Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Kaldırım Serçesi’nin Türkiye macerası

Kaldırım Serçesi’nin Türkiye macerası

Edith Piaf, 100 yaşında. 19 Aralık 1915’te doğdu, 11 Ekim 1963’te, bundan 52 yıl önce aramızdan ayrıldı. Kaba bir hesapla 100 yaşının yarısını hayatta geçirdi; onun da yarısını büyük şöhret olarak… 48 yıllık trajik hayatında dibi de gördü, zirveyi de. Yanından hiç ayrılmayan üvey kardeşi Simone Berteaut, son gecesinde, uykuya dalmadan hemen önce şu sözleri söylediğini yazar: “Şimdi ölebilirim, iki kere yaşadım!”

Berteaut, kendisine Momone olarak seslenen “kardeşi” Edith Piaf’ın hayatını, ölümünden altı yıl sonra, 1969’da “Piaf” adlı biyografisinde gözler önüne serdi. Kitap, Aydın Emeç tarafından 1975’te “Kaldırım Serçesi” adıyla Türkçeye kazandırıldı. Bu, ilerleyen yıllarda, kitaptan yola çıkarak yazılmış bir oyunun da başlığı oldu. Bu yazı, o oyunun sahnelenme serüvenini anlatmayı hedefliyor… Piaf’ın 100. yaşında, ona memleketten çakılmış bir selam olsun hem.

Hiç, hiç mi hiç, ben pişman olmadım hiç…

Gülriz Sururi’nin anılarının ikinci cildi “Bir An Gelir” (Doğan Kitap, 2003), “Kaldırım Serçesi” ile başlar. 80’lerin karanlık ve karışık ortamından bir sıyrılma çabasıdır bu. Aynı zamanda, yıllar önce tiyatrodan elini eteğini çekmiş bir oyuncunun yeniden sahneye çıkma heyecanı… 1981’de, Zeynep Oral’ın teklifiyle Sururi’nin aklına girer Piaf. Ali Poyrazoğlu’nun katkısıyla iş hızlanır ve Londra’dan, o sırada ortalığı kasıp kavuran Piaf’la alakalı bir oyunun teksti getirilir. Çeviri için gittikleri Sevgi Sanlı, farklı ve yeni bir oyun önerisinde bulunur: “Peki neden Simone Bertaud’nun ‘Kaldırım Serçesi’ kitabından yararlanarak yeni bir oyun yazmayalım?”

kaldirim2Gülriz Sururi, kitabı okuduktan sonra kararını verir: “İngilizler yazar da Türkler yazamaz mı Piaf’ın yaşamından bir oyun?” Sonrası hızla gelişir: Yine Ali Poyrazoğlu’nun önerisiyle, şarkıları çevirmek üzere Can Yücel projeye dahil olur ve oyun, dönemin parlak yönetmeni Başar Sabuncu’ya emanet edilir. “Aceleye getiremeyiz bu oyunu” der Sabuncu ve hummalı bir çalışmaya girişir.

Can Yücel, tek şarkıyı çevirdikten sonra ekipten ayrılmak durumunda kalır. “La Goualante du Pauvre Jean”, onun elinde, “Gariban Jean’ın Düttürüsü”ne dönüşmüştür: “Kulak kabartın bir an / Bir gariban vardı, Jean. / Kısmetsiz karı kızdan / Metressiz teres! // Hayatta tek ders bu derstir / İster zengin ister zil / Aşksız adam, adam değil /…/ Gençler beni dinleyin / Gençliğinizi bilin / Jean önünüzde bir ders / Metressiz teres! // İlmik geçmeden boynuna / Al karıyı koynuna / Aşksız adam, adam değil! // Çıktım artık aradan / Bu öğüt garibandan / Diyor ki idamlık Jean: / Sevişin sevişin ulan!” Diğer sözler, Başar Sabuncu ve Engin Cezzar’a emanet edilir. Biri hariç… Gülriz Sururi anlatsın: “Ne gariptir, en sevdiğim şarkı olan ‘Non, Je Na Regrette Rien’in çevirisinde Başar da, Engin de zorlanınca, Türkçe sözleri ben yazdım. ‘Hiç, hiç mi hiç, ben pişman olmadım hiç…’ O gün ruh halime yakındı bu şarkı. O nedenle başarılı oldu galiba.” Bu başarıda, Sururi’nin yaklaşımının da katkısı var elbet: “Ben şarkıcı Piaf’ı söylemek üzere yola çıkmadım. Öyle olsa başaramazdım. Dünyanın en iyi şarkıcısı da başaramazdı. Ben insan Piaf’tan yola çıktım ve ‘İyi bir oyuncu Piaf’ı oynayabilir, şarkılarını yorumlar’ dedim ve ‘Kaldırım Serçesi’ için marşa bastım. Dekor, kostüm, müzik için avansları dağıttım, çark dönmeye başladı.”

Oyun için efsane bir kadro kurulur. Erdal Özyağcılar, Nefrin Tokyay, Mustafa Alabora, Sevil Üstekin, Yılmaz Zafer gibi oyuncular birden fazla rol sırtlanırken, müzik Esin Engin’e emanet edilir. Şarkılar, dönemin en büyük stüdyolarından İstanbul Gelişim’de, Doruk Onatkut tarafından kaydedilir. Levent Kırca’nın Zincirlikuyu’daki Hodri Meydan Sahnesi’nde başlayan provaların sonucunda, 5 Kasım 1982’de perde açılır. Büyük ilgi görür oyun. İstanbul’da 100’den fazla kez perde açar, küçük turnesinde Ankara, İzmir ve Paris’te sahnelenir. Sadece Gülriz Sururi için değil, seyirci için de o karanlık dönemi aydınlatan mecralardan biri olur.

“Kaldırım Serçesi” hakkında pek bilinmeyen bir şeyi, Sururi, anılarında açık ediyor: Oyun, memleketin ilk sponsorlu oyunlarından biri. Sponsor da, o zaman pek çok insanın umut bağladığı Banker Kastelli! Yazık ki perdenin açılmasına çok az zaman kala Kastelli iflasını açıklıyor ve bu sponsorluk afişlere yansımıyor.

Piaf’a memlekette aşırı bir ilgi gösterildiği aşikâr. Aydın Emeç, “Kaldırım Serçesi” broşürüne yazdığı yazıda bunu şöyle özetliyor: “Ölümünden bu yana Edith Piaf hakkında çok şey yazıldı, söylendi. Dar bir çevre dışında konuya epey yabancı olan Türk insanı bile sokaktan yetişen bu Fransız şarkıcısını son yıllarda yakından tanıdı, dinledi, o eşi bulunmaz garip sesini sevdi.” Emeç, Piaf’ın “ölünceye kadar yontulmamış bir elmas olarak” kalmayı başardığını da söylüyor ve şunu ekliyor: “O küçücük kadın, sağlığında aklının köşelerinden bile geçmeyecek bir ülkede yeniden doğuyor. Türkiye’de.”

kaldirim3

Aynı broşürde karşımıza çıkan Jean Cocteau’nun yazısından da bir bölüm alayım: “Hiç bülbül dinlediniz mi? Bir sıkar kendini. Bir duraklar. Koyu bir ses verir, bir daha duraklar. Bir yükselir bir alçalır sesi birden şakımaya başlar. Kendinizden geçersiniz. Tıpkı bir bülbül gibi Edith Piaf kendini ve seyircisini bir tartar; çabucak sesini bulur… Bu seste varlığının tümünü bulursunuz.”

“Kaldırım Serçesi”, büyük ses getirir. Melih Cevdet Anday, Cumhuriyet’te, “Gülriz Sururi bir tansık gibiydi sahnede” yazar. Refik Erduran, Güneş’te bunu güçlendirir: “Gülriz Sururi insan kalbini gözler önüne seren bir sahne mucizesi yaratıyor.” Selim İleri, yine Cumhuriyet’te şu cümlelerle selamlar oyunu: “İnsan olmanın onurunu duyuyoruz.”

Memleketteki diğer Piaf yorumlarına göz atmadan önce, sözü son kez Gülriz Sururi’ye bırakayım. Başarısının sırrını bizzat anlatsın: “Ben artık Piaf yiyor, Piaf içiyor, Piaf yaşıyorum. Çok kolay oldu benim için Piaf olmak; çünkü ben daha ilk günden Piaf olmadan oynamaya karar vermiştim rolü. Ancak Piaf’ın düşkünlük döneminde, saçları dökülmüş, beli bükülmüş, eli ayağı romatizmadan çarpılmış döneminde Piaf olacaktım. Öyle de oldum. Şarkılarda ise, Piaf’ı bir an bile taklit etmeyi düşünmedim. Çok komik olurdum böyle bir saçmalık yapsaydım. Ben sadece, şarkıları kendi sesimle iyi, en iyi söyleyebilmek için çok çalıştım ve oldu. Herkes ‘Piaf’ı çok güzel söylüyor’ dedi. Yoksa, o benzersiz sesi, o benzersiz gırtlağı taklit etmek çok büyük hata olurdu.”

Oyundan uzaklaşıp farklı bir bahse girmeden son bir not ekleyeyim: “Kaldırım Serçesi”, 1989 yılında TRT tarafından dizi haline getirildi. 1982’de sahneye konan metne sadık kalarak yapılan bu dizi, gösterildiği dönemde büyük ilgi gördü ve Piaf adını yeniden gündeme getirdi.

kaldirim4

Karam Karam Karam, Karam yağların güzelidir…

Çocukluğumda radyoda sıklıkla duyduğum bu ezgiyi çok severdim. Yıllar sonra, Ankara’ya okumaya geldiğimde aldığım bir kasetin beni şaşkına uğratması bu yüzden. Edith Piaf’ın ölümünün 25. yılı için hazırlanan iki kasetlik bir setin -ki biri kırmızı, diğeri maviydi kasetlerin- ilkinde karşıma çıkan “Padam Padam”, meğer reklam şarkısı olarak girmiş hafızama! 1951 tarihli bu şarkı, 1968’de “Seviyor Sevmiyor (Papatya Falı)” adıyla kariyerinin başındaki Kamuran Akkor tarafından plak yapılmış, “neden neden” nakaratlı şarkı pek tutmamıştı.

Reklamlarda kullanılan bir başka Edith Piaf şarkısı, “La Vie en Rose”, 2003 yılında (içine “Lili Marleen” katılmış yorumuyla) Candan Erçetin’in “Chante Hier Pour Aujourd’hui” albümüne girdi. Gülriz Sururi, şarkıyı “Kaldırım Serçesi”nde Başar Sabuncu’nun çevirisiyle ve “Pembe Yaşam” adıyla seslendirmişti: “Yürek yakar bir gülüşü / Bakışı canlar alır / Yalanım yok şuncacık / Yaman adam erkeğim // Bir kerecik sarılsa / Alsa kollarına / Renklenirdi şu dünya / En ucuz tarafından / Bir tek tatlı sözle / Akıl aklımı baştan // Hiç dayanamam ona / Erkeğim o benim / Sevgilim demiş bana / Ben onunum o benim erkeğimdir / Yemin etti ömrünce benimdir // Geçmesin dursun zaman / Sürsün hep birlikte / Pembe yaşam…”

Yazıyı, Simone Berteaut kitabı “Kaldırım Serçesi” ile açtım, oradan aynı adlı oyuna atladım ve Türkçe Piaf yorumlarıyla bitirdim. Elbette bu kadar değil, dahası da var. Ancak, lakırdıyı uzatmayayım. Yazının sonunda, kitabın, 2007’de Agora Kitaplığı tarafından yeniden basıldığını sözlerime ekleyeyim ve çok zamandır ortalıkta görünmeyen bir başka kitabı işaret edeyim: “Serçenin Türküsü”, Dominique Grimault – Patrick Mahe imzalı kitap, 1986 tarihli ve Milliyet Yayınları tarafından basılmış. İlk baskısı, ondan iki yıl önce “Piaf – Bir Sevda Türküsü” adıyla yapılmış. İrfan Yalçın’ın çevirdiği kitap, Piaf’ın Marcel Cerdan ile aşkını anlatıyor. Claude Lelouch, 1983’te bu kitaptan yola çıkarak bir film yaptı: “Edith et Marcel”. Oliver Dahan’ın yönettiği “La Môme / La Vie en Rose” ise, 2007’de Marion Cotillard’ı devleştirdi. Piaf, daha pek çok filme ve kitaba konu oldu ama bu iki kitabı ve iki filmi kenara ayırmakta, okumakta ve izlemekte fayda var. “Kaldırım Serçesi”nin şarkılarını, birazcık eşelemeyle kaset ya da CD üzerinde bulmak mümkün ama oyunun görüntülerine ya da bir dönem TRT tarafından çekilen “dizi”ye ulaşmak maalesef mümkün değil.

Edith Piaf, 100 yaşında. Bugün, sadece memleketi Fransa’da değil, her yerde kutlanacak bu. Bizimki, bu kutlama çorbasına bir tutam tuz. Umarım lezzet vermiştir.

Karikatür: İsmail Gülgeç 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal