesiyle iki yıl kadar kapalı kaldıktan sonra tekrar açılarak 2000’lerin başına dek varlığını sürdürmüş. 2011-2012 döneminde kısa süren bir canlandırma girişimine rağmen yeniden kapanmış. Konak Sineması, tüm bu tarihselliğiyle bizim içinde bulunmadığımız ama bizimle ilgili bir geçmişe tanıklık etmemizi sağlıyor.

Kolektif ruh

Kolektif bir ruhla yola çıkan NHKM’nin girişimiyle üç salondan oluşan yapı, kültür merkezi olarak hayat buluyor. Üstelik salonlardan birinde Onat Kutlar’ın Türkiye’deki sinema ve izleyici birikimine büyük katkı sağlamış “Sinematek” olgusu, yeniden canlandırılmak isteniyor.

Kutlar’ın sinema sevdası, Ingmar Bergman’ın “Yaban Çilekleri” filmini izleyişiyle başlar ve Kutlar, Paris Sinematek’e tutkuyla devam eder. Meydan, Yeni Sinema, Milliyet Sanat, Papirüs ve Hürriyet Gösteri gibi dergilerde yayımlanan sinema yazılarından oluşan “Sinema Bir Şenliktir” eserinde Onat Kutlar, filmin kahramanı Dr. Borg’un ağzından “geçmişin bencil karabasanında değil, başkaları için iyi, olumlu bir şeyler yapabilmek”ten bahseder. Bu anlayışı yaşantısına yayan yazar, Sinematek Derneği’ni 1965 yılında kurar. Yalnızca iyi bir izleyici, senarist değil, tam anlamıyla sinemanın “misyoner”i olur. Onun kararlılığı, hevesi ve inadıyla ortaya çıkardığı büyü, kolektif ruhla dileriz Konak Sineması’na da sirayet etsin.

Bu hissiyat ve iyi dileklerle beraber Konak Sineması’nın yeniden açılmasını nasıl değerlendirebiliriz sorusu aklıma takıldı. Bunun için birkaç kapı çaldım, değişik disiplinlerden görüş aldım. Hepsinden de evvel İzmir Mimarlık Merkezi’nde (İMM) gerçekleşen “İzmir’in Dünü, Bugünü ve Geleceği: Kent Belleği, Kimliği ve Kültürü Açısından Değerlendirmeler” söyleşisini, konu tam da bu bağlama oturduğundan izledim. İzmir Dayanışma Akademisi üyesi Prof Dr. Melek Göregenli’nin bu sunumuyla beraber internette erişilebilen Kültürhane’de gerçekleştirdiği benzer bir sunumuna baktım. İMM’deki sunumu sonunda Melek Göregenli, Konak Sineması’nın açılışına dair sorularımı sevinçle karşıladı ve alan kazanımı olarak nitelenebileceğini söyledi. Sunum ve çalışmalarından derlediğim konumuzla ilişkilenen ana hatları sizinle bu dosyanın ilk kısmında paylaşacağım.

Ayrıca, değişik disiplinlerin yaklaşımını öğrenmek adına İzmir’de yaşayan araştırmacı, sanatçı ve bilim insanlarından İzmir Araştırmacısı İlhan Pınar ve şair Asuman Susam ile yazar Raşel Meseri ve İzmir Mimarlar Odası Başkanı H. İbrahim Alpaslan’ın konuya ilişkin değerlendirmelerini de dosyanın ikinci bölümlerinde bulabilirsiniz.

Prof.Dr. Melek GÖREGENLİ: Kimliğin tüm yönleri ‘yer’le ilgilidir

Çalışmalarında kentlilerin kentle, kamusal alanlarla nasıl bağlar kurduğunu irdeleyen Göregenli, mekânın üzerimizdeki etkisi, kentlilik, kimlik, göç ve göçmenlik kavramlarını inceliyor. Göregenli’ye göre Konak Meydanı ve Kemeraltı’nın ziyaretçileri değişse de birer kamusal alan olarak değişik kesimlerden karşılaşmalara olanak sağladığından kentlilik ve kimlik açısından önemliler. Göregenli, kendi İzmirli kimliğini yadsımadan objektif kalmakta titizlik göstererek yürüttüğü çalışmaları çerçevesinde şunları aktarıyor:

“İzmir’e özgü hepimizin sevdiği unsurlar, kentin düzenlenişi ve arka planıyla ilgili. Bunlara yönelik her tür müdahale İzmir’i değiştiriyor. Bu müdahaleler: tarihi sit alanlarının imara açılması, doğal alanlara yönelik müdahaleler, deniz kıyısında çarpık yapılaşma, Kültürpark alanı için düşünülen projeler, körfez geçişi, RES’ler, Aliağa’daki termik santraller… Bunlar, İzmir’i o çok sevdiğimiz yer olmaktan çıkarıyor. Bu hal, bilimsel çalışmalara gerek olmadan bile İstanbul veya Alaçatı örneklerine bakarak anlaşılabilir.

“Fuar, sahil şeridi, Kemeraltı gibi açık, girilebilir, kentin bütün faklı nüfusları açısından karşılaşmaya olanak sağlayan kamusal alanlar ve meydanlar İzmir kimliğini besliyor. Kemeraltı üzerine yaptığımız bir çalışmada 9300 görüşme yaptık ve yaklaşık 12000 mekân inceledik. Bu sayılar da gösteriyor ki Kemeraltı’nın yaklaşık dörtte biri tamamen boş. Kısmen boş veya işlevsiz alanlar da oldukça fazla. Böylesine merkezi bir kamusal alan için boşluk ve onun nasıl doldurulduğu çok önemli. Fonksiyon kazandırılarak doldurulması gereken boşluklar.

“İzmir’de nüfus artışı, yapılaşma ve göç aşırı seviyede. İnsanlar yeni insanlarla ve yeni mekânlarla karşılaşıyor. Mekânlar fiziki dekorlar değildir. Yaşam şeklinizi, davranışlarınızı ve kimliğinizi belirler. Kimliğin tüm yönleri, ‘yer’le ilgilidir. Mekânlara bağlanmamızı etkileyen güdüler değişkendir. Örneğin ben, özellikle babamla gittiğim sinemayı çok seviyorum. Babamla olan hatıralarımdan ötürü o sinema benim için özel. Konak Sineması’na dair de hatıralarım var tabii ki. Kent ve sinemalar üzerine bir çalışma var ayrıca, üzerinde uzun uzun konuşulabilecek.”

* Sinema Bir Şenliktir, Onat Kutlar, YKY

** Kemal Burkay “Gülümse” şiirine naziredir.

Dosyanın ilkinci bölümü: Nostalji değil, bellek mekânı…

1 yorum

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal