Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Çocukları cinsel istismardan korumanın yolları

Çocukları cinsel istismardan korumanın yolları

Gündemden ne yazık ki düşmeyen çocuk istismarı vakaları için yeni cezai yaptırımlar tartışılıyor. Peki her yerden hayatımıza akan bu korkunç haberleri onlara nasıl açıklayacağımızı biliyor muyuz? Onlara bu gibi durumlarda kendilerini tehlikeden nasıl koruyabileceklerini anlatıyor muyuz? Açıkçası ben tam anlamıyla bilmediğimi fark ettim ve kendimi geçen hafta UMAY Pedagojik ve Psikolojik Danışmanlık’ta gerçekleştirilen “Ruhu Zedeleyen Dokunuşlar: Çocuğumu İstismardan Nasıl Korurum?” başlıklı seminerde buldum. Pedagog ve psikolojik danışman Duygu Çataltaş Şıpçıkoğlu’na göre her şeyin başı sevgi, güven ve iletişim.

Çocukları cinsel istismardan korumak için aileler, öğretmenler ve -çemberi genişletmek gerekirse- sağduyulu bütün yetişkinler neler yapabilir?

Öncelikle konuyu çocuklara yaş düzeyine göre korkutmadan anlatmak gerekiyor. Onlar da kendilerince haberleri takip ediyor, çevreden pek çok şeyi duyuyorlar. Duydukları ya da büyüklerin onlardan sakladığını fark ettikleri şeyleri de merak ediyorlar. Bu nedenle özellikle çocuklar bu konularda soru sorduğunda geçiştirilmemeli. Bahsi geçen kötü olaylar da olsa, ayıp ya da tabu olarak gösterilmemeli çocuğa. Bu onları yaşadıkları, yaşayacakları olası travmaları saklamaya itebilir.

Onlara bu durumu korkutmadan nasıl anlatabiliriz?

Yaş düzeyine göre; öncelikle çocuğa sorduğu sorular doğrultusunda açık ve net cevaplar vermek gerekiyor, ki o anlayamadığı şeye merak duymasın ve durumu net olarak kavrayabilsin. Küçüklere anlatmaya “Birisi televizyondaki çocuğa istemediği bir şey yapıp canını acıtmış”tan başlayabiliriz. Cinsel ilişkinin ne olduğunu az çok bilen ergenlere ise o çocuğa isteği dışında bir durum dayatıldığını, bunun tecavüz olduğunu anlatabiliriz. Aslında temel mesele tecavüz kavramının sadece cinsellikle bağdaştırılmadan anlatılması. “Hiç kimse bana isteğim dışında dokunamaz”, “Hiç kimse bana istemediğim bir şeyi yaptıramaz” düşüncesi çocuğa ve gence mutlaka ve mutlaka yerleştirilmeli.

Çocuğun böyle bir durumla karşı karşıya kaldığında ne yapacağını bilmesi de önemli değil mi? Bu bilgiyi onlara vermenin en kısa ve anlaşılır yolu nedir?

Öncelikle konu açıldığında aileler çocuklarına “Sana biri böyle yaklaşırsa ne yapacağını biliyor musun?” sorusunu sormalı. Böylece kendilerini koruma konusunda dikkatli ve uyanık olmalarını sağlayabilirler. Çocuk böyle bir durumda ne yapacağını bilmiyorsa, konuya “Hiç kimse senin isteğin dışında vücudunun hiçbir yerine dokunamaz” mesajı verilerek girilmeli. Bu sadece cinsel bölgelerle de sınırlı değil. Saçını okşamak ya da elini tutmak da buna dahil. İzin verilmesinin söz konusu olduğu durumlarda da cinsel bölgelere kimsenin temas edemeyeceği anlatılmalı. Sadece iç çamaşırı kuralı değil mesele yani. Ergenlere de bu mesaj verilmeli. Hele ki karşılarında bunu yapmak için rüşvet veren ya da onları tehdit eden biri varsa, oradan hemen uzaklaşmaları gerektiğini bilmeliler. “Hayır, bana dokunamazsın” deyip hemen oradan uzaklaşmalılar. Bağırmak da bir yöntem ama tek çözüm değil. Aslında bu konuların hem çocuklarla gençlere hem de onları eğitecek ailelere etraflıca anlatılması gerekiyor…

İyi – kötü dokunuş

Peki daha küçük yaş grupları için?

Küçükler daha çabuk kandırılabiliyor. Çünkü onlar kendilerine bir zarar verilebileceğini anlamıyorlar. “Birbirimize dokunma oyunu oynayalım” gibi masumane görünen bir önerinin oyun olmadığını bilmeleri gerekiyor. Bu gibi durumlara maruz kalan çocuklar, nasıl bir travma yaşadıklarını ilerleyen yıllarda fark ediyorlar ve hatırlıyorlar genelde.

İyi dokunuşla kötü dokunuşu nasıl ayırt edecekler, edebilirler?

“Kim sana dokunduğunda kendini iyi hissedersin?” “Anne, baba, anneanne, dede, öğretmen.” “Peki sana hangi dokunuş kötü gelir?” “Tanımadığın birinin sana dokunması, ya da senin istemediğin şekilde sana dokunulması.” Bu ayırımı da çocuklara mutlaka anlatmak gerekiyor. Arkasından iç çamaşırı kuralı geliyor: Yani anne, baba ve doktor dışında hiç kimse iç çamaşırını çıkaramaz. Hatta annenin ya da babanın onayı olmadan doktor bile bunu yapmamalı. Maalesef tehlike en çok da yakınlarımızdan geliyor.

Fakat konu çok hassas; küçük çocukların o temel güven duygusunu sarsmadan bu mesajları vermek hiç de kolay değil. Çocuğu bilinçlendirelim derken dedesinden, dayısından korkar hale de getirmemeliyiz sonuçta. Böyle bir risk de var. 

Haklısınız, bu noktada en çok annelerin içgüdülerine güveniyoruz. Bir anne bu tür bir şeyden şüpheleniyorsa çok da yersiz değildir. Yeter ki görmek istesin. Çünkü toplumumuzda özellikle aile içinde böyle durumlar olduğunda anneler yok sayabiliyorlar sorun çıkmasın diye… Çocuğa bu durum elbette “amcan, dayın” gibi isimlerle tarif edilerek değil ama “Tanıdığın biri de olsa sana dokunamaz” cümlesiyle anlatılabilir. “Böyle bir durumla karşılaşırsan bir şekilde durdur ve hemen bana haber ver” denilebilir.

Peki ergenlere yaklaşım nasıl olmalı? 

Bu tür durumlarda ilkokul ve üstü çocuklarda “Birine söylersem bana inanmaz” duygusu oluşabiliyor. Duyulursa birine zarar gelebileceğinden de korkabiliyorlar. Ailenin o güveni çocuğuna baştan vermiş olması önemli. Temel güven duygusu, aile içi iletişim hepsi iç içe. Ailede çocukla iletişim kurulan rahat bir ortam varsa, çocuk her duygusunu, ihtiyacını eleştirilmeden, yargılanmadan, cezalandırılmadan anlatabileceğini biliyorsa daha güvende demektir. “Senin tarafındayım” mesajı alması önemli. Elbette ailenin çocuktaki değişiklikleri gözlemlemesi ve fark edebilmesi de önemli. İlgili ve paylaşımcı olmak gerekiyor özetle. Bir değişiklik hissedildiğinde konuşulmaya çalışılmalı. “Başına ne gelirse gelsin, ne olursa olsun biz senin aileniz. Seni sevmeye ve korumaya devam edeceğiz. Ne olduğunu bilmezsek yardım edemeyiz” mesajının çocuğa verilmesi gerekiyor.

Bu uyarılar çocuğu korkutursa ne yapılmalı?

Evet, aşırıya kaçılırsa çocukta sokağa çıkmak gibi ya da yabancılara karşı bir korku oluşabilir. Çocukta patolojik bir durum yoksa, her şey normal seyrindeyse başta bir alarma geçiyor sonra günlük yaşamına devam ediyor. Fakat çocuğun yaşamında kaygı gibi, bağımlılık gibi patolojiler varsa mutlaka bir uzman desteği alınmalı.

Okul ve öğretmenlerin rolü

Özellikle büyük şehirlerde pek çok ailenin çocuklarıyla o günlük iletişimi kurmak için zamanı kalmıyor. Okul ve öğretmenlerin rolü de önemli o anlamda, değil mi?

Belirli zamanlarda, sosyal bilgiler gibi derslerde (mesela haklarımız konusunda) bunlara da değinilebilir diye düşünüyorum. Yaş düzeyine göre ve tabii öğretmenin eğitimi ve kişisel yaklaşımına göre durum değişir. Büyük çoğunluğu çok yorgun ve meşgul oluyorlar ve bu tür güncel eğitimlere ulaşamayabiliyorlar maalesef. Onların durumu aileden daha farklı, aile içinde ortak bir dil ve tavır yakalamak, yaratmak görece daha kolay. Sınıfta, çok sayıda farklı öğrenciyi bu konuda bilinçlendirmek aslında daha meşakkatli bir iş. Yine de gündem oldukça, yeri geldikçe sınıf içinde bunları da dile getirmek gerekiyor. Rehberlik servislerinin rolü de çok önemli. Rehberlik öğretmenleri, diğer alanlarda uzmanlaşmış meslektaşlarını bu tür travmalar yaşayan çocuklarda görülen belirtiler konusunda bilgilendirebilir. Farklı travmaların karıştırılabilecek temel belirtileri var. İyi gözlenmesi ve anlaşılması lazım.

Ne gibi belirtiler gözüküyor istismara uğramış bir çocukta?

İçe kapanıklık, sessizlik en göze çarpan belirtiler ama bunlar genel travma işaretleri. Anne-babanın boşanması, çevreden birinin kaybı, bir trafik kazasına rastlamak da aynı etkileri yapabilir.

Haberleri izlemek…

Aslında evet, haberler maalesef her yaştan insan için travmatik olabilecek konularla dolu. Ben de izleyemiyorum çoğu zaman. Onun dışında çocuğun yemek, uyku gibi temel alışkanlıklarında bozulma, değişiklik olması. Uyuyamaması, ya da her zaman yalnız yatan bir çocuğun yanında birini istemeye başlaması. Bunlar bize bir şeylerin yolunda gitmediğini gösteriyor. Kritik bir gösterge de çocuğun elinde kaynağı bilinmeyen yeni bir oyuncak, eşya, giysi görülmesi. Biraz daha büyüklerin birdenbire çok parası ya da telefonu olması gibi belirtilere dikkat edilmeli. Kendisine dokunulduğunda irkilmesi ya da ergenlerin sık sık el yıkayıp, duş almaya başlaması. Daha ileri vakalarda çocuğun vücudunda gözle görülür yaralar, morluklar olması.

Yaşa göre ceza, kanuna aykırı

Sizce istismar vakaları geçmişe göre yaygınlaştı mı, yoksa iletişim kanallarının güçlenmesiyle artık daha çok mu duyuyoruz?

Ne ensest, ne taciz ne de tecavüz yeni sorunlar değil. Yüzyıllardır olan, bütün kültürlerde görülen durumlar ama tabii geçmişte şimdiki gibi duyulmuyor. Türkiye’de ciddi bir ensest gerçeği olduğundan hep bahsedilir ve zannedilir ki bu vakalar hep Doğu’da, Güneydoğu’da yaşanıyor. Aslında öyle değil, büyük şehirlerde de çok var. Toplumun farklı katmanlarında, farklı meslek ve gelir gruplarından ailelerde de hem şiddet hem ensest vakaları maalesef çok yaygın. Öyle ki bu konuda çalışıp evde ailesine şiddet uygulayan uzmanları bile duyuyoruz maalesef! Eğer hukuki süreçler iyi işlese ve bu suçlar sonucunda verilen cezaların güçlü yaptırımları olsa bu kadar yaygınlaşmazdı diye düşünüyorum.

Cezalarda yaş sınırı konusu var bir de. Acaba bu çalışmalar farklı yaş grubundan çocukların travmalardan farklı yoğunlukta etkilenecekleri düşüncesiyle mi yapılıyor?

Cezalarda yaş sınırlaması getirilmesinin tek nedeni Anayasa Mahkemesi’nin “15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışın cinsel istismar sayılacağına” ilişkin hükmün maalesef iptal edilmesi. Pedagojik ve psikolojik açıdan bırakın 12-13 yaş ayrımını, her yaştaki insan taciz ve tecavüz nedeniyle çok ciddi travmalar yaşıyor. Bu nedenle de cezalarda yaşa göre faklılık yapılmaması gerekir. Kanunlara göre 18 yaşını doldurmamış her birey çocuk sayılıyor. Bu anlamda cezalarda yaşa göre bir farklılık yapılması da kanuna aykırı.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar