Jaspers-Heidegger-Arendt ilişkisi ve etkileşimi

Jaspers-Heidegger-Arendt ilişkisi ve etkileşimi

Pek çok alanda olduğu gibi felsefede de dönemdaşlık ve hoca-öğrenci ilişkisi önemli. Bunlardan nice kavramların, tartışmaların ve zamana yön veren düşüncelerin çıktığı göz önüne alındığında, bir bakıma felsefe tarihinin büyük bölümünün kurulan bu ilişkilerle yazıldığı söylenebilir.

1920’de tanışan Karl Jaspers ve Martin Heidegger; özellikle varlık, yaşam ve dünya gibi üç temel konudaki görüşleri yirminci yüzyıla yön verdi. Jaspers ve Heidegger, yetiştirdikleri öğrencilerle de iz bırakmıştı. Onların başında ise Hannah Arendt geliyordu.

Yirminci yüzyılın en sorunlu dönemlerinden birinde ve en sorunlu ülkelerinden Almanya’da kurulan bu ilişkiden geriye bir dolu hatıra kaldı. Yusuf Örnek’in kaleme aldığı “Mektuplardaki Felsefe”; Heidegger, Jaspers ve Arendt’in birbirine yazdığı satırlarla beraber, üçlünün fikirlerini ve felsefi söylemlerini de yansıtıyor.

İlişkiler ve ‘etkileşimler’

Örnek, Jaspers-Heidegger-Arendt mektuplaşmalarından parçalar sunarken onların ikili ilişkilerinden ve birbirlerinin kitaplarına dair yazdıklarından da bahsediyor. Jaspers-Heidegger tanışıklığı, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen bitimine ve Almanya’nın keskin bir viraj almak üzere olduğu zamana rastlıyor. Arendt’in Heidegger’le tanışıklığı Marburg Üniversitesi’ne, Jaspers’le ilişkisi ise Heiderberg Üniversitesi’ne dayanıyor.

Üçlü arasındaki ilişkiyi ‘etkileşim’ olarak niteleyen Örnek, hazırladığı çalışmaya dair önemli bir uyarıda bulunuyor: “Kitabın konusu, Arendt’in Heidegger’le olan duygusal ilişkisi ya da Heidegger’in Nasyonal Sosyalizm dönemindeki siyasal angajmanı olmadığı gibi Jaspers’in hangi süreçlerle bir siyaset filozofu hâline geldiği veya Heidegger’in felsefi düşüncelerinin, Nasyonal Sosyalist ideoloji için bir temel oluşturup oluşturmadığı da değildir. Bunların her biri ayrı araştırma konusudur. Bu kitabın amacı, üçlünün felsefi düşünceleri arasında yapılabilecek olası araştırma ve karşılaştırmalar için başlangıç niteliğinde bilgi vermektir. Yaşanan hayatla düşünülen felsefe arasında hiçbir ilinti görmeyen Heidegger ile bunun tam tersini düşünen yani felsefesini kendi hayatında yaşayan Jaspers ve nihayet ortak öğrencileri Arendt’in felsefi düşünceleri arasında nasıl benzerlikler ve farklar olduğu, daha derin ve ayrıntılı felsefe araştırmalarıyla ortaya çıkacaktır.”

Usta-çırak ilişkisinden sağlam bir dostluğa

Jaspers-Arendt etkileşimi, hoca-öğrenci ya da ‘usta-çırak’ ilişkisine dayanıyor. Sonradan, Örnek’in de anımsattığı gibi dostluk başlıyor ve bunun en belirleyici özellikleri ‘sınır tanımayan bir etkileşim iradesi, açıksözlülük, dürüstlük ve hakikate ulaşma arzusu’ oluyor.

Temelleri, Arendt’in 1926’da doktora için gittiği Heiderberg Üniversitesi’nde atılan dostluk, ikilinin birbirine felsefi ve insani hayranlığıyla, saygısıyla ve sevgisiyle biçimleniyor. Jaspers, her zaman Arendt’in yanında olduğunu hissettirirken Arendt ise hocasının fikirlerine ve öngörüsüne hep değer veriyor. Hatta Arendt, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle bir kenara koyduğu Rahel Varnhagen kitabının yayımlanıp yayımlanmama kararını, Jaspers’in ‘tepkisi’ne bırakıyor. Dahası Arendt, savaş sonrasında Almanya’yı terk etmeyen Jaspers’e mülteci konumunda olduğu ülkelerden yardımlar gönderiyor ve savaşın ardından hocasının kitaplarının İngilizceye çevrilmesi için epey uğraşıyor. Kısacası hoca-öğrenci, dost ve birbirini anlayan, eleştiren, birbirine destek olan iki filozof var karşımızda.

Örnek, Jaspers’in “Totalitarizmin Öğeleri ve Kökenleri”ne yazdığı önsözle öğrencisini nasıl onore ettiğini hatırlatarak İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında kalan ikilinin dostluğuna dair bir ipucu veriyor: “Bu kitapta en radikal olandan kaçmayan, görmenin daha rahat olduğu yerde gözlerini kapamayan, acımasızca kendisiyle mücadele eden ve tutkulu bir şekilde tecrübe kazanan bir insanın yüksek aklı görev başındadır.

Arendt’in kaleme aldığı şu satırlar ise Jaspers’e duyduğu saygının ve sevginin kökenine işaret ediyor: “O hep tek başına durdu, bütün gruplaşmalardan ve Alman direniş hareketinden bağımsız hareket etti. Bu duruşun mükemmelliği, yalnızca o kişinin ağırlığı tarafından taşınmasındadır. Jaspers, kendine güvence sağlayan varlığından başka hiçbir şeyi temsil etmedi; onun varlığı, iyi olan her şeyin tamamen görünmezleştiği ve bu nedenle de etkisiz hâle geldiği terör hâkimiyetinin karanlığında aklın, ancak akıl sahibi herkesin fiîlen ve kelimenin tam anlamıyla öldürülmesiyle yok edilebileceğinin güvencesini verdi.

Aşktan eleştiriye

Arendt ve Jaspers ilişkisi, hoca-öğrenci ve dost olarak devam etmişken Arendt-Heidegger arasındaki, ilkin hoca-öğrenci, ardından aşk ve daha sonra Arendt’in Heidegger eleştirileri olarak şekilleniyor.

Örnek’in kitabında yer verdiği Arendt-Heidegger mektuplarında, ikilinin yakınlaşmaları ve kaçışları ön planda. Arendt, akademik kariyeri ve felsefi söylemini geliştirmek için çeşitli girişimlerde bulunurken Heidegger, bunları dikkatle izleyip öğrencisine fikirler veriyor.

1920’lerde iki sıkı dost olan Jaspers ve Heidegger’in ilişkisi, 1930’larda bozulurken Arendt-Heidegger ilişkisi de bununla paralel biçimde gerileme dönemine giriyor ve 1950’lerden itibaren de kopuş yaşanıyor.

Arendt’in yazdığı bazı satırlar, Heidegger’le ilişkisinde ‘mış gibi yapmanın’ ağır bastığını ortaya koyuyor: “Hayatım boyunca onu hep kandırdım; sanki bunları hiç yapmamışım ve üçe kadar dahi sayamıyormuş gibi yaptım, yapabiliyorsam da onun eserlerini yorumlama konusunda yapıyormuşum gibi; benim, üçe bazen de dörde kadar sayabildiğim ortaya çıktığında bu onun için çok uygundu. Bu kandırmaca benim canımı sıkmaya başlayınca burnumun üstüne darbeyi yedim. Bir an için çok kızgındım ama artık değilim. Bir şekilde bunu hak ettiğimi düşünüyorum, hem kandırmaca yaptığım hem de bu oyuna aniden son verdiğim için.

Arendt’in 1975’teki ölümüne dek süren mektuplaşmalarda sorular, eleştiriler ve yeni sorular doğuran yanıtlar ön planda. Saygıyı ve şükranı elden bırakmayan Arendt, sağduyulu eleştiriler sıralarken Heidegger de tüm samimiyetiyle bunlara cevaplar veriyor. 27 Kasım 1967’de Heidegger’in Arendt’e yazıdığı şu satırlar buna bir örnek: “Sen benim düşünce ve derslerimin iç hareketini herkesten önce kavradın. Bu, Sofist dersimden beri aynı kaldı.

Varlık ve varoluş felsefesine dair bazı konularda ikilinin birbirinden ayrılması ve özgürlük anlayışlarının da başka olması, mektuplara yansırken doğal olarak bazı felsefi hesaplaşmalar ortaya çıkarıyor: “Arendt’in Heidegger’e yaptığı en önemli eleştiri, onun istenç/irade/isteme (Wille) kavramı üzerinden kurguladığı düşünme anlayışıdır. Heidegger’in isteme kavramı Nietzsche’ye, onun ‘güç istenci’ (Wille zur Macht) kavramına geri gider. Heidegger buradan yola çıkarak tekniğin, Batı uygarlığında Varolan üzerinde hâkimiyet kurduğunu ve güç sahibi olduğunu iddia eder. Heidegger, bunun karşısına istenç ifadesi olmayan Düşünmeyi koyar ve bunun bir eylem olduğunu söyler. Arendt’e göre istemenin böyle bir yorumu, bireyin her türlü eylemde bulunma ve çoğulculuk içinde siyasal tavır takınma imkânını akamete uğratır.”

Arkadaşlıktan kuşkuya

Örnek’in kitapta incelediği en ilginç ve gerilimli ilişki Jaspers-Heidegger arasındaki; yazarın ifadesiyle bu karmaşık ilişki, ikilinin ‘yuvarlandığı siyasal koşullardan besleniyor.’

1920’den, Jaspers’in 1969’daki ölümüne kadar devam eden ilişkileri sırasında savaşlar, ekonomik krizler, şiddet dalgaları ve memleketleri Almanya’nın bölünüşü gibi gelişmelere tanık olan iki düşünür, önce sıkı bir dostluk kuruyor, ardından birbirine karşı derin kuşkular geliştiriyor.

İkilinin ilişkisindeki dönüm noktalarının başında, Heidegger’in Nasyonal Sosyalizm’le yakın temas kurması geliyor. Jaspers’in buna anlam verememesi, ikilinin ‘mücadele birliği’ni epey zedeliyor. Örnek’in konuyla ilgili yorumu şöyle: “Gerek ‘profesörler felsefesi’ne karşı gerek felsefenin geleceğine dair sürdürülen ‘mücadele birliği’ konusundaki sözlü ifadelere rağmen, her iki filozofun arasındaki derin uçurum, en geç ana eserlerinin yayımlanmasından sonra kendini göstermiştir. Jaspers, ‘Felsefi Otobiyografi’sinde şunları yazar: ‘Aksine ikimizin eserlerinin yayımlanmasıyla gizli kalan yabancılık ortaya çıktı.’ Jaspers’in gözünde ‘Varlık ve Zaman’, ‘bir bilgiler toplamı’ydı. ‘Varlık ve Zaman’ın yayımlanmasından itibaren birbirlerinin düşünceleri arasındaki farklar bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştı. Heidegger’in üslubu, kullandığı terimler ve düşünceleri Jaspers’e gittikçe daha anlaşılmaz gelecek ve sonraki yıllarda Jaspers, bu esere dair izlenimini daha sert sözlerle ifade edecektir. Heidegger’den koptukça onun düşüncelerinden de uzaklaşacaktır. Heidegger’in 1930’lardan itibaren geliştirdiği Varlık Tarihi ve Olagelme düşünceleri, Jaspers için anlaşılması mümkün olmayan fikirlerdi. Çıkış noktası varoluşsal iletişim olan Jaspers’in, Heidegger’in düşüncelerinin kaynağını anlaması mümkün değildi.”

Felsefi anlamda birbirine tam olarak yaklaşamayan ikilinin, özellikle düşünme, düşünce ve hayat konusundaki görüşleri farklıydı. Bununla beraber, 1933’ten sonra yaşanan kırılma, politik anlamda da iki düşünürü birbirinden uzaklaştırmıştı. Jaspers, ‘filozofun yazdığı ile yaşadığının birbiriyle çakışması gerektiğini’ söylemişti ve tam da bu nedenle Heidegger’de karanlık noktalar bulunduğunu düşünüyordu.

Örnek, ikili arasındaki anlaşmazlığı özetleyen tarihi bir belirmeyi anımsatıyor: “Jaspers’in ‘Martin Heidegger Üzerine Notlar’ kitabına dair eleştiri kaleme alan bir yazar, iki filozofun ilişkisini ‘Aslında hayatı boyunca Jaspers için Heidegger tatsız bir bilmece olarak kaldı’ cümlesiyle özetler. Gerçek olan, iki tarafın da birbiri için üzücü bir bilmece olarak kaldığıdır. Jaspers, Heidegger’i hiçbir zaman anlayamadı ve pek anlamak da istemedi. Heidegger ise Jaspers’i sadece bir psikolog olarak görmekten kendini bir türlü kurtaramadı.”

Jaspers ve Heidegger, felsefi söylemleriyle iki ucu temsil ediyorsa Arendt, onlar arasında kalmış görünüyor. Daha doğrusu, ikilinin çekişmesinin ortasına düşüyor. Bu durum, Marburg-Heiderberg gerilimi olarak da okunabilir. Jaspers-Heidegger çekişmesi sırasında, Arendt ikisine de saygıda kusur etmeyip onlardan çok şey öğreniyor. Kısacası yirminci yüzyıl düşünce dünyasında kalıcı izler bırakan üçlünün, hem hayatlarının dönüm noktalarını hem de felsefi söylemlerinin gelişimini okuyoruz “Mektuplardaki Felsefe”de.

Mektuplardaki Felsefe: Arendt-Jaspers-Heidegger, Yusuf Örnek, Ayrıntı Yayınları, 192 s.     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar