Erginliğin sınırında bir genç ve yeniden özgürleşen İspanya

Erginliğin sınırında bir genç ve yeniden özgürleşen İspanya

Babası kendisinden nefret ettiği için koyu Katolik annesiyle sıkı bir bağ kuran, donanmanın hezimete uğrayarak imparatorluğun dağılmasıyla ‘güçlü bir ordu’ ideali geliştirip bunu ‘Katolik İspanya’ söylemiyle besleyen Francisco Franco’nun, ‘kardeşin kardeşi öldürdüğü savaş’ diye nitelediği İspanya İç Savaşı’nın ardından tek adam olarak iktidara gelmesi, ülkeyi 1975’e kadar devam edecek diktatörlüğe sürüklemişti.

Franco’nun 1936-1975 arası pek çok ‘icraatı’ oldu. Bunlardan biri, hapishanede doğum yapan Cumhuriyetçi annelerden alınan çocukların Falanjist ailelere ya da Kilise’ye verilmesi, buralarda yetişenlerin birer Katolik ve Franco yanlısı olarak ‘İdeal İspanya’ya hizmet etmesini sağlamaktı. Bir başka ‘icraatı’, ‘İdeal İspanya’ ülküsü gereği, ülkenin Cumhuriyetçilerden ve sol görüşlülerden arındırılmasıydı. Bu uğurda hapishaneler dolup taşarken toplu mezarlar sayılamayacak kadar artmıştı.

1930’ların sonunda hapishanelerde ‘devlete yük olan’ Cumhuriyetçi ve rejim muhalifi mahkûmlar için bir formül geliştiren Franco, çalışma kamplarının kurulmasını emretmişti. Bunlardan en büyüğü ise kendi anıt mezarının da yer alacağı ve Falanjist zaferi simgeleyecek yapının inşa edileceği araziydi.

Yapımına 1940’larda başlanan ve 1958’de tamamlanan Şehitler Vadisi’nin inşaatında çalışanlardan biri de Michel Senna’ydı. 1952’de Franco’ya hakaret ve rejim aleyhine bildiri dağıtma suçlamasıyla tutuklanan Senna, gizlice yazıp binbir güçlükle eşine ulaştırdığı mektubunun sonunda şöyle demişti: “Beni burada ayakta tutan tek şey, birkaç yıl önce seninle geçirdiğim güzel anlar ve şimdi yaşadığımız karanlık günler bitip buradan kurtulduğumda atacağımız kahkahalar…”

1958’de Falanjistler tarafından tutuklu bulunduğu hapishanede öldürülen Senna, Franco rejiminin sonunu göremeyen binlerce insandan biriydi; diktatörün ölümünün ardından yapılan kutlamalara katılamamış, insanların kaybedip tekrar bulduğu özgürlük günlerini yaşayamamıştı.

Francisco Casavella, “Eğlencelerin Sırrı”nda, Franco’nun 1975’teki ölümünün ardından İspanya’da başlayan değişim dönemini; yakın geçmişi hatırlama ile unutmaya çalışma arasında bocalayan insanların gerilimini, dünyayla kucaklaşmak isteyenler ile önce evin içini temizlemekten yana olanların çelişkisini on beş yaşındaki Daniel’in hayatıyla anlatıyor. Romanın satır aralarından yansıyan politik ortamın fonunda, Daniel’in bizzat yaşadığı anlam problemleri, aşk, hayal kırıklıkları ve kuşak çatışmaları gibi meseleler çıkıyor karşımıza.

Geçmişe doğru bir koşu

İspanya’da 1975 sonrası, pek çok kişi unuttuğu şeyleri hatırlamaya başlamıştı. Fakat eski ile yeni dönem arasında çelişkiler meydana geliyor, uyum sorunları yaşanıyordu. Bu zaman dilimine, ‘geçiş dönemi’ demişti siyasetçiler, entelektüeller ve halk. “Eğlencelerin Sırrı” da bu geçiş döneminin romanı: ‘Normaller’ ile acayipliklerin kafa kafaya geldiği olaylar silsilesinin ve farklı kuşaktan insanların, kırlardan şehre ilerleyen Daniel’in dilinden bir dökümünü yapıyor Casavella.

‘Şehirde olsam nasıl bir hayat yaşardım diye hayal ederdim; insan hayal edince hayat şahane ama sonra hiç alakası olmadığını anlıyorsun’ diyen Daniel, birlikte epey vakit geçirdiği dedesinden dinlediği hikâyelerin kahramanlarını; Kurtkadın’ı, Kurtadam’ı ve Hahadam’ı hatırlıyor. Maceralarını anımsadığı dedesinin hikâyeleriyle denizlere açılıyor, caza ve dansa bulaşıyor. Bulunduğu yeni noktada ‘eski’yi dinliyor.

Hatırladıkları bundan ibaret değil elbette: Babasının anlattıkları, kırsalda başlayıp Barselona’da devam eden okul hayatı ve sınıfın duvarından bakan üç kişi; VI. Paulus, Franco ve Kral. Bunlarla birlikte, dedesinden ısrarla Eğlencelerin Sırrı’nın ne olduğunu öğrenmeye çalıştığı günler… Sonra, bunun simgesel anlamlar barındıran bir kurallar bütünü olduğunu, kendi içine koşarken anımsıyor Daniel: “Koştum, koştum, olimpiyatlarda maratona katılan bir atlet olduğumu hayal ediyordum ya da Kraliyet Hava Kuvvetleri pilotu olduğumu ve bir Nazi toplama kampından kaçtığımı ya da gerçeği, şu andan itibaren, gündüz olduğunda aklımı başıma toplamam gerekeceğini ya da hayal kurmayıp düşünüyordum. Dedemi ve yıllar içinde bana anlattıklarından hangilerinin doğru, hangilerinin yalan olduğunu düşünüyordum ve bir gölge görüyordum, asılmış bir adamın gölgesi. Bunun üzerine daha da hızlı koşmaya başlıyordum, ta ki unutuncaya kadar. Sonra diyordum ki kendi kendime: ‘Daniel, temponu korumana yardımcı olacak bir şey düşünmen lazım.’ Böylece yine Eğlencelerin Sırrı’nın kurallarını düşünmeye başladım, tempoya uygun olarak tekrarlıyordum: İşareti takip et ki dünya sana yetişemesin (bu ölçüye fazla geliyordu). Hah’ı işaretten tanı. Sırrı bilmesen bile koru. Muğlaklığa katlan: Acele et, kıpırdama (ben şimdi acele edeyim de sonra bakarız). Konga dansı yaparken insanların arasına saklan. Sırrın asla bitmeyeceğini kabul et.”

Daniel’in zihnindeki boşluklar

İspanya’nın değişim sancıları çektiği dönemde Daniel’in de erginleşme ağrılarından mustarip olduğunu görüyoruz. İki ‘yeni’nin bir arada yürüdüğü anlatıda Daniel’in, hem kendisiyle hem de etrafındakilerle yaşadığı çatışma, bazen evden kaçışla bazen pabuç gibi bir dille su yüzüne çıkıyor. Kırsaldan Barselona’ya taşınan bu gerilim sırasında Daniel ‘ağaçsız, ineksiz ve yağmursuz bir yerde insanların nasıl yaşayabildiğini’ anlamaya uğraşıyor.

Daniel, Barselona’daki yeni hayatında günün getirdiği modaları da kavramaya çabalıyor; ergenliğin dolambaçlı yollarından geçen bir gencin hem yaşıtlarıyla yüzleşmesine hem de zaman zaman aile büyükleriyle itişmesine tanık oluyoruz. Buradaki kritik nokta ise yakın geçmişin kirini pasını unutmaya eğilimli bireyler ve onların çocukları ile zihninde birçok soru dolanan Daniel’in, kimi anlarda ortaya çıkan uyumsuzluğu.

Öte yandan, yeni okulunda ve kurduğu yeni arkadaşlıklar içinde aşka yelken açan Daniel ufak tefek sıkıntıları, bazı sırları ve korkuları dillendiriyor: “Anlaşılan bazı insanlar başkalarının şansının açılmasından hoşlanmıyordu. Bu kadarını miraslar yüzünden falan biliyordum. Ama şimdi bir şey daha öğreniyordum: Bazı insanlar ayrıca anlatıp durduğu yalanları belirli bir kişinin öğrenmesinden ve o kişinin kendilerine yakıştırdığı kabadayı, uyanık ve hovarda kimliğini çökertmesinden korkuyordu. O kişi bendim.”

Daniel’in zihninde, ‘Eğlencelerin Sırrı nedir?’ sorusuyla birlikte annesine, babasına ve dedesine dair boşluklar da bulunuyor, kolay kolay dolmayacak boşluklar… Casavella’nın roman boyunca Daniel’in (ve okurun) tepesinde sallandırdığı bu noksanlıklar ve onlara ilişkin ipuçları, hem yanıtlara giden yolların taşlarını döşüyor hem de yeni sorular doğuruyor.

Tüm bunlarla “Eğlencelerin Sırrı”; kendisinden, daha doğrusu kırsaldaki yaşantısından kaçarken modernliğe ulaşmaya çalışan ve bu yönüyle dönemin İspanyası’da sokaktaki insanı temsil eden Daniel’in, var oluşunu ve çevresindekileri anlama, olup biteni anlamlandırma, ‘eski’ ile ‘yeni’ geriliminin üstesinden gelme ve onlarla hesaplaşma ile hesabı açık bırakma sınırında gezinişinin hikâyesi hâline geliyor.

Kuşaklar arasında alevlenen yalan ve gerçek çatışmasının romanına imza atan Casavella, taşradan Barselona’ya gelen Daniel ile Franco’dan kurtulduktan sonra modern dünyaya hızla ayak uydurmaya çalışan İspanya’nın kesişimiyle buluşturuyor okuru.

“Eğlencelerin Sırrı”, Francisco Casavella, Çeviren: Roza Hakmen, Metis Yayınları, 208 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal