Ercümend Kalmık Müzesi açık

Ercümend Kalmık Müzesi açık

Bir dönem İstanbul’un en canlı sanat mekânı olan, ancak giderek etkisini yitiren ve uzun yıllar kapalı kalan Ercümend Kalmık Müzesi, 1 Mayıs’tan itibaren açık.

Ercümend Kalmık Vakfı, 1991 yılında, sanatçının eşi Ayşe Kalmık tarafından kurulur. Vakfın amaçları, çok kapsamlı. Sadece Kalmık’la ilgili etkinliklerle sınırlı değil. “Güzel sanatların gelişmesine ve yaygınlaşmasına hizmet etmeyi” öngörüyor: Burslar, kurslar, sempozyumlar, konferanslar ve paneller, tezlere öncelik verilen yayınlar, uluslararası ve ulusal sergiler…  Vakıf, kuruluşunun ilk yıllarında, Zeynep Rona’nın yönetiminde, bu amaçlarının önemli bir bölümünü gerçekleştirebiliyor. Bir kere Ercümend Kalmık Müzesi’ni açıyor, genç sanatçılara destek sağlıyor, gayet yoğun bir programla sergi ve toplantılar düzenliyor. Böylece, zamanında İstanbul’un en canlı sanat mekânı olmayı başarıyor. Ama arkasında şirketlerin, varlıklı ‘hanedan’ların veya dinî cemaatlerin olmadığı birçok vakıf gibi, giderek etkisini kaybediyor ve uzun yıllar kapalı kalıyor.

E-skop‘tan Emine Kenan’ın haberine göre, Kalmık Vakfı’nın bir önemi de, mimarlığı. Asıl yapı, Tünel’de konfeksiyon mağazası işleten Skarlatos kardeşlere ait bir konağın, “Villa Skarlato”nun ayakta kalan bölümü. Mimar Ayşe Orbay tarafından müze olarak tasarlanıp onarılıyor. Gerçekten kusursuz bir koruma uygulaması örneği. Orbay, ayrıca, mevcudun arka tarafına bir de ek tasarlıyor. Bu ek, öndeki müzeyle bir avlu oluşturan, arkadaki bahçenin doğal setlerine yerleşen, bu setlerdeki ağaçlarla ve diğer bitkilerle, platform ve merdivenlerle iç içe geçen, tamamıyla şeffaf, Miesvâri bir yapı. Mimarının kendisi gibi, bütün tevazusu, sadeliği ve zarafetiyle modernist mimarlığımızın saklı kalmış güzide bir örneği. Müze kapalı kaldığı sürece bu mimarlığı izlemekten de mahrum kaldık.

1 Mayıs’tan itibaren, artık, Kalmık Müzesi açık. Gene Ayşe Orbay’ın çabalarıyla… Müze bölümünde sanatçının bazı örnek tuvalleri sergileniyor. Ayrıca alt katta Kalmık’ın kimi kitaplarıyla kişisel eşyalarını da görmek mümkün. Bu bir ilk adım. Bu ilk adımın arkasının geleceğine, Vakfın yeniden canlanacağına ve Ercümend Kalmık’a duyulan ilgiyi de canlandıracağına inanıyoruz.

Piyasada dolaşımda olmayan birçok ressam gibi, Ercümend Kalmık da ne yazık ki unutulmaya yüz tutmuş bir sanatçı. Sanat tarihimizin eşsiz yoksulluğu içinde cılızlaşıp durmuş. Oysa sadace sanat tarihimizde değil, tasarım tarihimizde de kritik bir yeri var. Kalmık, Akademi’den mezun olduktan sonra Paris’e, André Lhote’un atölyesine gider. Aynı zamanda Sorbonne Üniversitesi’nde sanat tarihi okur (1939). Hiçbir zaman, bir Nurullah Berk gibi, bir Cemal Tollu gibi André Lhote sözcüsü olmaz. Lhote’un estetik modernizm ve avangard düşmanı, milliyetçi “düzene dönüş” ideolojisinden[1] uzak durur. Ama Dada’nın sönümlenmesiyle birlikte yükselen rasyonalist tasarım hareketlerinden, De Stijl’den, Esprit Nouveau’dan, Bauhaus’tan muhakkak ki etkilenir. Nitekim, dönüşünde Türkiye’de, sanat-zanaat-sanayi birliği ilkesi uyarınca kurulan okullardan kız enstitülerinde, meslek öğretim ve öğretmen okullarında görev alır. Ve nihayet, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde atandığı resim hocalığı görevi sırasında “Renk, Şekil ve Kompozisyon” kürsüsünü kurarak “temel tasarım” derslerini başlatır (1948). Bu çerçevede, “Renklerin Armoni Sistemleri” ile “Tabiatta ve Sanatta Doku” kitaplarını yayınlar. Bauhausçu Alman hocaların kuracağı Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi’ne ve “temel tasarım”ın resmen tedrisata girmesine daha yıllar vardır. Kalmık, İTÜ’deki görevi sırasında İtalya, İsviçre, Almanya, Danimarka ve İsveç’e sanat ve tasarım eğitimi üzerinde inceleme gezilerine çıkar. Ölümünden iki yıl önce,1969’da da Akademi’den Temel Sanat Eğitimi Kürsü’sünü kurma daveti alır. O, “temel tasarım” eğitiminin öncüsüdür şüphesiz.

Kısacası, Alman Konsolosluğu’nun hemen arkasındaki[2] Ercümend Kalmık Müzesi, tarihsel bir sanat, tasarım, mimarlık deneyimi yaşamak için ideal bir mevki. Ayrıca her çapta ve türde buluşmalar düzenlemek için de son derecede çekici bir mekân.

[1]  Bkz. “Niye Andé Lhote? “Düzene Dönüş” ve Türkiye’nin Sanat Tarihi”, skop-dergi,3/2018, sayı:12.

[2] Sarayarkası Sokak, 33. Müze, Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe günleri 11:00-17:00 arasında ziyarete açıktır.    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal