Dünya Anıtlar Fonu’ndan Ayasofya için çağrı

Dünya Anıtlar Fonu’ndan Ayasofya için çağrı

Dünya Anıtlar Fonu, geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesaplarında Ayasofya’nın daha fazla restorasyona ihtiyacı olduğuna dair bir bilgilendirme metni yayımladı.

Ayasofya’nın kubbe restorasyonu, bu organizasyonun 1997-2002 arasında Türkiye’ye sağladığı uluslararası bağışlarla yapılabilmiş ve 2007’de tamamlanmıştı.

1985 yılında, “kendinden sonraki mimariye yaptığı etkinin önemi” gerekçesiyle korunmaya değer bulunarak UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Ayasofya Müzesi, bu niteliği sayesinde restorasyonu için global fonlardan ve bağışçılardan destek alabiliyor.

1965 yılında kar amacı gütmeyen özel bir organizasyon olarak kurulan Dünya Anıtlar Fonu, dünya genelinde kültür mirası eserlerin restorasyonları için kaynak temin ediyor. 90 ülkede 600’den fazla restorasyon projesinin gerçekleştirilmesini sağlayan Dünya Anıtlar Fonu (World Monuments Fund), Ayasofya’nın kubbesinin restorasyonu için Türkiye’ye fon sağlamıştı.

Dünya Anıtlar Fonu, şu sıra sosyal medya hesaplarında Ayasofya’yı yeniden gündeme getirerek yapının daha fazla restorasyona ihtiyacı olması sebebiyle bağışçılara çağrı yapıyor.

Dünya Anıtlar Fonu’ndan bağışçılara çağrı

Dünya Anıtlar Fonu’nun “Bizans’ın mücevheri” olarak tanımladığı Ayasofya’nın geçmiş restorasyonu hakkında verdiği bilgi ve yapının daha fazla konservasyona ihtiyacı olduğuna dair yayımladığı metin şöyle:

“Dünya Anıtlar Fonu, Ayasofya’yı 1996’da ‘Öncelikli Gözlem’ listesine aldı, ardından bu Bizans mücevherinin karşı karşıya olduğu tehditler göz önünde bulundurularak 1998’de yapıyı yeniden Gözlem listesine ekledi. Katedralin bakır kubbesi çatlamıştı ve üst örtüden sızan sular binanın içindeki hassas fresklere ve mozaiklere zarar veriyordu. Yapı, zemininden de rutubet geliyordu: Yükselen zemin suları anıtın içindeki nem oranını artırdığından taşlar ve boyalı alanlar için dengesiz bir ortam oluşturuyordu.

Dünya Anıtlar Fonu, 1997 – 2002 arasında Ayasofya’nın ünlü kubbesinin restorasyonu için Türkiye hükümetine bir dizi bağış sağladı. Restorasyon işinin ilk aşaması, çatlamış kubbenin tamiri ile strüktürel stabilizasyonunun sağlanmasını içeriyordu ve bu aşama Türkiye Kültür Bakanlığı ve İstanbul’daki Konservasyon Laboratuvarı’nın gözetiminde gerçekleştirildi. İkinci aşamada, bütçe limitleri dahilinde genç Türk konservatörler eğitilip görevlendirilerek mozaiklere yapılan bakımla kubbenin iç kısmının korunması sağlandı. 2006 yılında Dünya Anıtlar Fonu’nun projesi tamamlandı, ancak Ayasofya’nın diğer bölümlerinde halen koruma işlemleri yapılmasını gerektiriyor.

İmparator Justinyen döneminin en başarılı mimari eseri olan Ayasofya, tamamlandığı MS 537’de bir mühendislik harikasıydı. 15.yüzyıla kadar hiçbir yapı, Ayasofya’daki kadar büyük bir alanı tek bir kubbe altında birleştirmeyi başaramadı. Strüktürel anlamdaki başarısının yanı sıra bu katedral, gümüş, somaki mermer, yeşil mermer ve günışığını yansıtması için uygun açılarda, dikkatle yerleştirilmiş milyonlarca altın renkli mozaikle süslü. Bizans dönemine ait figürlü mozaikleri ve freskleri, dört yüzyıllık bir süreçte Konstantinopolis’in yöneticilerinin siparişi üzerine yapıldı; bu tasvirler Doğu Roma İmparatorluğu’nun sanatsal ve dinsel anlamdaki gelişimini takip etmemizi sağladığından görsel anlamda belge niteliği taşıyor.

Bugün Ayasofya; Roma, Bizans, Orta Çağ Hristiyanlığı ve Osmanlı tarihlerinin kesişmesine ve bu kültürlerin birbirlerine karışmasına tanıklık ediyor.”

Ayasofya’nın kubbe problemi

Ayasofya, iki mimarın eseriydi ve bu mimarların ikisi de bugünkü Aydın iline bağlı Antik kentlerde doğdu. Tralleis’li Anthemius ve Milet’li Isidorus’un hazırladığı plana göre inşa edilen Ayasofya, aynı yerde bulunan daha küçük bir bazilikanın üzerine yapıldı. 532-537 arasında inşa edilen yapı, yerden 54,864 m (180 feet) yükseklikteki ve 32,6136 m (107 feet) çapındaki bir kubbeyle örtüldü. Kubbe kasnağında 40 tane kemerli penceresi bulunuyor.

563 yılında, yapıyı inşa ettiren İmparator I. Justinyen halen iktidardayken büyük bir İstanbul depremi yaşandı ve yangınlar çıktı. 563’teki İstanbul Depremi’nde içeri doğru çökerek yıkılan kubbe, yine Justinyen’in çabasıyla restore edildi.

Ayasofya’nın bu devasa büyüklükteki kubbesi ve bu yapıda uygulanan plan şeması, UNESCO’nun da vurguladığı gibi, sonradan inşa edilen birçok kiliseyi ve camiyi etkiledi. Bugün binanın iki yanında gördüğümüz payandalar kubbenin çökme ihtimalini ortadan kaldırmak için, kubbe yükünü zemine aktarmak amacıyla Mimar Sinan’ın yaptığı eklentilerdir. Kanuni Sultan Süleyman’ın baş mimarı olan Mimar Sinan, milattan sonra 6.yüzyılda yanlış bir mühendislik hesabıyla yapıldığı için sarsıntıya dayanamayan kubbenin statik problemini, bu geniş payandaları ekleyerek çözmüştü.

Ayasofya’da devam eden restorasyon çalışmalarına şuradan ulaşılabilir.

 

Kaynak: Gazete Duvar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal