Devren satılık iş, aşk ve hayat

Devren satılık iş, aşk ve hayat

Yarattığı karakterlere hayatı sorgulatan, okuru da onlarla beraber yola çıkaran bir yazar Wilhelm Genazino. Bu yolculuk sırasında karakterler, hayatının bir bölümünden kaçarken göze pek çarpmayan ayrıntılara kafa yoruyor, hatta oralardan yaşam dersleri çıkarıyor.

“O Gün İçin Bir Şemsiye”nin anlatıcısı, ‘azarlanan dünya’ ve ‘tozlu hayat’ gibi ifadelerle nerede durduğunu, ne olduğunu ve ne olmadığını sorgulamıştı mesela.

“Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk”un anlatıcısı bir noktada şöyle demişti: “Ölümümle âdeta dirsek temasındayım. Bir kitap yazabilseydim başlıca tezi şu olurdu: İnsan, felaketleri ancak izleyebilir, kavrayamaz.”

Genazino, karakterleriyle birlikte yaşamda seyahat eden bir kalem. Duygusal gel gitler, absürt çıkarımlar, huzursuzluklar, salt hayatta kalıp belli standartları korumak için çalışmanın doğurduğu ikircikli hâller bu yolculuğun rotasını belirliyor. Yazar, kendi gözlemlerini karakterlerinin sırtına yüklerken anlık sessizliklerle ironiyi buluşturuyor.

“Aşk Aptallığı”nın sürükleniş hâlindeki çelişkili anlatıcısının, ilişkiler ve kadınlar hakkında ettiği laflar ise Genazino’nun hemcinslerini izleyişinden süzülüp gelerek yolculuğa dâhil oluyor: “Kadınları kıyaslamanın iğrençlik ve hatta zevksizlik olduğunun farkındayım. Ama bu kıyaslama eğlenceli oluyor (…) Bütün erkeklere iki kadın ve bütün kadınlara iki erkek dilerim, en azından dönem dönem çünkü iki kadın veya iki erkek, kendimizi hemencecik o yoksunluk yasasına teslim etmeden önce, zavallı hayatlarımızla baş etmek için kullanabileceğimiz asgari bolluktur.”

Genazino’nun huzursuz, sarkastik, tamamlanmamış; büyüyememiş ve zaman zaman herkese tepeden bakan anlatıcıları iş yaşamında, aşkta ve sosyal ortamlardaki bocalamalarını bir virüs gibi etrafa saçıyor. Dolayısıyla bir noktadan sonra bunalımla ve melankoliyle baş başa kaldıklarında Genazino sanatı, psikolojiyi, felsefeyi, hakikatleri, yalanları, yanlış anlama ve anlatmaları devreye sokarak hem metinleri zenginleştiriyor hem de karakterlerinin derinliğini ve sığlığını ortaya çıkarıyor.

Kısacası Genazino, karakterlerine anlattırdığı dertleri, onların ilişkilerini, düşünüp (veya düşünmeden) söylediklerini ve yürüyüşlerini bir olay örgüsü hâline getirerek romanlarını ete kemiğe büründürüyor.

Karakterlerini dertlendirme ve o dertleri anlattırma, Genazino romanlarının asıl meselesi. “Elden Düşme Dünya”da da yine dertlenen, dertlerini dile getiren ve bunlar arasında gidip gelen bir anlatıcıyla buluşturuyor bizi yazar.

Anlatıcının yanından akıp giden zaman

“Elden Düşme Dünya”nın isimsiz anlatıcısının, sınırlarını kendisinin belirlediği (ya da öyle sandığı) bir yaşamı var. Çemberin hemen dışında ise uzak durmayı tercih ettiği, her şeyi iş ve ilişkiler girdabının yönettiği bir başka hayat…

Anlatıcının yaşamıyla diğerini birleştirense kendisi gibi mimar olan ve yakın zamanda ölen bir arkadaşının şirketinden gelen iş teklifini kabul etmesi. İşte Genazino, bu iki yaşamın birbirine benzemezliğini; insanı sürüklediği gerilimi ve bıkkınlığı, anlatıcının ağzından sunuyor okura.

Âdeta bir yürüyüş hâlindeki anlatıcının belli başlı dertleri var ve arkadaşının ölümü, bunları daha fazla düşünmesine yol açıyor. Mesela ‘hayatın kendisine fazla kötü davrandığı’na dair kanaati bunlardan biri. Diğeri, kendisine iş paslayan arkadaşının yitip gitmesiyle ortaya çıkan geleceğine ilişkin kaygı. Sürekli eşelediği muğlak özgürlük duygusunu da bunlara ekleyebiliriz.

‘Eski zamanlardan kalmış gibi görünen’ anlatıcı, beyaz yakalıların jargonuyla ‘hayatı okuma’ ve anlamlandırmaktan da uzak. ‘Bireyselliğini her şeyin üzerinde tutan’ ve kitleden biraz ayrı düşen bu adam, denk geldiği bir âna bakıyor, onu görüp yorumluyor: “Güzelliğin acayip tarafı, insanın onu sadece seyredebilmesidir. Bir tarafını alıp evine götüremez veya küçük bir parçasını özel bir yerde saklayamaz. İnsan güzelliğe ancak hep bakar durur, fazlasını elde edemez. Uzun uzun baktıktan sonra yoluna devam etmek zorundadır. Çok çok güzelliği birden görmüş (örneğin Venedik veya Aşağı Taunus bölgesi) ve sonra da eli boş ayrılmak zorunda kalmışsa bir parça hüzünlenir insan.”

Kanaatkârlığının gölgesinde, çok içmesinden rahatsız olduğu sevgilisiyle yaşamaya razı gelen anlatıcının kendisiyle çatışan ve çevresiyle pek de uyumlu olmayan bir yapısı var. Üstelik olduğu insan olmaktan sıkıldığını kendisine fısıldarken hayatını, sahici ne varsa başka bir tarafa kaydırmasının belirlediğinin ve ‘zamanın yanından akıp gittiğinin’ sonuna kadar farkında.

Giderek bir tedarik işi olan aşk

Anlatıcı, yürüyüşü sırasında çocukluğunun mutsuzluklarıyla hava atıyor, imkânsızı düşünmeye yoğunlaşıp ‘kendisine uymayan insanlarla karşılaşmamaya’ çalışıyor. Güncel iş, aşk ve sosyal ilişki ağına takılmaksızın ilerlemek isterken aslında farkında olmadan ‘küçük burjuva güruhunun’ ortasına düşüyor. Tek başına olduğunda keşfedebileceği pek çok şey bulunduğunu bilirken böyle bir kalabalığa karışmaya başlaması, onu kendi dünyasından uzaklaştırıyor.

Alışkanlıklarının güvenli dünyası ile ilişkiler ağının sürüklenişe kapı açışı arasında bir bocalama yaşayan anlatıcı, akılcılık ve muğlaklık çatışmasının göbeğinde buluyor kendisini: “Modern, zaman zaman kafası dağınık ve kendi benlik arayışından bıkmış bir adam olmuştum (böyle olduğunu tahmin ediyordum); geçici bunaklığını gittikçe daha çok kabullenen biri…”

Bu ruh hâlindeyken girdiği işe, kullandığı arabaya, arasında gidip geldiği iki kadına ve çalıştığı masaya ‘elden düşme’ diyerek yeni hayatına resmen adım atıyor ve her şey hızlanıveriyor: Her an zihnini kurcalayan işinin yanında, âşık olduğunu sandığı iki kadın da onun ‘sağlam’ bir yerde çalışmaya başlamasından gurur duyuyor, çalışma arkadaşları molalarda ona iş ortamının inceliklerini öğretiyor…

Sevdiğini söylediği ve ‘ikisini de elde tutmak istediği’ kadınlar ise anlatıcıyı bir başka gerilime sürüklüyor: “Benim en şiddetli korkularımdan biri, aşkın gittikçe daha güçlü bir biçimde tedarik işlerine kaymasıydı; öyle ki sonunda geriye sadece tedarik kalıyor, aşk uçup gidiyordu. Öte yandan, gündelik hayatın sürekli var olan bir kadın sayesinde pekiştiğini görüyordum (…) Her şeyin önüme düşüvermesinin acısını çekiyordum: çalıştığım iş, bir kadın, bir araba, şimdi de belki bir konut. Karin’in yanına taşınırsam ister istemez, başka birinin eksiksiz kopyası olacağımdan korkuyordum. Gözümün önünde bir tehdit gibi normal bir soğumaya varmış ilişkiler beliriyordu. Normal, kaçıp giden hayata ve insanı yavaş yavaş acından öldüren bu natürmortu ortaya koyan akla bakıyordum. Maalesef, şimdiki gerçek yaşayışımın biçimine kendim de razı değildim.”

Kendisini, hem içine düştüğü aşk üçgeni hem de yeni işi nedeniyle ölen arkadaşının gölgesi hâline gelmiş hisseden anlatıcı; çelişkilerle, kararsızlık ve bazı pişmanlıklarla boğuşuyor. Bu durumdan kurtulmak için absürt şeyler yapıp tuhaf yollara saparak genel kabulün aksine, aniden delirmeye ya da kendisine deli süsü vermeye ve ‘elden düşme hayat belasından’ sıyrılmaya çalışıyor. Ardından, ‘gülünç ayrıntılarla uğraşarak tali konuları kendi asli meselesi hâline getirip mutlu olduğunu’; bunun, hayatının gerçekliğine dönüştüğünü fark ediyor. Böylece ‘sorun çetrafilleştirici’ diye damgalandığına dair şüphesi katmerlenen anlatıcı, ‘dünyadan ölüm gibi uzak’ olduğuna ilişkin bir başka kuşkuyla yüzleşiyor.

Sonrasında, aklına birkaç şey takılınca ‘günün birinde, beni kendi hayatımdan kaçmaya zorlayacak durumlar ortaya çıkacaktı’ ya da ‘her halükârda, gelecek bir yalnızlığa hazır olmalıydım, oysa kaçınılmaz bir yalnızlık nasıl kabullenilir, hiç mi hiç bilmiyordum’ diyor.

Sürünün dışında durduğunu sanan, kendi çelişkilerinin içine düşen, hayatı yorumlayışının değişmesiyle birlikte aldığı kararlar tuhaflaşan ve eylemleri absürtleşen bir adamın hikâyesini anlatan Genazino, yine insan ilişkileri gözlemlerini konuşturuyor: Yazarın, romana verdiği ad, hem bu gözlemlerle hem de anlatıcının kendisini bir yere oturtamayışıyla bağlantılı. Bu durum, hepimize bir yerlerden tanıdık gelmiştir herhalde!

“Elden Düşme Dünya”, Wilhelm Genazino, Çeviren: Tevfik Turan, Jaguar Kitap, 144 s.           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar