‘Kariye Müzesi müze kalmalıdır’

‘Kariye Müzesi müze kalmalıdır’

Kariye’ye müze statüsü veren 1945 tarihli Bakanlar Kurulu kararını Danıştay’ın iptal etmesinin ardından, Kariye Müzesi’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmesine ve cami olarak ibadete açılmasına karar verildi. Bilim insanlarının Kariye Müzesi’ne ilişkin görüşlerini içeren ve Mimarist‘te yayımlanan metnin tamamı şöyle:

Danıştay, Kariye Müzesi ile ilgili olarak, “Cami asli fonksiyonu dışında kullanılamaz” kararı almış. Acaba Danıştay üyeleri, Kariye’nin aslında bir manastır kilisesi olduğunu bilmiyor mu?

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay

Kuruluşu çok gerilere giden Kariye Müzesi, depremler ve yenilemeler dolayısıyla bugünkü biçimini geç Bizans Dönemi’nde almış bir Hristiyan dini yapısıdır.  Bizans döneminde birçok manastır Surlara yakın bölgede yerleşmişti. Bu nedenle Chora Manastırı da kırsal alanda, bahçeler içinde kurulmuştur. Müzedeki önemli mozaik panolardan biri, manastır kilisesinin bugünkü biçimini almasını sağlayan son banisi Metokites’i kilisenin maketini Hazreti İsa’ya sunarken göstermektedir. Metokites 14. Yüzyılın ikinci yarısında, daha önce mevcut yapıyı elden geçirtmiş, mozaiklerle bezetmiş ve bir mezar şapeli eklemiştir.

İstanbul’un Dünya Mirası içinde yer alan Kariye Müzesi, ünlü mozaik ve freskleriyle çok sayıda ziyaretçi çeken bir eserdir. Devletimiz İstanbul’un tarihi alanlarını  UNESCO’ya ‘Dünya Mirası’ olarak önerirken, onları en iyi şekilde korumak ve evrensel  değerlerini tüm insanlıkla paylaşmak üzere söz vermiştir. Dünya Mirası varlıklar hakkında yalnız üzerinde bulunduğu ülke değil, uluslararası camia da söz sahibidir. ‘Dünya Mirası’ demek, paylaşılan bir kültür mirası demektir. Bu değerler rahatça gezilmek, incelenmek, güzelliklerinden yararlanmak için tüm insanlığa açılır.

Barındırdığı olağanüstü sanat değerleriyle Kariye Müzesi, İstanbul turizm zincirinin kilit noktalarından biridir. Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da birçok Ortaçağ Kilisesi vardır ancak yalnız Kariye’de Ortaçağ’dan kalan mozaik ve freskler serbestçe  sergilenmektedir. Bu güzel eserlerin açığa çıkarılması, onarılması ve insanların onları görüp sevmesi, sanatsal değerlerinden zevk alması uzun yıllar süren çabalarla mümkün olmuştur. Laik Türkiye Cumhuriyeti, 1948’de cami olarak kullanılmakta olan yapının ‘fresk ve mozaiklerinin ortaya çıkarılması ve onarımı, sonrasında da müzeye dönüştürülmesi’ kararını almıştır.

İstanbul gibi bir dünya mirasını korumanın önemi ve incelikleri iyi kavranmalıdır. Tüm dünyanın ilgilendiği kültür değerlerinin yaşatılması, sunulması vizyon gerektirmektedir. 21. Yüzyılda Ortaçağ bağnazlığının, dar görüşlülüğünün yeri yoktur. Dar bakış açıları hem kültür mirasına hem Türkiye’ye zarar verebilir.

Müzenin geriye dönerek, camiye çevrilmesi ister istemez bir kimlik değişimi yaratacaktır. Osmanlı Dönemi’nde kilise, camiye çevrilmiş ancak mozaik ve freskleri kazınıp yok edilmemiştir. Kaynaklar, kilisenin değerinin halk tarafından bilindiğini göstermektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kariye’den “Edirnekapı yakınında Kariye Camii: Evvelce bir sanatlı kilise imiş” şeklinde söz etmiştir. 18. Yüzyılda İstanbul Camileriyle ilgili iki ciltlik kitap yazan Ayvansaraylı Hüseyin Efendi de “Cami-i mezbur kilisadan münkaliptir” diyerek onun özgün kimliğini belirtmiştir. Kilisenin müzeye çevrilmesinden önceki durumunu bilen Prof. Semavi Eyice de ‘ibadet mekanındaki mozaiklerin üzerlerinin namaz vakitlerinde tahta kapaklarla kapatıldığını’ belirtmiştir.

İstanbul’un Dünya Mirası oluşu ile ilgili kararda “İstanbul Bizans ve Osmanlı uygarlıklarına tanıklık etmekte üniktir” denilmiştir. Bu cümle İstanbul’un Dünya Mirası oluşunda Bizans bileşeninin önemine tanıklık etmektedir. Bu hususa saygı gösterilmesi zorunludur. Kültür varlıkları güncel politikaya alet edilmemelidir. Osmanlılar Bizans kültür mirasını onarımlarla yaşatmış; emaneti 20. Yüzyıla kadar  getirmişlerdir. Bu saygıdeğer bir tutumdur. Cumhuriyet devrimi ise kültür varlıklarının evrensel değerini gözetmiş, onların en iyi biçimde sunulmasına olanak vermeyi hedefleyerek, kapılarını tüm insanlığa açmıştır. Dar bakışlarla, müzeyi “cami” olarak yaftalayıp, evrensel değer taşıyan sanat eserlerinin serbestçe sergilenmesini, görülmesini zorlaştıran bir kullanıma dönülmesi kabul edilemez.

Prof. Dr. Zeynep Ahunbay

Prof. Dr. Nevra Necipoğlu

Geç Bizans Dönemi’nden günümüze kalmış en önemli yapılardan biri olan Kariye Müzesi (o dönemdeki adıyla Khora Manastırı’nın Kilisesi), içerisinde barındırdığı 14. yüzyıla ait eşsiz mozaik ve fresklerle son dönem Bizans sanatının sadece İstanbul’daki değil, tüm dünyadaki en zengin ve en iyi korunabilmiş örneklerinden birini teşkil etmektedir. İstanbul’un çok katmanlı tarihinin ve kültürel zenginliğinin bir parçası olan Kariye’nin tüm ziyaretçilere açık bir müze olarak işlev görmesi onun evrensel değerini yansıtan bir kullanım biçimidir. Bu önemli anıtın İstanbul ve dünya tarihinin ortak mirası olarak yaşatılabilmesi için müze statüsünde kalması elzemdir.

Öte yandan Kariye’nin cami olarak ibadete açılması durumunda, yalnızca İstanbul’un kültürel zenginliği ve uluslararası itibarı zedelenmeyecek, binada yapılacak olan düzenlemelerle gerek özgün mimarisi gerekse de içerisindeki mozaik ve duvar resimleri zarar görebilecek, ayrıca kentin turizmi de olumsuz biçimde etkilenecektir.

Prof. Dr. Nevra Necipoğlu

Prof. Dr. Engin Akyürek

Son haliyle 1321 yılında yapımı tamamlanmış olan Khora Manastırı’nın Kilisesi, Bizans’ın son döneminin bu kentteki en önemli ve en iyi korunabilmiş örneğidir. 1511 yılında cami olarak kullanılmaya başlanan yapı, 1945 yılında Ulusal Anıt ilan edilmiş ve 1948 yılında Müzeler İdaresi’ne bağlanmıştır.  1947 yılında başlatılan restorasyon çalışmaları 1958 yılında tamamlanarak müze ziyarete açılmıştır. Bizans İmparatorluğu’nun son dönemine ait mozaik ve freskoların İstanbul’da günümüze ulaşabilmiş olan en zengin örneklerini teşkil eden Kariye Müzesi, kentin Topkapı Sarayı ve Ayasofya Müzelerinden sonra, en çok ziyaret edilen önemli müzelerinden biri haline gelmiştir.

İstanbul, tarih boyunca çeşitli uygarlıkların yaşadığı ve iz bıraktığı, kültürel mirasının çeşitliliği ve zenginliği bakımından dünyanın en önde gelen kentleri arasındadır. Nitekim, kentin bu önemi UNESCO tarafından da tanınmıştır. Bu çok renkli kültür varlığının önemli parçalarından biri olan Kariye’nin, insanlığın da ortak bir mirası olması nedeniyle, müze olarak kullanılması ve kentin zenginliğinin bir örneği olarak tüm ziyaretçilere açık olması, yapının en uygun kullanımı olmuştur.

Kariye Müzesi’nin, gerçek bir ihtiyaç olmadığı halde, salt ideolojik ve politik nedenlerle bazı kesimler tarafından cami olarak kullanılması konusundaki çabaları, bu kentin kültürel zenginliğine olduğu kadar, uluslararası itibarına da zarar vermektedir. Yapının cami olarak kullanılması, bu yapının özgün haliyle korunabilmesine imkân vermeyecektir. Cami işlevi verilmesi durumunda yapıda ibadete uygun bazı düzenlemeler yapılması kaçınılmazdır. En azından zeminin halı ile kaplanması; ısıtma, aydınlatma ve ses tesisatının; havalandırma sisteminin kurulması gerekli olacaktır. Duvar resimleri bir biçimde örtülecek, ziyaret saatleri ve iç mekândaki ziyaretçi hareketleri kısıtlanacaktır. İznik ve Trabzon Ayasofyaları bunu göstermektedir. Bu kentin turizmini de olumsuz olarak etkileyecektir.

Bir avuç gericinin kente bu kötülüğü yapmasına izin verilmemeli, gerekirse bu konu İstanbul halkına sorulmalı ve bu tartışma bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır. İstanbul’da istenilen yere cami yapılabilmektedir ancak Kariye gibi bir anıt yapının bir daha yapılabilmesi mümkün değildir.

Prof. Dr. Engin Akyürek

Dr. Mine Esmer

Kariye Müzesi, Orta ve Geç Bizans Devirleri’ne ait önemli bilgiler sunan, İstanbul’un çok katmanlı kültürel mirasının önemli bir öğesidir. Yapının müze işlevinin devamı pek çok açıdan mühimdir. Öncelikle yapının tüm mekanlarının bir bütün olarak algılanması önem arz eder. İşlev olarak bölünen yapılar bu bütünlüğü sunamadıkları için bir bütün olarak algılanmaları mümkün olamamaktadır. Ortaçağ İstanbul’undan bugüne, mimari üslubu, mekan tasarımı ve boyutları, malzeme kullanımı, opus sectile, mozaik, fresk vb. bezeme öğeleri ve çeşitli dönem ekleriyle eşsiz birer tarihi belge niteliği taşımakta olan bu yapının, döneminin yapım teknikleri, estetik değerleri, mimari ve sosyal ortamı hakkında sunduğu bilgi, çağdaşı olan pek çok yapıya göre daha iyi korunmuş olması nedeniyle benzersizdir ve tüm insanlığın ortak mirası olarak sunulmayı ve korunmayı hak eder.

Yapının çok yakınındaki camilerin, ibadet için gerekli olanakları sunmaları da bu yapının özellikle camiye çevrilmesi için gerekli bir neden olmadığını gösterir. Çok yakın çevresinde önemli tarihi camiler bulunmaktadır. Bunlar arasında en önemlilerinden birisi 750 m (10dk yürüme mesafesi) uzakta olan ve Mimar Sinan tarafından tasarlanan, Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisi’dir. Bir diğeri 600 m uzaklıkta olan (8dk’lık yürüme mesafesi) Tercüman Yunus Camii’dir. Üçüncü olarak, 350 m (4 dk’lık yürüme mesafesi) uzakta bulunan Kefeli Camii’nden söz edilebilir. Son olarak ise 280 m (3dk yürüme mesafesi) uzakta olan Hoca Kasım Günani Camii’nden bahsedilebilir. Bu yapılar göz önüne alındığında, yukarıda sayılan özellikleri ile öne çıkan Kariye’nin müze işlevinin devamının uygun olduğu düşünülmektedir.

Dr. Mine Esmer

Dr. Nisa Semiz

Kariye Müzesi, Bizans döneminde Khora Manastırı içinde yer alan ve bu manastır yerleşkesinden günümüze ulaşan tek yapıdır. İlk yapımı 6. yüzyıla dayandığı düşünülen kilise yapısı günümüze gelene kadar değişik müdahaleler geçirmiştir. Bugünkü yapı, özellikle, bir bütün olarak yeniden ele alındığı 14. yüzyıldan izler taşımaktadır. Bu dönemde, yapıda mimari açıdan değişik müdahaleler gerçekleştirildiği ve yeni eklentilerin yapıldığı bilinmektedir. Yapı, Bizans kiliselerinde görülen simetrik plan kurgusundan farklı olarak karmaşık ve asimetrik anlayışın hakim olduğu mimari özellikleri bu dönemde kazanmış, günümüze de önemli ölçüde ulaşan mozaikler ve fresklerle yine aynı dönemde bezenmiştir. İstanbul’un fethinin ardından, 1511 yılında, Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye dönüştürülmüş; güneybatı köşesine bir minare eklenmiştir. Zaman içinde harap hale gelen yapı, 19. yüzyıl sonunda kapsamlı bir onarım geçirmiş, bu sırada üst örtü değişime uğramıştır. 1948 tarihinde müzeye çevrilen yapıda ortaya çıkarılan mozaikler ve freskler, 1948-1958 yılları arasında, kapsamlı bir konservasyon geçirmiştir. Son olarak, 2000’li yıllarda başlayan yapıdaki onarım ve restorasyon çalışmaları sürmektedir.

Kariye Müzesi’nde gerek mozaik, gerekse fresk tekniğinde yapılan resimlerin özel olarak seçilip düzenlenmiş olduğu gözlemlenmektedir. Hz. Meryem ve Hz. İsa’nın yaşamlarının bir akış içinde resmedildiği mozaiklerin ve özellikle ölüm ve öteki dünya temasının işlendiği parekklesion bölümündeki fresklerin programı aynı zamanda yapının mimarisiyle iç içe geçmiş bir görünüm sergilemektedir. Yapı, tüm bu özellikleriyle İstanbul’un çok katmanlı tarihi içinde mimari ve sanatsal yönden tekil ve çok özel bir yere sahiptir. Üstelik, yapının yeniden cami olarak kullanımı, ölçeği ve iç mekanların neredeyse tümünü kaplayan zengin resim programı düşünüldüğünde, işlevsel olanaksızlıkları ve ciddi koruma ve sergileme sorunlarını gündeme getirecektir. Mimari ve sanatsal açıdan ayrıcalıklı bir yere sahip Kariye Müzesi’ne cami işlevinin yeniden kazandırılmasıyla doğacak fiziksel sorunlar düşünüldüğünde, yapının sadece müze işlevini sürdürmesi büyük önem taşımaktadır.

Dr. Nisa Semiz

‘Kariye Müzesi ‘sadece’ korunmalıdır’

Dr. Esra Kudde

Kariye Müzesi, çok katmanlı yapısı, sanatsal ve tarihî belge değeri nedeniyle, İstanbul’un önemli anıtları arasında yer alır. Erken Bizans dönemine (6. yy) uzanan tarihinde çok sayıda onarım geçiren anıt, Chora (Khora) Manastırı’nın kilisesidir. 1316-21 yıllarında manastırın yeniden yapılması sırasında eklenen mermer duvar kaplama levhaları, taş bezeme, mozaik, fresk ve vitrayları nedeniyle, geç Bizans dönemi süsleme sanatının ender ve korunmuş örneklerindendir. Anıtın geçirdiği onarımlara ait en az beş döneme ait mimari izleri, plan şeması, yapım teknikleri ve mekân kurgusundan da izlemek mümkündür. 1511’de camiye çevrilen anıt, 1948 yılından itibaren müze olarak değerlendirilmektedir. Fatih ilçesi Derviş Ali mahallesi 2607 ada 1 parselde yer alan anıt, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu’nun 16.09.1987 tarih ve 3618 sayılı kararıyla, “Kariye Müzesi” adıyla tescil edilmiştir.

“Anıtların korunmasında ve onarılmasındaki amaç, onları bir sanat eseri olduğu kadar bir tarihî belge olarak da korumaktır.” (Venedik Tüzüğü, 1964: 3. Madde). Günümüzde koruma biliminin geldiği noktada anıtların, “özgünlük”, “bütünlük” ve “enderlik” kavramları doğrultusunda, olduğu gibi; “bugüne ulaşan haliyle” korunması tavsiye edilmektedir. Ulusal ve evrensel düzeyde kabul gören koruma ilkeleri, restorasyon süreçlerinin “anıtların tarihî belge değerini yok etmeden” yürütülmesi gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Kariye Müzesi gibi çok katmanlı bir anıtın geçirdiği bütün tarihsel dönemlere ait izlerin eş seviyede korunması ve belge olarak sunulması önem taşımaktadır. Restorasyonda kullanılan malzeme, yöntem ve teknolojiler gün geçtikçe değişmekte ve gelişmektedir; ancak korumanın temel ve değişmez ilkeleri, bilimsellikten ve bütüncül yaklaşımdan uzaklaşmamayı işaret etmektedir.

Kentin tarihini, önemli anıtsal yapılar ve çevrelerindeki değişimlerden okumak ve takip etmek mümkündür. Bir başka deyişle, anıtın okunabilen bütün katmanları, kentin “hafıza”sına eklenmiş olan verilerdir. Kariye Müzesi gibi bir anıtın, herkesin erişebileceği, izleyebileceği ve bilgi edinebileceği bir şekilde korunması ve kullanılması, saygın olduğu kadar, eğitici bir koruma yaklaşımının da göstergesidir. Kültür varlıklarının öğretici birer belge olarak benimsenmesi, anıtların zamanın ve değişen bakış açılarının yıpratıcı etkilerine karşı korunmasında önemli bir yol göstericidir.

Dr. Esra Kudde

1958’den beri müze olarak ziyarete açık olan Kariye Müzesi bilindiği üzere Bizans Dönemi’nde Khora Manastırı’nın parçası olarak şehrin surları dışında inşa edilmiş ve Osmanlı Dönemi’nde camiye dönüştürülmüştür. İstanbul’un çok katmanlı ve çok kültürlü geçmişinin en önemli göstergelerinden biri olarak günümüze kadar yaşamış olan bu yapı içinde barındırdığı 14. yüzyıldan kalma mozaikler, freskler ve mermer kaplamalarla döneminin mimarisinin yalnız Türkiye’de değil dünyada da benzeri az bulunan nadir bir örneğidir. Fatih Sultan Mehmet’in hem Kariye’de hem Ayasofya’da Bizans döneminden kalan mozaikleri ve süslemeleri tahrip etmeden üzerlerini kapatarak saklamış olması ve bu nadide eserlerin daha sonra açığa çıkarılmasıyla bugün bu eşsiz kültür hazinesini ülkemizde izleme şansına erişmiş bulunuyoruz.

Kariye’nin ibadethane işlevinin çok ötesinde evrensel bir değeri vardır. İstanbul coğrafyasında eşi az bulunur biçimde bir araya gelmiş olan farklı kültürlerin izlerinin katmanlar halinde birikmiş olması bizlere çok ayrıcalıklı değerler sunar. Bu değerlerin, hiçbirini diğerine göre öncelemeden bütün zenginliğiyle korunması ve sahip çıkılması gerekir. Kariye’de birkaç yıldır özenle yürütülen hassas koruma çalışmalarıyla bu yönde önemli bir adım atılmıştır, örnek olması gereken bu saygıdeğer çaba göz ardı edilmemelidir.

Farklı toplumların ortak kültürel mirası olan bu gibi eserler günümüzde sürdürülebilirliğin, gelişimin ve toplumlar arasında barış ve sınırlar ötesi birliktelik kurmanın önemli aracılarıdır. Kariye Müzesi’nin ayrıca İstanbul kentine bütün dünyadan gelen ziyaretçiler için en önemli çekim merkezlerinden biri olduğu unutulmamalıdır. Bu bakımdan böylesine önemli bir müzenin camiye dönüştürülmesi barındırdığı evrensel değerlerin izlenmesini, paylaşılmasını engelleyecek ve ülkemizdeki kültür insanları kadar uluslararası camia için de büyük bir kayıp olacaktır.

Europa Nostra Türkiye / Bizim Avrupa Derneği

71 yıldır müze olarak kullanılan Kariye, Khora Manastır kompleksinin kilisesi olarak 14. yüzyılda inşa edilmiştir. Ancak manastırın erken tarihi 7. – 9. Yüzyıl arasında yazılı kaynaklardan izlenebilmektedir. 1957 – 58 yıllarında yapılan arkeolojik kazılarda ise alt katmanlarda 6. – 7. yüzyıllara ait niteliği belirsiz kalıntıların yanı sıra 11. ve 12. yüzyıllarda inşa edilmiş kiliseye ait olduğu düşünülen kalıntılarda tespit edilerek, yapının mimari tarihi açısından önemli verilere ulaşılmıştır. 15. yüzyılda Sadrazam Atik Ali Paşa tarafından camiye dönüştürülen yapının fresklerinin ve mozaiklerinin bir bölümü örtülmüştür. Yapı 1948 yılında müzeye dönüştürüldüğünde 1960 yılına kadar süren restorasyon çalışmaları ile mozaik ve freskler yeniden açığa çıkarılmıştır. Freskler, Bizans Dönemi resim sanatının günümüze ulaşan önemli örnekleri arasındadır. Mozaikler ise figürlerdeki derinlik ve hareketlilik ile Rönesans sanatının habercisi kabul edilmektedir.

Kariye Müzesi, bir anıt yapı olarak İstanbul’un çok katmanlı, dolayısıyla çok kültürlü, kimlikli ortak zenginliğinin bir parçasıdır. Tarihi boyunca farklı işlevlerde kullanılması sonucu günümüzde kazandığı müze işlevi çokluğun ve biraradalığın önemli bir göstergesidir. Bu yönüyle Kariye Müzesi barındırdığı tüm kültürleri, dönemleri ayrım gözetmeksizin sergileyebilmektedir. Son yıllarda Kariye’de yürütülen restorasyon çalışmaları da kayda değer çalışmalardan biridir. Günümüzde Kariye Müzesi, mülkiyeti kimde olursa olsun evrensel bir müşterektir. Yapının camiye dönüştürülmesi yapının tüm geçmişinin izlenebilmesini engelleyecek, İstanbul’un çok kültürlü mirasının geleceğe taşıyabileceği toplumlararası barış mesajı için büyük bir kayıp olacaktır.

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi

 

Kaynak: Mimarist

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal