‘Geçmiş her şeydir, gelecek ise hiçbir şey’

‘Geçmiş her şeydir, gelecek ise hiçbir şey’

Romanya edebiyatının günümüzdeki en önemli isimlerinden Mircea Cărtărescu, yarattığı karakterlerin (ve kendisinin) geçmişiyle ülkesinin tarihini kesiştirirken destansı ve masalsı anlatımında, kopmadığı gerçekleri metinlerine yerleştiriyor.

Cinsel kimlikle yüzleşme aşamalarını ve bunun toplumdaki akislerini anlattığı “Travesti” başlıklı romanında Cărtărescu, sanrılarla erotizmi ve yaşamın gerçeklerini bir araya getirmiş, dünyanın ve rüyaların renkli taraflarına göz kırpmıştı.

“Nostalji” ise yazarın otobiyografik sayılabilecek romanıydı: Yaşamı anlatırken rulet metaforuna başvuran Cărtărescu, kitabın anlatıcısını kendisine yaklaştırarak Bükreş’in renkli gecelerini öne çıkarmış, yaşamı rüyaların içine itmişti. Anlatıcının, ömrü boyunca çocuk kalacağına inanması, hem yok oluşu hem de yeniden doğuşu simgeliyordu. Kısacası “Nostalji”; hatıralar, düşler ve Bükreş’in geçmişiyle örülü bir günlük gibiydi. Kitabın bir başka özelliği, Cărtărescu’nun kült üçlemesi “Orbitor” için hazırlık koşusu olmasıydı.

Birbirine bağlı dönemler arasındaki geçişleri anlatan “Orbitor” üçlemesi, yazarın gözünden Romanya tarihinin edebî bir yorumu olarak okunabilir.

Rüyalar, sanrılar ve hatıralarla ilerleyen ciltlerde klasik formdan uzakta bir aile, ülkenin dört bir yanını gezen sirkler, zombiler, gizli teşkilatlar, cazcılar, Amerikalı savaş pilotları ve Çavuşesku’nun gölgesine rastlıyoruz.

Üçlemenin ilk kitabında, anlatıcı Mircea’nın ergenlik döneminde yaşadıkları, zihnindeki imgeleri ve etrafında gördüğü simgeleri hâl yoluna sokma girişimleri yer alıyor. Ahalinin ‘Mircica’ dediği ve bir kız çocuğu gibi gördüğü anlatıcının, karanlık Romanya mekânlarında, aile fotoğraflarında, yalnızlık ve delilik ile doğuş ve büyüme sancıları arasında, kendisini bulma sıkıntısının hüküm sürdüğü bir dünyada gezintisiydi bu kitap.

Okuru, metafizik ve fizik sınırına götüren “Orbitor II” ise bir anlamda ilkgençlik yalpalamalarını içeriyordu. ‘Hayatını filtreleyen; onu yutan, yaşayan ve ondan nefret eden’ Mircea, kimi anlarda bir vaiz kimisinde renkli masallardan fırlayan bir çocuk gibi karşımıza çıkmıştı. Her iki durumda da kendisini bir ‘sosyal parazit’ olarak görmüş ve ‘şeffaf bir hapishane’den bahsetmişti. ‘Varlığın geniş perdesine yansıtılan bir filmin sanatçılarıyız’ cümlesi ise “Orbitor II”nin ağırlık noktasıydı.

Dizinin üçüncü kitabında, düş ve gerçek, geçmiş ve gelecek birbirine karışırken Mircea, Romanya’nın fakir mahallelerinden Çavuşesku’nun gölgesindeki bir evrene ve oradan da yeni bir ülkenin (ya da hayatın) kuruluşuna götürüyor bizleri.

‘Temeşvar’da bir şeyler oluyor’

‘Geleceği dert edinmeden geçmişin tarihinin kurgulandığı’ zamanlarda başlayan “Orbitor III”, Romanya’da bir devrin kapanıp diğerinin açılışına denk geliyor. Hatta anlatıcının deyişiyle Bükreşliler, 1989’da ‘insanın yeryüzündeki son yılında’ olup bitenleri gözlemliyor.

Baştan beri ailesini, etrafındaki insanları, olayları, Bükreş’i, Romanya’yı ve kendi ruh hâlini masalvari biçimde anlatan Mircea, sona yaklaşırken 1989’un bulanık ortamına yoğunlaşıyor. Annesinin dilindeki ‘Temeşvar’da bir şeyler oluyor’ cümlesi, o dönemde Romanya’nın pek çok noktasına fısıltı hâlinde yayılmıştı. Ülkedeki yokluğa ve yoksulluğa karşın Çavuşesku’nun, durumu yalanlarla idare etme isteği ve kesin itaat beklentisi, Temeşvar’dan yükselen sesi Bükreş’e ulaştırıyor, hemen herkesi bir isyana hazırlıyordu. Cărtărescu, “Orbitor III”te Mircea’nın gözünden hem bu homurtuları hem de onun dünyayı ve yaşamı çeşitli renklere boyayan çocuksuluğunu birlikte sunuyor.

Romanya’da insanların kendilerini mutlu sandığı 1960’lardan ve 1970’lerden kalma Mircea’nın çocuksuluğu, nostaljik aile fotoğrafları gibi. Zaman zaman annesinin anlattığı ve kendisinin de dinlediği günleri hatırlaması; ‘benim’ dediği, ‘kendisine verilen dünya’nın inşasını hızla sürdürmesi de cabası.

Aynı dönemde geçmişin anlık parıltılarını ve onların, bayağılaşan insanlar tarafından enikonu karartıldığını hatırlıyor Mircea. Sonra, Çavuşesku’yu yıllarca sorgusuz sualsiz destekleyenlerin yiyecek kuyruklarındaki beyhude bekleyişini gördüğünde, masalsı dünya ile gerçeklerin çatıştığını fark ediyor.

Annesinin sözleri, Mircea’nın gözündeki pastel Bükreş manzarasına bir parça gölge düşürüyor: “Romanya’yı insanların açlıktan öleceği ülke hâline getirdik, nerede var böylesi? Boyarların döneminde çalışırken (o zamanlar da hiç iyi değildi ya) veya savaştayken bile bu kadar kötü olmamıştı. O büyük açlık döneminde Moldovalıların bir parça ekmek için geldiği, her şeyini sattığı 1948’de ve 1949’da bile bugünkü gibi değildi. Tanrım, Tanrım nereye varacak bizim sonumuz?..”

Büyük devlet miti ve renkli evren

Mircea’nın ‘gözleri açıkken gördüğü düş’ün gerçeklerle karşılaşması, bir kelebeğin tüm gün fırtınada uçuşuna benziyor. Bu sırada fark ettikleri manidar: “Millet espri yapıyor onlar hakkında ama aslında herkes korkuyor. Şimdi her yerde devriyeler dolaşıyor. Beşerli, altışarşı gruplar tek sıra olup boş yiyecek dükkânlarının, tozlu kitabevlerinin, hiç yemek olmayan biçare lokantaların, aralarında bir parça yeşil alan bulunmayan, cepheleri cüzamlı işçi konut blokları gibi kül grisi insan kuyruklarının önünden geçiyorlar. Bunlar milisler, Securitate ve Vatansever Koruma Birlikleri’nin askerleri. İnsanlar onları görmezden geliyor ama yarı yüksek sesle sövüyorlar da: ‘Lanet olası domuzlar!’ Özellikle kuyruklar, stadyumlar, kalabalık olan her yer kontrol altında tutuluyor. Securitate’nin adamları her yerde. İçine mikrofon yerleştirilmiş küllükler, mavi gözlü Securitate oğlanları sayısız fıkraya konu oluyor; bu oğlanlar, gruplar hâlinde insanların arasına karışarak kuyruklarda, durumun hiç iyiye gitmediğini söyleyerek milleti kışkırtıyor, ta ki kuyrukta etin gelmesini bekleyen, basit, halktan bir adam kılığındaki şefleri onlara ‘Dağılın biraz!’ desin!”

1989’un tedirginlikle karışık çalkantılı ortamıyla Mircea’nın ailesinin korunaklı geçmişi arasında gidip gelen “Orbitor III”, Temeşvar’dan ülkeye yayılan devrim rüzgârını arkasına alıyor. Söylentiler, yorumlar, Securitate’nin topluma yaydığı korku ve kışkırtma da bu rüzgârın beraberinde getirdiklerinden bazıları.

Mircea, bir yandan dünyanın ortasında dediği evini, evin ortasındaki annesini ve mutlu zamanları hatırlarken sokaktan, yokluğun ve isyanın sesi yükseliyor. ‘Mircişor’a baktığında, küçükken hayallerin nasıl büyük ve düşlerin ne kadar renkli olduğunun ayırdına varıyor.

Herkesin kendisini çok sevdiğini düşünen ama bunun böyle olmadığını, o meşhur konuşması sırasında yuhalanınca anlayan Çavuşesku, halk tarafından tökezletildiği gün sarsıcı gerçeklerle yüzleşiyor. Kelebek bu sefer, Aralık 1989’un ayazında uçmak için zorluyor kendisini: Çavuşesku’nun büyük devlet miti ile Mircea’nın renkli evren tasavvuru karşı karşıya geliyor.

Evren yaşlanırken umudunun törpülenmesine, fotoğrafların soluklaşmasına ve herkesin birbirine yabancılaşmasına içerleyen Mircea, ihtiyarladığını düşündüğü annesinin Romanya’nın yakın geçmişini anlatışını hatırladığı anda, ayaklananların ‘Bugün Temeşvar, yarın bütün ülke’ sloganlarını işitiyor ve ardından kendisi de Bükreş caddelerinde benzer sloganlar atıyor.

Securitate’nin açtığı ateş altında açlığa, yoksulluğa ve yıllardır süren Çavuşesku baskısına karşı bir mücadele bu. ‘Çocuklar direniyor’ sözü ise meydanlardaki kalabalıkların eylemini özetliyor.

Bir tür kozmogoni

Mircea’nın renkli zihin dünyası dışındaki 1989 ve orada filizlenen devrim, içten içe çürüyen Romanya’nın bir başka miladı hâline geliyor. Neşesi uzun süre önce kaçan Bükreş, Temeşvar’dan gelen ve tüm ülkeye yayılan sokak hareketleriyle silkeleniyor. Bir zamanların ‘Yoldaş’ı ve ‘Lider’i için duvarlara ‘Kahrolsun ayakkabıcı’ ve ‘Kahrolsun Çavuşesku’ sloganları yazılıyor. Başka bir deyişle kelebeğin sağa sola savrulmasına neden olan rüzgâr döner ve hava değişirken metafizik ile fizik yeniden kesişiyor. Bu süreçte, Çavuşesku’nun 1960’lardan 1980’lerin sonuna dek yaptığı ve yapmadığı her şey, devrim gibi hızla ortalığa saçılıyor.

1989 ve Mircea’nın düşünceleri, hem Romanya hem de kendisi için âdeta bir kozmogoni anlatımı. Bu bağlamda o dönem sarf edilen ‘Geçmiş her şeydir, gelecek ise hiçbir şey’ sözünün altında, yeni başlangıçların bir tabula rasa (boş levha) olduğuna dair düşünce yatıyor.

Romanya için 1989, geride bırakılanı ve başlangıcı temsil ediyor. Mircea içinse anlatının sonunun böyle bir manası var; kelebeğin solgun kanadı yeniden renkleniyor. Yani devrimin ortasından ve devrimcilerin arasından geçerek gerçekleşen, hayatla göz kamaştırıcı bir buluşma bu.

Cărtărescu, “Orbitor” üçlemesinin sonunda Romanya tarihinden, Bükreş’ten, anlatıcının ve kendi geçmişinden hareketle bir evren tasavvuruna ulaşıyor. Üçleme, içinde her rengi, renksizliği, kabullenişi ve isyanı barındırırken tıpkı Mircea gibi yazar da her ciltte, adım adım yükselttiği bir anlatıma ve edebî zenginliğe erişiyor.

“Orbitor III”, Mircea Cărtărescu, Çeviren: Hüseyin Tüzün, Ayrıntı Yayınları, 560 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar