Komik, dehşet verici ve ciddi mizah

Komik, dehşet verici ve ciddi mizah

Bazı klişelerde doğruluk payı var; mesela ‘mizah zekâ gerektirir’ ifadesi bunlardan biri ve sağlaması pek çok kez yapıldı. Bir diğeri ise ‘insanları güldürmek zordur’ sözü. Bunun da doğruluğu defalarca sınandı.

Herhangi bir soruya yalın ve sıra dışı bir yanıt vermek, ironi yapmak, pervasızlıktan öte bir cesaretle şaşırtıcı bir cümle kurmak, eğilip bükülmez bir tavır takınmak ve sarsıcı bir metin kaleme almak mizahla dirsek temasında. Dolayısıyla her biri zekâ ürünü.

İçinde zekâ barındırdan mizahı ekine köküne ayırmak, onun şiirle ve edebiyatla ilintisini incelemek önemli bir mesele. Böyle bir araştırmaya soyunan Terry Eagleton, “Mizah” isimli kitabının başında hem bir uyarıda bulunuyor hem de ironik bir cümle kuruyor: “Elbette, kütüphane raflarında kayda değer sayıda mizah hakkında mizahsız değerlendirmeler var. Bu tür çalışmalardan bazıları, hacimli hâlde grafikler, çizelgeler, şemalar, istatistikler ve laboratuvar deneyleri raporları ile donatılmıştır. Bilimsel araştırmacıların somurtkan bir üçlüsü şakaların var olup olmadığı konusunda bile şüphe uyandırıyor gibi görünüyor (…) Mizah teorileri, belirli bir entelektüel alçakgönüllülük damgasını vurduğu sürece çok eşlilik veya paranoya teorileri kadar faydalı olabilir. Her verimli hipotez gibi kendi sınırlarını kabul etmeleri de gerekir. Her zaman olağandışı durumlar, çözülmemiş bulmacalar, garip sonuçlar, uygunsuz etkiler ve benzerleri olacaktır (…) Mizah, basitçe, şiirde olduğundan daha fazlası değildir, bir bilmece değildir. Niçin gülüştüğümüz hakkında nispeten inandırıcı ve mantıklı bir şey söylemek mümkündür, gerçi bu sayfalarda böyle yapıp yapmadığımı yargılamak okura bağlıdır.”

Sembolik âlemi bir anda çökerten kahkaha

‘Komik olan nedir?’, ‘Şaka nedir?’ ve nihayet ‘Mizah nedir?’ gibi sorular ve bunlara yanıt arayışı, Eski Yunan’dan beri mevcut. O tarihlerden şimdiye kadar güldüğümüz şeylerin epey değiştiğini, esprilerin evrim geçirdiğini ve pek çoğunun artık ‘demode’ olduğunu da unutmamak lazım.

Öte yandan gülme eylemi değişmedi; Eagleton, ‘kahkaha, tek tip olmayan evrensel bir olgudur’ diyerek ve Hippokrates’i desteklercesine bu değişmezliğe atıf yapıyor. Dahası, mizahın bir unsuru ve hatta sonucu olan kahkahayı ‘farklı deneyimlerden oluşan’ ve ‘duygusal tutumları yansıtan bir dil’ diye tanımlıyor.

Gülmek ve kahkaha atmak, bu yönleriyle sosyal ve kültürel birer gösterge, hatta eylem. Eagleton’a göre doğa ile kültür arasındaki ‘sivri bir uç.’ Bir yanıyla da duyguların dışavurumu: “Bir anlamda kahkaha, sembolik âlemin -düzenli ve anlaşılır anlam alanının- anlık çöküşünü ya da bozuluşunu temsil ederken başka bir anlamda ise buna dayanmayı asla bırakmaz.” Buradan bakınca mizah, ruh hâllerinin bir yansıması olabileceği gibi entelektüel faaliyet (nükte) diye de nitelenebilir.

Mizah ve onun unsurları (kahkaha, gülme vd.), Eagleton’ın ifadesiyle bazı zamanlarda kontrolden çıkarak ya da densizliğe dönüşerek krize neden olabilir. Bu da ironik bir durum yaratır aslında; şakalar, münasebetsizlikler ve küstahlıklar, bir tür sınır aşımı olabileceğinden içinde doğal ya da doğal olmayan mizah barındırır.

Eagleton’ın Freud’dan Nietzsche’ye, Beckett’ten Joyce ve Spencer’a dek göndermeler yaparak konuyu genişletmesi boşuna değil; keskin zekâ ve bayağılaştırma, politika, psikoloji, sosyoloji ve edebiyat, mizahı gerek besleyen gerek ondan yararlanan alanlar olarak öne çıkıyor çünkü.

Eagleton, kozmosu bozma işlevinden bahsettiği mizahın, dünyayı bir sanat eseri gibi aydınlattığını da söylüyor: “Mizah, hükmetme ve sahip olma dürtümüzü gevşetmemizi ve böylece nesneyi iştah ve ihtiyaç zorunluluklarından azade şekilde görmemizi sağlayabilir. Artık basitçe kendi projemizin bir parçası olarak anlam ve değere sahip değildir. Gerçekten de gülen vücut, böyle bir temsilcilik yapamaz. Komedi, Walter Benjamin’e göre mekanik yeniden üretimde olduğu gibi şeylerin korkutucu havasını dağıtır ve bunu yaparken onları daha da yakınlaştırır ama aynı zamanda, herhangi bir derin etkiyi de ortadan kaldırır ve bu anlamda onları yaygaracı talep ve arzularımıza referans olmadan kavrayabileceğimiz noktaya kadar iter. Acil pratikten bu yoksunlukta, mizahın sanatla ortak bir yanı vardır.”

Bir ihlal ya da sapma

Eagleton, mizahın tarih boyunca kimi eksikliklerimizi, alaycılığımızı ve kazandığımız zaferleri gösteren bir ‘araç’ olarak kullanıldığını da belirtiyor. Bunlar, gülmenin ve kahkahanın hem felsefi hem de ironik yanını ortaya koyarken ciddi tarafını da yansıtıyor: “Güleriz çünkü kendimizde başkalarının zafiyetlerine ve önceki yenilgilerimize zıt bir ‘üstünlük’ olduğunun farkına varırız. Burada mizahın güleryüzlü, eğlenceli, olumlu ya da sadece tatlı şekilde abuk sabuk hiçbir anlayışı yoktur. Genellikle insanlığın en sevimli özelliklerinden bazılarını temsil ettiği düşünülen bir yetenek, en az iştah açıcı bir ifade hâline gelir.”

‘Kaderin’ ve kaderciliğin zıttı olan mizah ve komedi, geleceği haber verebileceği gibi geçmişin gerçekliğini tersyüz de edebilir. Eagleton, mizahı tarihle ilişkilendirmenin bir yolunun da bu olduğunu hatırlatırken şakanın hammaddesi sayılabilecek kelimelerin, mizaha can verdiği kadar onu değersizleştirdiğini de belirtiyor.

Meselenin bir başka boyutu ise mizahın tarihte aldığı biçimlerle ilgili; Eagleton, karşıtlıklar veya aşırılıklarla mizah arasındaki ilişki bağlamında açıklıyor bunu: “Mizahın büyük bir kısmı, bir ihlal ya da sapma sorunudur. Farklı fenomenler arasındaki sınırlar bulanıklaştıkça sınıflandırıcı katı dürtülerimizi gevşetebiliriz ve bunu yaparken koruduğumuz enerji kahkaha şeklinde deşarj olur. Bu durum ironi, bathos, lastikli sözler (tevriye), kelime oyunu, belirsizlik, aykırılık, sapma, kara mizah, yanlış anlamalar, yerleşik alışkanlıkları yıkma, grotesklik, yersizlik, seslendirme (ikiye katlama) absürtlük, saçmalık, çam devirmeler, alışkanlığı kırma, hızlı değişimler ve mübalağa şeklinde olabilir.”

Nüktenin sivri ucu

Mizahın çeşitli dönemlerde bir kontrol kaybı olarak nitelendiğini hatırlatan Eagleton; Kilise, toplum, burjuvazi ve daha pek çok ‘otorite’nin gerek kaba saba şakalara gerek nüktelere şüpheyle, kaygıyla ve hatta korkuyla yaklaştığına dair örnekler sıralıyor. Bazı zamanlarda ise komedinin anarşist tarafından dem vurulduğunu, biraz daha ileriki aşamada ‘acıyı ve ölümü hafife alarak’ egemen sınıfların elindeki yargı sopasını güçten düşürdüğünün düşünüldüğünü not ediyor.

Söz konusu yaklaşımlara karşın mizah; patavatsızlıkları, görgüsüzlük ve nezaketsizlikleri törpüleme ya da onları ironik biçimde eleştirme aracı olarak kullanılırken çoğu zaman onlardan yararlanıyor. Bu bağlamda Eagleton, mizahın şaka yapmaktan daha derin bir anlamı olduğunu düşünürken dümeni nükteye kırıyor: “Nüktenin bir sivri ucu (amacı) vardır, bu yüzden bazen ince kılıçla dürtmek ile karşılaştırılır. Hızlı, düzgün, düzenli, çevik, yanıp sönen, göz kamaştırıcı, maharetli, çatışan, gösterişli yönleriyle ince kılıç benzeri bir şeydir fakat aynı zamanda delebilir ve yaralayabilir (…) Bir zekâ (nükte) oyunu gibi kaçamaklı cevap verme de aynı anda hem maharetli hem potansiyel olarak ölümcüllüğüyle temkinliliği ve zarafeti, son derece stilize edilmiş bir saldırganlık biçimiyle birleştirir.”

Eagleton’ın nükte ile nüktedanlık bağlamında yaptığı ince ayrımlar, mizahın bir ip üzerinde yürüdüğünü gösteriyor aslında: Mizah, kimi zaman esnek, altüst edici, şaşırtıcı ve entelektüel anlamda zevk veren bir kimliğe bürünürken onu kullanan kişi içine kötülük, küstahlık ve küçümseme de zerk edilebiliyor.

‘Kahkahamızın geleceği var’

Eagleton’a göre mizahı silahın karşısında konumlandırmak pek çok açmazda toplumlara yardımcı olabilir. Norbert Elias’ın ‘gülen kimse ısırmaz’ sözünden hareketle mizahın barışçıl yönüne atıf yapan yazar, Nietzsche’nin ‘Belki de bugün hiçbir şeyin olmasa bile kahkahamızın geleceği var’ cümlesini de hatırlatıyor.

Her ne kadar ütopik görünse de mizahın bu yönü, Jonathan Miller’ın değerlendirmesiyle ‘rutin kavramsal kategorilerimizi rahatlatma, onların despotizmini gevşetme ve kölesi olmamızı önleme’ gibi özelliklere sahip. Eagleton’a göre mizahın bu özellikleri, zihnin esnekliğinin bir sonucu.

Öte yandan Eagleton’ın adını andığı Mary Douglas, şakanın yıkıcılığını vurgularken ‘bir şaka; düzleştirmeyi, çözülmeyi ve yenilenmeyi sembolize eder’ diyor. Yazara göre bu çözülme ve yenilenme, komik bir taciz, alay, cesaret, muğlaklık, samimiyet, tehlike, risk ve teşhir gibi birbiriyle zıt şekilde ya da çelişerek gerçekleşebilir.

Eagleton, mizahın komik, dehşet verici ve ciddi taraflarını incelerken onun felsefi, estetik, tarihî, edebî, politik, sanatsal ve hatta dinle ilgili yanını da ortaya koyuyor. Mizahı herhangi bir kategoriye indirgemeden ya da formüle etmeden, mümkün olduğunca geniş bir açıdan, referanslar vererek çözümlemelere girişiyor. Bir bakıma tek bir mizah olmadığını, geçmişteki ve günümüzdeki örnekler üzerinden anlatıyor.

“Mizah”, Terry Eagleton, Çeviren: Melih Pekdemir, Ayrıntı Yayınları, 158 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar