Büyük Buhran, ekonomik krizden daha fazlası

Büyük Buhran, ekonomik krizden daha fazlası

Ülkenin serveti birkaç şirketin elinde toplanmışken dönemin ABD Başkanı Herbert C. Hoover ve Beyaz Saray’ı mesken tutan ekonomistler, krize sayılı günler kala 1929’un ‘refah yılı’ olacağını söylüyordu. Hisse senedi piyasasını dikkatle izleyen ve borcun her geçen gün katlandığını fark eden uzmanlar ise Başkan’ın çevresindekiler tarafından ‘bozguncu’ ve ‘hain’ diye yaftalanmıştı.

Krizin yaklaştığını görenler, spekülatörlerle birlikte ülkenin tamamının bundan etkileceğini ve dünya çapında bir çöküş yaşanabileceği söylüyordu. New York Borsası’nda 15 milyar dolar değerinde hisse senedi krize beş kala işleme sokulunca fırtına başladı. Kimi spekülatörler de dâhil olmak üzere yatırımcıların büyük çoğunluğu piyasaları endişeyle izlerken Beyaz Saray’dan üst üste gelen açıklamalarda ‘her şey kontrol altında, ekonomimiz hiç bu kadar iyi olmamıştı’ deniyordu.

24 Ekim 1929’da üretim durdu, kimse alışveriş yapamadı. Borsalar ve ekonomi çöktü. Uzmanların aylardır yaptığı uyarılara kulak tıkayan Beyaz Saray, aynı günün akşamından başlayarak panik havasını yatıştırma telaşına girdi. Ancak bunun herhangi bir faydası yoktu ve gerçekler hızla yayılıyordu: Bir günde yoksullaşan zenginler, kelimenin tam anlamıyla ölen yoksullar ve spekülasyonla kazandığı paralar bir anda pula dönen borsacılar sokaktaydı.

Bernard Gazier, bu tabloya bakarak neden-sonuç ilişkisi kurduğu “Büyük Buhran: 1929 Krizi” başlıklı kitabında 1929 öncesini, krizi ve çöküşü, bir iktisatçı gözüyle o günlerden şimdiye geçişlerle inceliyor.

Sahayı karıştıran ‘yatırımcılar’

‘Tarih tekerrürden ibarettir’ sözü ya da çıkarımı birçok kez yanlışlandı. Bununla birlikte, farklı zaman dilimlerindeki aktörlerin eylemlerinin benzer sonuçlara yol açabileceğini de yaşayıp gördü insanlık.

Mesela bugün en çok sorulan soruların başında ‘Faşizm yeniden dünyanın başına bela olabilir mi?’ geliyor. Hatırlayalım; Birinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle mağlup ve galip devletlerin hiçbiri hâlinden memnun değildi. Üstelik sosyalist devrimler ve anti-komünist hareketler hemen hemen aynı dönemde doğmuştu. 1918’den sonra, Avrupa başta olmak üzere dünyanın büyük bir bölümünde 1924’e kadar ‘zoraki barış’ ilan edilmiş ve ekonomik istikrar balonu uçurulmuştu. Bu söylemin hâmiliğini, borsada fiyatını artırarak sattığı kâğıtlardan yüksek para kazanan ve ABD ekonomisini yöneten birkaç şirketin sahaya sürdüğü silah tüccarlarından, mobilyacılardan, sanayicilerden ve bankacılardan oluşan ‘yatırımcılar’ üstlenmişti.

Okyanusun öte tarafında bunlar olurken İtalya’da Mussolini, Almanya’da ise Hitler’in başını çektiği faşist hareket Kilise’nin, sanayicilerin, bazı entelektüellerin ve orduların desteğini alırken halkı yanına çekip ‘eski dünya’yı ve Aydınlanma değerlerini alaşağı etmek için fırsat kolluyordu. Faşizm, bu olanağı 24 Ekim 1929’dan hemen sonra buldu; bir günde yoksullaşan insanlara iş ve silahı elinde kalan üreticilere savaş vaat ederek gücü eline geçirdi.

Yıl 2019. Dünya genelinde bir ekonomik durgunluktan söz edilirken akla faşizmin gelmesine neden olan gelişmeler yaşanırken Büyük Buhran’ın doksanıncı yıldönümündeyiz… Dünyanın tamamına yayılan bir krizin, on yıl sonra İkinci Dünya Savaşı’nı yönetecek aktörleri sahneye sürdüğü düşünülürse şu anki ekonomik ve siyasi göstergelere bakıp yirmi birinci yüzyıla özgü bir faşizmin ortaya çıkmasından endişe duyanları yadırgamamak gerek.

Gazier kitabında, her ne kadar uzmanlığı gereği 1929’a iktisadi açıdan baksa da dün-bugün bağlantısı kurduğu meselenin siyasi, toplumsal, tarihi ve psikolojik yönlerini de es geçmezken yaşananları, kurtulabilenin çok az olduğu bir salgına benzetiyor; ‘maddi ve insani israf’ın belirleyici olduğu bu kriz, işsiz ve evsiz sayısını birkaç haftada inanılması güç bir rakama ulaştırmış, işi rakamlarla oynamak olan borsacılar ise çoktan iflas etmişti. Bu nedenle yazar Büyük Buhran’a ‘Birinci Büyük Dünya Krizi’ derken onu, bugün etkileri hâlâ süren 2008’deki küresel ekonomik dalgalanmayla da karşılaştırıyor.

Büyük Buhran’ın yol açtığı yıkımı yalnızca ekonomik bağlamda yorumlamanın eksik bir yaklaşım olacağını savunuyor Gazier: “1929 krizinin siysal, toplumsal, psikolojik ve kültürel vs. bileşenleri ve anlamları vardı. Sadece politikadan söz edecek olursak Roosevelt’in ‘New Deal’ siyasetinin, Nazizimin trajik yükselişinin ve halk cephelerinin arkasında, belli tür bir kapitalizmin iflas ettiği ve kabullenilemez sanılan bir eşiğin aşıldığı ortaya çıktı. Sarsıntı maddiydi ama aynı zamanda maneviydi; bu görüş açısından, dönemin tanıklıklarının, özellikle edebî ve sanatsal ürünlerin, anlatıların, fotoğrafların, filmlerin vd. getirdiği katkı büyük öneme sahiptir.”

Yeni ‘umut’: Faşizm

Gazier, eldeki verilere baktığında, 1929’dan itibaren dünyanın hâlini birkaç maddede özetliyor: Üretimde gözle görülür bir daralma, fiyatlarda düşüş, dünya ticaretinde bir durgunluk ve işşizliğin kısa sürede artışı…

1929’dan kısa bir süre öncesine kadar, krizin belirtilerini görmezden gelen kimi borsacı ve yatırımcıların, kaygıları abartılı bulduğunu ve bunun nedenlerine yönelmek yerine gereğinden fazla umutlu konuştuğunu hatırlatan Gazier, “Başlangıçta pek çok kişi, 1929’daki konjonktür değişimini normal bir gelişme, borsadaki çöküşü ve iflasları ise ahlaki bir olgu gibi görüyordu” diyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın ve ABD’deki 1921 sanayi krizinin etkilerini henüz atlatamayan insanlık, Avrupa’daki siyasi ve sosyal dönüşümleri, savaşın galiplerinin ve mağluplarının hoşnutsuzluğunu kaygıyla izlerken ekonomiyi düzeltmek için alınan tedbirlerin, zoraki barışın altını oyduğunu yavaş yavaş fark ediyordu.

ABD’de finans krizi olarak başlayan süreç, kısa zamanda sosyal ve siyasi gerilim salgınına dönüşerek o güne kadar bilinenleri tersine çevirdi. 1930’ların ortalarına kadar kriz içinde kriz (bankacılık, vergi, emlak vd.) yaşanınca dünya temelinden sarsıldı. ABD’de Acil Yardım Yasası yeniden yürürlüğe kondu, Avrupa’da kamu müdahaleleri başladı. 1931’den itibaren Avusturya ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin çoğunda hükümet düştü, devalüasyonla değerini yitiren para yüzünden faşizm, işsiz ve evsiz kalanların ‘umudu’ hâline geldi.

Yazarın bu noktadaki yorumu önemli: “Gelişmelerin ve çıkarların farklılaşması nedeniyle hassaslaşan bir ortamda, her ülke günü gününe kısmi önlemler alarak elinden geldiğince kendini  korudu. 1929’dan, 1932-1933’e ve bazen daha sonrasına kadar sürdürülen iktisat politikalarının çoğunda görülen bu temel özellik, bunların refleks ve koruma boyutu, etkisi git gide hissedilen muazzam bir değişimle çelişiyordu: Yıkım sırasında milliyetçiliğin, devlet müdahaleciliğinin ve krize karşı cephe savaşına bir toplumsal yenilenme isteğini de ekleyen projelerin yükselişi.”

Dünle benzer kaygılar

Yan yana gelmesi zor insanları birleştiren Büyük Buhran, ‘açlık yürüyüşleri’ni ortaya çıkardı. Sokağa çıkanları yönetenler farklıydı: İtalya’da Kara Gömlekliler’in, Almanya’da Nazilerin, İspanya ve Fransa’da Halk Cepheleri’nin ve ABD’de çeşitli grupların öncülük ettiği bu hareketler, çoğunlukla şiddeti olağanlaştırıyordu.

İki savaş arası dönemdeki endişelerin, kısa sürede acil çözüm arayışına evrildiğini belirten Gazier, bunun sadece ekonomik değil, kültürel ve siyasi ayağının da bulunduğunu, birbirine düşmanlık besleyen karşıt gruplar yarattığını anımsatırken durumun nezaketine ve ağırlığına tanıklığın da önem kazandığını söylüyor: “Ekonomik felaketin kültürel etkisini, toplumsal sorunlara duyarlılık ve bunlara acilen tanık olma eğilimi diye özetlemek mümkün; romanda 1920’lerin devrimci deneyleriyle (Faulkner, Proust, Döblin, Joyce vd.) kıyaslandığında belli bir biçimsel gerileme görülmekle birlikte yalınlık ve hoyratlık öne çıkıyor; sinema, fotoğraf ve kamuoyu araştırmasıyla diyaloğa geçiliyordu. Kesişen bu yollar, kendi yöntemleriyle sarsıntının haritasını çıkarıyordu.”

Farklı iktisadi, kültürel ve siyasi yorumların varlığı, Büyük Buhran üzerinde fikir birliğine varılmasını zorlaştırmıştı Gazier’e göre.

Büyük Buhran, her şeyden önce Batı’da hatırı sayılır bir gerilemeye neden oldu ve demokrasi büyük yara aldı. Ardından kültürel ve sosyal gerilimler tetiklendi. Yazarın deyişiyle ‘tarihe gömüldüğüne inanılan ahlaki ve siyasal iflas yaşandı.’

Gazier, farklı ekonomik modellerin altmış yıllık rekabetinin yanı sıra politik ve kültürel çatışmalarla sonuçlanan bu acı deneyimin küçük bir kısmından ders çıkarıldığını düşünenlerden. Günümüzde, aklı başında insanların zihnine tebelleş olan ekonomi ve politika ağırlıklı soru ve kaygılar, yazarın bu çıkarımını doğrular nitelikte.

Büyük Buhran, Bernard Gazier, Çeviren: Ayşen Gür, Kırmızı Kedi Yayınevi, 160 s.  

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar