Diyarbakır’da Edebiyat Evi

Diyarbakır’da Edebiyat Evi

Lîs Yayınevi yeni bir sürece Diyarbakır Edebiyat Evi’nin açılışıyla girdi. Yaklaşık 15 yıldır her türlü olumsuz şartlara rağmen Diyarbakır’da Kürtçe ve Türkçe güzel eserleri edebi hayata sunuyor.

Hayata kitaplar aracılığıyla bir anlam katmaya çalışan Lîs Yayınevi, bu 15 yılda yeni bir hayat kurarak, yazarlarından, çevirmenlerinden, okuyucularından beslenerek ve onları da besleyerek büyük bir ailenin adı oldu. Bu ailenin içinde yer alanlar içlerindeki duyguları, fırtınaları, yaşadıkları acı, mutlu günleri ve hüzünlerini dile getirmek için yazdılar. Yazmak, hayata tutunmak ve bir başkaldırıydı. Zamanla sözcüklerin gücü, cümleye, paragrafa ve kitaplara dönüştü.

Yayınevinin yol alması, yolda olması biz kitap severler, yazarlar için hep önemini koruya geldi. Lîs Yayınevi son yıllarda Türkçe ve Dünya edebiyatından çeviriler yaparak Kürtçenin alanını genişletmek için çalışıyor. Bu çevirileri yapanlardan Salih Agir Qoserî ile Mihenk Taşı bölümü için hazırlanan bir paneli sunmak için İstanbul’dan Diyarbakır’a gidiyorum. Günümüz edebiyatının mihenk taşları hakkında paneller düzenlenmesi yanında bu ustalar hakkında yazan, hayatları için araştırma yapan yazarlar da çağrılıyor. Mihenk Taşı programı için belirlenen ilk isim Prof. Dr. Celîlê Celîl. Bu ismi nerede duyarsam taptaze bir his uyanıyor içimde, yüreğim heyecanla çarpıyor.

Prof. Dr. Celîlê Celîl

Havaalanında Diyarbakır Edebiyat evine gidiyoruz. Giriş kapısında Wêjegeh tabelası asılı. İki katlı mekânın ilk katında Haiku adlı bir kafe ve atölye odası yer alıyor. Üst katında ise yazar, okur, sanatçı ve araştırmacıların konuk olacağı büyük bir salon var. Aynı zamanda birçok farklı yayınevinin kitapları ikinci kattaki salonda yer alıyor. Çocuklar içinde özel hazırlanmış, çocuk edebiyatı ile ilgili bir bölümün de mevcut olması sevindirtiyor beni. Buradaki kitap atmosferiyle insanların yüreğine dokunulacak. Hikâye anlatan binlerce dalı olan kadim bir ağaç gibi düşünüyorum ikinci katı. Köklü geçmişimize yolculuklar yapılacak söyleşilerle.

Diyarbakır Edebiyat Evi’nin açılış kokteylinde Lîs Yayınevi’nin kurduğu, oluşturmaya çalıştığı ailenin ne kadar büyüdüğünü bir arkadaşımla konuşuyorum. Şehrin edebiyat simalarının hepsi açılışta yer alıyor. Dışarıdan gelen konuklar, yazarlar, YAYKOOP bünyesinde bulunan  yayıncılar, sivil toplum bileşenleri ve edebiyatseverlerin katılımıyla Lal Laleş’i dinliyoruz. Duruşu her zamanki gibi kendine güvenli ve gözleri parlıyor. Çok sakin ama bir o kadar da heyecanı içinde bulunduran konuşmasını herkes pür dikkat dinliyor. Konuşmanın satır aralarında insanların, kitapseverlerin, yazarların yüreklerindeki duvarlarda yeni bir pencere açıp oraya taze hava doldurmak isteği var. Yıllar önce de böylesi bir yola Lîs’in açılışıyla koyulmuş ve ardında yüzlerce kitabın basımı, yüzlerce yazarla ilişkiler, paneller, seminerler ve yolculuklar bırakmıştı. Şimdi daha farklı bir konseptle insanların ruhlarında yeni bir pencere açmaya çalışıyor. Diyarbakır’da açılan o pencereden içeriye o ana dek içime hiç çekmediğim bir hava girmiş gibi hissediyorum.

Açılış kokteylinden

Edebiyatın sınırsız  dünyasını tercih eden Lal, anadilinde Kürtçe yazıyor şiirlerini ve yazılarını. Lal Laleş’in hikâyesinin itici gücü nedir diye düşünüyorum, hafızası ve hayalleri olmalı diyorum. Canlı ve azmini kaybetmeden yola devam etmesi bizleri de ümitvar kılıyor. Son 15 yıla baktığımızda gücüne güç katan Lal, iyi işler başararak arkasına güçlü bir hafıza bıraktı. Zaman, bir hafıza, bir fotoğraf ortaya koyma noktasında son derece önemli bir unsurdur. Hayalleri uğruna çok şeyden feragat eden Lal, bunu başararak yaşama anlam kattığını zaman kanıtlamış olacak ki Diyarbakır Edebiyat Evi’nin açılışıyla yeni bir pencere açıyor.

Kürt edebiyatı, tarihi ve folkloru üzerine büyük hizmetleri olan Kürdolog Celîlê Celîl ile panel üzerine telefonda konuşuyorum. Diyarbakır da olamamanın üzüntüsünü yaşıyor. Kitaplar denilince gözleri parlıyor, sesi değişiyor. Evlerinin Yêrêvan’da kitaplarla dolu olduğunu hatırladığını aktarıyor.

Celîlê Celîl ve Nihat Gültekin

Babası Casimê Celîl, henüz gençken, 1927-30 yıllarında Bakû’de askeri okulda okurken, Kürtlerle ilgili 10-15 kitabı varmış. Bunlardan iki üç tanesi İshak Maragulov’un kendisine verdiği kitaplar. 1938 yılına kadar kütüphanesindeki kitap sayısı birkaç yüzü aşmış. O yıllarda babası, Erîvan’da kitapların basımından sorumlu kişi olarak görev yapmış. Onun bastığı kitapların her birinden birden fazla örneği evlerinde bulundurmuşlar. Kürtçe kitapların yanı sıra kütüphanelerinde Rusça ve Ermenice kitaplar da varmış.

Okulu bitirdiğinde Rus, Ermeni ve diğer dünya klasiklerini okumuş. Daha sonra bu kitap sevdası onları kurumlaşmaya götürmüş. Viyana’da Casimê Celîl kütüphanesini kurmuşlar. Kürt sözlü edebiyatı, kültürü, şarkı ve ezgileri alanlarında yapılan tüm çalışmalar arşivlenmiş. Ayrıca Riya Teze gazetesinin tüm sayıları ve Erivan Radyosu Kürtçe bölümü dahil olmak üzere pek çok derleme ve yayın da arşivde bulunuyor.

Şu ana kadar topladıklarıyla 20 bini kitap, kaset arşivleri önemli bir kaynak merkezi durumunda. Aile fertlerinin yazdıkları kitapların sayısı ise yüzlerce.

Şimdiyse 27 ciltlik “Zargotina Kurda” kitaplarının yayımlanmasıyla ilgileniyorlar. Bunların ancak sekiz tanesi yayımlanmış.

Salih Agir Qoserî ile beraber verdiğimiz panelde, ben daha çok “Kürt Bilim Araştırmalarıyla Geçen Bir Ömür” (Jîyanek Li Pey Zanyarîyên Kurdî- Kurdolog Prof.Dr.Celîlê Celîl) kitabımdan Celîlê Celîl’in yaşamı, kitapları, çalışmaları üzerine konuştuğumda dinleyicilerin edebiyatımızın mihenk taşlarından olan Celîlê Celîl’e olan merak ve hayranlığını görünce seviniyorum. Bir ailenin tarihi, bir halkın folklor tarihi ve Celîlê Celîl’in hayat hikâyesinin ayrıntılarını anlattık.

Celîle Celîl panelinden

Diyarbakır’da ilk kez İçkale’yi gezme olanağına da kavuşuyorum. İçkale, Diyarbakır şehrinin kurulduğu nokta. Bir dönem şehrin yönetim merkezi olan İçkale’yi ziyaret etmek, Diyarbakır’ın tarihine doğru bir yolculuğa çıkmak gibidir. Dicle Nehri ve Hevsel’e tepeden bakan İçkale, her döneme ait eşsiz tarihi eserleri saklar.

Ayrılık vakti gelmişti. Akşam programda, zaman söz ve kelam zamanıydı. Programda dengbêj Îbrahîmê Pîrikî û Xalê Mihemed vardı. Sesin ruhunu ortaya dökmenin zamanıydı. Dilsiz bir halkın dili olan, yürekleri seslerinde atan dengbêjleri dinleme zamanı. Her iki dengbêj de hayata ses ve renk veriyor. Ellerini kulaklarına götüren dengbêjler gözlerini kapatıp, kilam okurken, halkın hem hüzünlü, acılı hem de öfkeli sesini dillendirirken, ben de uzaklara dalıyorum. Ruhumu uzak dağ başlarına, derin vadilere götürdüklerinden habersizdiler. Dağların, ovaların ve suların anlattıkları dengbêjlerin ağzından dile geliyordu.

Vedalaşma anı, Lal havaalanına bırakıyor bizi. Daha güzel günlerde ve çalışmalarda buluşmak adına ayrılıyoruz.

Açılış kokteylinden görseller:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal