Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

‘Express zor zamanların dergisidir’

‘Express zor zamanların dergisidir’

Aylık Express, 2 yıllık bir aradan sonra, her zamankinden daha dolu bir sayıyla geri döndü. 141 numaralı bu yeni sayının kapağında şair Ergin Günçe’nin “Özgürlük ile pi sayısı arasında bir benzerlik var. İkisinin de elde edilmesi heyecana değil, hesaba dayanır. Her ikisi de ancak yaklaşık olarak elde edilebilir” sözüne istinaden dev bir pi sayısı, içerisinde ise iki mühim sanatçıyla, Nazım Dikbaş ve Canan’la geniş söyleşiler, mülteci meselesinden savaş ve ekolojiye kafa yorduğumuz konular hakkında zihin açan yazılar, çeviriler ve eleştiri metinleri mevcut. Yeni Express’i konuşmak için, 22 yıldır dergi kadrosunda yer alan Erdir Zat’a (Express’in pek sevdiği tabirle) “bağlanıyoruz”. 

Express herkesin elden ele dolaştırdığı “Gezi Özel” sayısından kısa bir süre sonra durdu, değil mi?

Evet, öyle sayılabilir. Gezi sayısından sonra dört sayı daha yayımlandı. 140. sayıda, tam iki sene önce mola verdik. 2014’ün Haziran ayında da Bir+Bir’e ara verdik. Özel bir sebebi yoktu, ara verelim diye oturup konuşarak, tartışarak ara vermedik, durduk sadece. Muhtemelen sözün başka türlü dolaşım alanları bulduğu bir zamandan geçmemizin etkisi vardı. Gezi’den sonra, daha önce bu kadar kullanılmayan birçok mecra çıktı ortaya ve söz çok daha hızlı dolaşmaya başladı. Bunun kendine özgü dinamikleri vardı. “Bizim sözümüze gerek yoktu” anlamında söylemiyorum elbette. Zaten dergi hiçbir zaman tam olarak bitmedi. Bir yandan birdirbir.org sitemizde periyodik olma çabasına girmeden varlığımızı sürdürdük. Yani bu iki yıl hiçbir şey yazmadan, her şeyden tamamen uzakta geçmedi. Sadece dergi yapmadık. “İnternet varken neden dergi yapasın” gibi bir fikir dolaşıyordu. Aslında bu bizi çok etkilemedi, ama internetin ve getirdiği imkânların varlığı bir tür rehavet vermiş olabilir. Fakat net olarak şunu söyleyebiliyoruz: Meğer dergi çıkarmamak, dergi çıkarmaktan daha zormuş. Haziran seçimlerinden sonra başlayan süreçte Express’in eksikliğini fazlasıyla hissetmeye başladık. Başka insanlar da bunu hissediyordu. İnternette bize derginin ne zaman çıkacağını soruyorlardı. Hep birlikte Express’in bir ihtiyaç olduğunu anladık. 

Express’in 141. sayısı iki yıl aradan sonra geldi. Bundan sonrası için bir periyot öngörüyor musunuz?

Bu sayıyı “ısınma turu” olarak kabul edebiliriz. Okurdan alacağımız yanıt gelecekteki gelişmeleri belirleyecek. Kabaca yılda sekiz sayı gibi hedef belirledik, ama gene kesin bir periyodu yok. Bu bizi rahatlattı, çünkü periyot başka türlü bir külfet. Aslında bizim periyodu en iyi uyguladığımız dönem haftalık olduğumuz ilk dönemdi. 1994’ten 1997’ye kadar sürdü. Birkaç istisnai durum ve toplatılmalar dışında sektirmeden her hafta çıkmayı başardık. 2001’de başlayan aylık dönemde bir süre periyodu uyguladık, ama sonra aralar açılmaya başladı. Öte yandan Express’le beraber çıkan Roll’u her ay başında bayilere ulaştırdık. Roll’un ardından Express uzun süre tek başına gitti, zaman içinde yanına Bir+Bir gelince gene periyodik kaymalar oluştu. Enteresan biçimde okur da buna alıştı. “Hazır olduğunda çıkar” mantığı felsefi olarak bize çok daha uygun zaten. 

express2Gezi sayınız sanırım şimdiye kadar en çok okunan sayı oldu.

Evet, başlangıç dönemimizi saymazsak öyle. Haftalık Express ilk zamanlarda gerçekten iyi tirajlar yakalamıştı. Gezi özel sayısı 10 binin üzerinde sattı. Fakat bu “özel” bir durumdu. Belli bir yeni okur kitlesi kazanmakla birlikte, sonraki sayılarda normal seyrimize döndük. Öte yandan Express okur katsayısı yüksek bir dergi. Haftalık dönemde okur alışkanlıklarına ilişkin bir kamuoyu araştırması elimize geçmişti. Express’in okur katsayısının 12 olduğunu, yani bir kopyayı ortalama 12 kişinin okuduğunu söylüyordu. Kolektif ortamlarda elden ele dolaşma özelliğimizi her dönemde koruduk diyebiliriz. Haliyle tirajımız erişimimizin göstergesi değil.

Gezi’den sonra siyasi olarak da söz üretmek zorlaştı diyebilir miyiz? Derginin durduğu zaman da, insanların evlerine döndüğü bir döneme denk geliyor aslında. Şimdi yeniden çıkmasının bununla ilgisi var mı?

Elbette var. Ancak Express’in çıkmadığı iki yıllık dönemi haziran seçimleri öncesi ve sonrası olmak üzere iki farklı süreç olarak değerlendirmek lazım. Haziran öncesine ilişkin saiklerimiz tamamen farklı. Bu çizdiğin manzara, söz üretmenin zorlaşması, insanların evlerine dönmesi vs. daha çok haziran sonrasına, hatta kasım seçimleri sonrasına ait. Dergiyi yeniden hayata kazandırma ihtiyacı, bizatihi bu açık faşizm ortamının getirdiği mağlubiyet hissini kırma ihtiyacıdır. Şunu söylemek gerekiyor: Express daima zor zamanların dergisi olmuştur. Yayın hayatına başladığımız 90’lar Türkiye’de adı konmamış bir içsavaşın yaşandığı, insan hakları krizinin en ağır şekilde hissedildiği, Kürt sorununun vahşetle çözülmeye çalışıldığı bir dönemdi. O zamanlar Express bütün varlığı olan sadık okur kitlesini orada koyduğu inatçı tavırla kazanmıştı. Susmamak gerekiyordu. Express arşivine baktığımızda Gezi’de geniş ifade alanları bulan bütün toplumsal hareketlerin nüvelerini görürüz. Aynı zamanda sol içinde daima toparlayıcı bir rolü olmuştur, bir örgüte veya siyasi harekete bağlı olmadan sol düşünce üretmeyi başarmış bir dergidir. Haziran seçimlerine giden süreçte Express çıksaydı ne fark ederdi diye sorulabilir. Ama bu soru kasımdan sonra geçerliliğini tamamen yitirdi. Express’in çıkması artık varoluşsal bir mesele.

Zaman içerisinde derginin toplumsal muhalefetin belli unsurlarına daha yakın durmaya başladığını söylemek mümkün mü?

Zannetmiyorum. Bazı şeylerin dönemsel olarak öne çıkması, bizlerin tercihinden çok toplumsal devinimle ilgili bir şey. Biz toplumu izleriz, toplumun gerçek gündeminden gelen olguların peşine düşeriz, üstüne gideriz, anlamaya, mümkünse analiz etmeye çalışırız. Bu hep böyleydi, bugün de böyle. Her zaman çoksesli olmaya, çoğulcu olmaya çalıştık. Bu kavramları henüz bakir oldukları zamanlardan beri usanmadan tekrarladığımız için rahatça kullanıyorum. Çoksesliliğin, çoğulculuğun içini dolduran bir pratikten geliyoruz. 

express3Aslında şimdi yeniden bir ‘aylık dergi furyası’ yaşanıyor. Çıkan dergilerin önemli bir bölümünde de Express’in kültürel çizgisini benimseyen bir tutum var. Örneğin, Express ve Roll uzun bir zaman, okuyucusunun ilgilendiği, sevdiği, ancak kamusal alanda tartışmadığı isimleri, müzisyenleri kapağına taşıdı. Bu bazen Ciguli oldu, bazen Orhan Gencebay. Bugün birçok dergide, son zamanlarda şakası da yapılan bir şekilde yinelendiğini görüyoruz.

Güzel özetledin. Aklıma çok sevdiğim Roll kapaklarından biri geldi. Bob Marley, Bruce Springsteen, Hakkı Bulut ve Marilyn Manson’ı bir araya getiriyordu. Özellikle son ikisi müthiş durmuştu. Hâlâ gülümsetir insanı. İki benzemezin ortak paydada buluşması harika bir mizah yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda zevkli bir düşünsel kapıyı da aralıyor. Bizim peşine düştüğümüz de zaten bu düşünsel, varoluşsal benzerliklerdi. Marilyn Manson’dan da, Hakkı Bulut’tan da bir şey öğrenmeye, bir tavır ortaklığı aramaya çalışıyorduk, rastgele seçilmiş dekoratif unsurlar değillerdi… Yeri gelmişken, şeklen Express’e benzetilen bu popüler dergilerin dilini son derece sorunlu bulduğumu belirtmek isterim. Belli bir ihtiyacı karşıladıkları muhakkak, ancak ürettikleri pop kültürle sözcülüğüne soyundukları Gezi’nin çok gerisine düştüklerini düşünüyorum. Sosyologların muhtemelen didik didik edeceği bir sorunlar yığını koydular önümüze. Sadece kendilerinin değil, aynı zamanda birbirlerinin de tekrarı olan bu dergilerin sürdürülebilir olduğunu sanmıyorum… Haftalık Express’in internetin olmadığı çağda önemli bir işlevi vardı, haber üreten bir dergiydi. Anaakım medyada veya başka kaynaklarda rastlayamayacağınız haberleri Express’te okuyabiliyordunuz. Gerçekten alternatifti. Aynı zamanda toplumun farklı kesimlerinin birbirinden haberdar olmasını da sağlıyordu. Hal böyle olunca benzemezleri buluşturmak üstüne eğlenceli bir üslup geliştirmiştik. Ama artık yapmamız gereken şeyler çok farklı. Şimdi daha serinkanlı bir mecradayız. Galiba yeni Express’i daha ciddi buldun…

Evet ama, bunu eleştiri olarak söylemiyorum. Ancak insanların daha hafif ve eğlenceli olana, popüler kültüre özlem duyduğu bir dönemden geçtiğimizi düşünüyorum. Sizin bundan uzak durmanız enteresan geliyor. 

Hafif konuları tabii ki zevkle işleriz. Bu ağır havayı yumuşatmak isteriz. Fakat ülkenin durumu belli, haliyle içimizden gelen de bu. Bugün böyle bir dergi yapmanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Tabii bu illa hep böyle olacak demek değil. Yeni sayımız özellikle yoğun bir sayı, muhtemelen ara verdiğimiz iki yılın ağırlığını da taşıyor. Sonuçta daha ciddi olduğumuz doğru. Belki zaman içinde bunu kıracak bir şeyler yapmamız gerekecektir. Ancak şundan eminim ki, Marilyn Manson ile Hakkı Bulut’u bir araya getiren yanımızı asla bırakmayız. (gülüyor) Bu arada yeni Express’in Roll ve Bir+Bir’i de kapsadığını belirteyim. Bu özellik belirginleştikçe içeriğimiz daha bir neşelenecektir sanırım.

04-SEHIRHATLARI.e$S:EXOZELGündelik hayatın komiğini, absürdünü de benimseyen bir tarafı var her zaman Express’in…

Express olaylara mizahi yaklaşmasıyla, gündelik hayatın alelade heyecanlarına açık olmasıyla, popüler kültürde dönen olguları gündeme getirmesiyle vs. bir ihtiyacı karşılıyordu. Bugün internetle birlikte bu ihtiyaç fazlasıyla karşılanıyor. Üstelik çok hızlı biçimde… Biz yapılmayanı yapmak istiyoruz. Sözgelimi, bugün insanların kafasını en çok meşgul eden sorulardan biri, “neredeyim?”. Bu yüzden daha yaşamsal meselelere yönelmek durumunda hissediyoruz… Artı, yaşımız da kemale erdi. Dergiye başladığımızda 29 yaşındaydım. Express o zamanlar benim için bugün olduğundan çok daha farklı şeyler ifade ediyordu. Kelimenin tam anlamıyla sıcak pratikti. Biz yazmazsak kimsenin yazmadığı bir zamandı. Sırtımızda büyük bir sorumluluk vardı… Ama bize sunulanın dışında bir hayat olduğuna dair inancımızı hiç kaybetmedik. Tek tek hayatlarımızı bunun üstüne kurduk. Bu anlamda, klişe bir ifadeyle, Express pratiğini hayata geçirdik. Hâlâ da o noktadayız… 

Peki maddi olarak bağımsız bir aylık dergi çıkarmak mümkün oluyor mu?

Express’in özelliği hepimizin gönüllü olmasıdır, geçimimizi başka işlerden sağlarız. Her zaman böyleydi. Ama zaten Türkiye’de böyledir, fedakârlık olmadan dergicilik olmaz. Geçmişte çıkan edebiyat dergilerine bak, kimseyi beslememiştir. Orhan Veli, Yaprak’tan para kazanmamıştır. Aslında bir yandan baktığında atla deve değil, küçük bir ekonomi oluşturmak yetiyor. Tiraj burada gerçekten çok önemli. Basılan derginin en az yarısının satılması gerekiyor. O zaman bir sonraki sayının masraflarını karşılayabiliyorsunuz.

Peki şimdi internet de devam edecek mi?

Elbette. Acil bir şey söylemek istediğimizde internet orada, artık böyle bir  rahatlığımız var. Bunu niye bırakalım? Tam tersine, dergiyi özgürleştiren bir durum ortaya çıkıyor. Dergiye bundan beş yıl sonra okuduğunda da değeri olacak yazıları koyuyoruz. Doğrudan gündeme dair yazılar ise internete gidiyor… Artık bunları birlikte düşünmek lazım galiba. Örneğin geçmişteki dergilerin içindeki önemli yazıları yavaş yavaş internet dolaşımına sokmak istiyoruz. Bir de, bazı Roll söyleşilerinin gruplar halinde kitaplaşması da söz konusu. Yani aslında şimdi üç ayak var: Dergi, web sitesi ve kitap. Gündemimizde bir sürü kitap var.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal