Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Habip Aydoğdu ‘Kırmızı’sı: Tek rengin zenginliğine erişebilmek…

Habip Aydoğdu ‘Kırmızı’sı: Tek rengin zenginliğine erişebilmek…

…Hem beyni hem bedeni sarsan bir fırtınadır yaratma süreci… Delirir, çıldırır, vahşileşirsin… Akılla, mantıkla üretemeyeceğin biçimleri, imgeleri, hesaplayarak yakalayamayacağın plastik tatları, hep o kendinden geçtiğin anlarda yakalarsın… Ve her maceranın sonunda doğaçlamayla gelen bu yeni resimsel tadın özünde, derin bir felsefi arka plan olduğunu görürsün…

Habip Aydoğdu, tüm düşünce, eylem ve teknikleri yoğurarak kendi dilini yaratan bir oyuncu, renk ustası, yazar, performans sanatçısı olarak güncel yaşamla, toplumsal olaylarla ilişkisini hep diri tutmuş bir sanatçı.

9 Aralık – 23 Ocak 2016 tarihleri arasında Kibele Sanat Galerisi’nde Aydoğdu’nun 40 yıllık sanat yaşamını gözler önüne seren retrospektif sergi aracılığıyla sanatçının her on yılda belirginleşen sanatsal dönüşümlerini izlemek mümkün.

Serginin 1970’lerin “Yaşam Kavgası”, 1980’lerin “Uçan Düş”, 1990’ların “Az Olanla Düşündürtmek/Kırmızının İktidarı”, 2000’lerin “Modernizmin İzinde/Kurban” adlarıyla sunulması, Aydoğdu’nun sanatsal dönüşümlerinin ipuçlarını verebilmek için seçilmiş başlıklar.

1976 yılında Ankara Or-An Sanat Galerisi’nde açılan “Yaşam Kavgası” başlıklı ilk kişisel sergisi ile Aydoğdu, toplumsal dinamikler ile yaşam arasında kurduğu bağı görünür kılmak için ilk adımı atmıştır. Askerliğini yaptığı Nusaybin’de tanık olduğu yaşantıların sorun edildiği bu sergide, sınır insanının dramatik yaşamı, doğa ile mücadelesi, yasadışı kaçakçılık vb olayları, bir anlamda bölgenin kozmopolitik, siyasi ve sosyolojik hareketliliğini portreleştiren Aydoğdu, toplumsal konuları çizgi ve renkle harmanlayarak soyutlamıştır.

tek2

Kırmızı ıstampa mürekkebi ile renklendirdiği resimleri yaparken hissettiği duyguların yaşamı boyunca sürdüğünü dile getiren Aydoğdu için “kırmızı”; isyanın, bilinçaltının, sezgilerin, bastırılmış duyguların, farkındalığın, seçiciliğin, tepkilerin, özetle yaratma eyleminin rengidir. Sanatçı, Nusaybin’deki askerliği sırasında başka malzeme bulamadığı için kırmızı renkli ıstampa mürekkebi kullanarak yaptığı ve “Yaşam Kavgası” adıyla sergilediği eserlerinde kullandığı bu rengi, zaman içinde kendi adıyla anılan “Habip kırmızısı”na dönüştürmüş, sanatının asıl amacı haline getirmiştir.

Ankara’da sergilenen Nusaybin, Cizre resimleri Aydoğdu’nun sanat kariyerini işaret eden önemli bir başlangıçtı. 1976’da ilk kez sergilenen “Yaşam Kavgası” resimlerinden bugüne dek eserlerinde çıkış noktası olarak “insanı” sorun edinen sanatçı, topluma, kendisine, bireye ve insanlığa çevirdiği mercek aracılığıyla tümdengelim yöntemiyle toplumu ve giderek doğrudan bireyi analiz etmeyi sanat yaşamı boyunca sürdürmüştür. İnsanın varoluş sorunlarına eğilen sanatçıya, yapıp eyledikleri açısından bakıldığında onun sanatını besleyen ana damarın varoluşçu felsefe ile ilişkili olduğu söylenebilir. Modern sanatın izini süren tüm sanatçılar, dönem sanatının birbirini dolaylı ya da doğrudan etkileyen kültürlerin izleriyle dolu olduğunu kavramışlardır. Sanatın, sanattan ve sanatçıdan beslenerek var olduğu gerçeği Aydoğdu’nun sanatının çok katmanlılığında da izlenebilmektedir. Picasso’da Afrika masklarını, Matisse’de İslam kaligrafisinin çizgisel ritmini görebildiğimiz gibi Aydoğdu’nun sanatında da New York Okulu’nun, Henri Matisse’in, Jackson Pollock’un, vb birçok sanatçının ortaklaştığı evreni görebiliriz.

tek3

1980’ler Habip Aydoğdu’nun sanatında bir dönüşüm sürecidir. Sanatında yeni refleksler ve içerikler belirginleşir. “Kendini bulma”dan “kendi olma”ya dönüştüğü bu yeni dönemde daha önce de kullandığı “kuş” imgesi, “kendi”nde özgürleşmenin simgesine dönüşerek tuvallerinde gezinmeye başlar, resminin yapıtaşı olur, uçar durur. Rastlantısallık, sezgi ve bilinçaltı ile şekillenmiş çalışmaları, resmin eylemselleşme hali ile sonlanır. Bu dönemde figürler iyice küçülerek soyutlanmış, sanatçı hayatı derinliği ile inceleyen bir gözlemciye dönüşmüştür. Aydoğdu; topluma, kendine, bireye ve insanlığa çevirdiği mercek aracılığıyla sadece bireye yönelmiş, toplumu “az” ile “çok” üzerinden anlatmaya, analiz etmeye başlamıştır. Bu dönemde kullandığı şiddetli renk lekeleri, resmin bir performans olduğunu anlamamızı sağlayan önemli ipuçlarıdır. Kendinden geçiş performansı ile iç içe geçen resimsel düzlemler, yaratma sürecinin en samimi soyutlamalarıdır. Öte yandan kendi semiyolojisini yaratan bu özgün kendinden menkul dil, Habip Aydoğdu’nun sanatında 1990’lar ile birlikte yaşanacak yeni dönüşümün habercisi gibidir.

1990’lar Aydoğdu’nun boya ve renk kullanımında, üslubunda ulaştığı olgunluk dönemi olarak adlandırılabilir. Siyah ve kırmızının gücünü artırması bu döneme rastlar. Artık kırmızı renk sadece bir leke olmaktan çıkmış, resmin kendisine dönüşmüştür. Bilinçle rastlantısallığın arandığı resimlerindeki stilize kafalar ve kuş imgesi bu kez bize farklı bir evrenden seslenir gibidirler. Boya katmanları, sürreal bir etki yaratarak tuvalden fışkırırlar. Sanatçı adeta o âna dek öğretilen her şeyi aşabilme çabası içerisinde bir katarsis yaşar. Sanatçının bu dönem resimleri bir değişim sürecinin iz düşümleridir. Resimlerdeki imgeler 1990’da yaşanan Körfez Savaşı’nın (kod adı: Çöl Fırtınası) etkilerini taşırlar. İktidarlar ve özgürlük savaşçılarının mücadelesidir resimlere yansıyan. “Kurban” edilmenin resimleridir bunlar. 1990’lardan 2000’li yıllara uzanan süreçte Habip Aydoğdu’nun sanatındaki rastlantısallık ve eylemsellik yerini renk kullanımında tutarlılığa, malzeme kullanımında ise kuralsızlığa bırakır.

tek4Kırmızı rengin Habip Aydoğdu’nun resimlerindeki iktidarı 2000’li yıllarda da sürmüş, tuvallerinin boyutları daha da büyümüştür. Toplumsal olayların, savaşların, kavgaların, haksızlıkların soğuk yüzü bu süreçte de sanatçının benzer temalara yönelmesine neden olmuştur. 2000’lerde resmin kapladığı alana hücum eden şiir ve yazı, yüzeyde bazen uyumlu, bazen savaşan düşünsel bir görsellik yaratmıştır. Bu yıllara dek kendinde saklı tuttuğu sanatçı defterlerindeki yazı-şiir-mektupları resimlerine taşıyan Aydoğdu, 2011’den sonra yazının tuvalde kapladığı alanı genişletmiş, bu yolla resmin bağlamını belirgin bir şekilde zenginleştirmiş ve desteklemiştir. Aydoğdu’nun sanatçı defterleri; sanatçının bilinçaltını, belleğini, dönemin sanatsal hafızasını ve alternatif yeni bir dilsel kodlamayı barındırması nedeniyle Türkiye resim tarihi içerisinde önemli ve özgün bir yer tutar.

Habip Aydoğdu’nun sanatında her malzemenin sanat eserine dönüşebilme ihtimali vardır. Sanatçı, özellikle 2000’lerde yaratma sürecinin hiperaktif olarak nitelenebilecek performanslarında akriliğin yanı sıra tuvaline farklı materyaller eklemeye, yeni deneyler yapmaya başlamıştır.

Aydoğdu, şimdilerde 2016 yılında şair Adonis ile gerçekleştireceği bir projeye hazırlanmakta. Son dönem çalışmalarında “kurban” temasına yönelen sanatçı, bu projesinde şiir ile farklı bir boyutta diyaloğa geçiyor. Adonis ile Aydoğdu’yu bir araya getiren en önemli bileşen “Kırmızı.” “Kırmızı, aşkın rengi. Sevdiğim bir kadın bana kırmızı bir atkı hediye etmiş ve bunu hiç boynumdan çıkarmamamı söylemişti. Bu nedenle bu kırmızı atkıyı hep takarım”[1] ifadeleri bile Aydoğdu ile Adonis’i bir araya getiren tılsımı niteler boyutta. Ayrıca; iki ismin köyde başlayan yaşamlarını sanatla biçimlendirip sanatla bütünleştirmeleri, aşka olan inançları da bu ortak projenin nedenleri arasında. Ve anlaşılıyor ki, iki büyük isim yeni projede birlikte kırmızıya duygu katıp kıpkırmızı bir proje yaratacaklar…

Gelecekte sanatta ulaşmak istediği hedefi Aydoğdu, şöyle ifade ediyor:

…Ya kırmızı ya beyaz ya da siyah ile ama özellikle tek bir kırmızı ile resmimi bitirebilmek istiyorum. Bütün çabam tek bir renkle derdimi anlatabilmek, arına arına o tek rengin zenginliğine erişebilmektir….

Alıntılar: Habip Aydoğdu ile yapılan söyleşi, Ankara: 21Eylül 2015.

Sırasıyla eserlerin künyesi: 

* “Kırmızı Ortadoğu”,  Tuval üzerine akrilik,  2015, 140×200 cm., Sanatçı Koleksiyonu

* “Kanayan yara”, Tuval üzerine akrilik, 2015, 140×280 cm.(ikili)

* “Kendime mektuplar – 2”, Tuval üzerine akrilik,  2011, 60×48,5cm.(üçlü),  Sanatçı Koleksiyonu

* “Kasap tahtası (İkili)”, Arka: Polietilen kasap tahtası, Taş, metal üzerine akrilik,  2010-2015,  143x90x28 cm, Sanatçı Koleksiyonu


[1]Berrin Tuncel Birer, “Arapların Yaşayan En Büyük Şairi Adonis”, Sabah, 31 Mart 2013; http://www.sabah.com.tr/egeli/2013/03/31/araplarin-yasayan-en-buyuk-sairi-adonis(Erişim Tarihi: 15 Ekim 2015).

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal