Bir devlet memurunun sehven tutsaklığı

Bir devlet memurunun sehven tutsaklığı

Yirminci yüzyılın en önemli İrlandalı yazarlarından sayılan, kırsaldaki yoksulluğa ve dar gelirlilerin yaşamına kafa yoran Máirtín Ó Cadhain, kaybolmaya başladığını düşündüğü İrlandacayı yaşatıp İrlanda kültürünü, dünyanın ve ülkesinin sorunlarıyla harmanlayarak bir kara mizah yaratmayı amaçlamıştı. Bu arzusu, IRA üyeliği nedeniyle 1936-1941 arası hapis yatan Cadhain’in, İrlanda aşkıyla ve sosyalistliğiyle de paralellik gösteriyor.

Türkçeye geçen yıllarda Süreyya Çalıkoğlu tarafından çevrilen “Yeraltından Gevezelikler”de (Aylak Adam Yayınları, 2016) yazar, dünya görüşüne ve mizah anlayışına uygun şekilde, ölülerin kakofonik sohbetine İrlanda kültürünü, argosunu ve esprilerini katıp yeraltındakilerle dirilerin hemen hemen aynı meselelere kafa yorduğu bir kurguya imza atmıştı. Kırsaldaki bir mezarlıkta, toprak altındaki konuşmalarla ilerleyen roman, monolog ve diyaloglarla ilginç tartışma kapıları açıyordu: Mezarların maddi değeri, tabutların ucuzluğu ya da pahalılığı, dünyada ne olup bittiği, gerçekler ve dedikodular, politik kavgalar ve çekişmeler ölülerin başlıca meseleleriydi.

Kısacası Cadhain “Yeraltından Gevezelikler”de, yaşayanlarla ölülerin kaygılarının birbirine benzerliği üzerinden kapalı bir topluluğun dar alandaki küçük dünyasını kara mizahla resmetmişti.

Cadhain’in bir başka kara mizah örneği, Berrak Göçer’in Türkçeleştirdiği, memur J.’nin bir odada kilitli kalmasıyla şekillenen, işin içine bürokrasinin, siyasetin ve dinin girdiği; evraklar, dosyalar ve olaylar arasındaki sıkışmışlıkla trajikomik bir hikâyeye evrilen “Anahtar” isimli novella.

Kanlı canlı dosyalar

Tüm günü evraklar arasında geçen ve sırtına haddinden fazla sorumluluk yüklendiğini düşünen ve yaşamını ‘devlet terbiyesi’yle harmanlayan; baktığı her yerde mahkeme kayıtlarını, dosya numaralarını, kararnameleri, imzaları ve etiketleri gören memur J. için bunların tamamı âdeta canlı, hepsinin günlük bir rutini, birbiriyle ilişkisi ve kavgası var: “Üstünde durdukça dosyaların başlı başına bir dünya olduğunu fark ediyordunuz, bizimkini aşan ama bizimkinden ayrı bir dünya. Her dosya, bütünlüğünü kanıtlayan eşsiz etiketiyle canlı bir varlıktı.”

Kamu hizmetinin cilvelerinin ayırdındaki J.’nin, dosya dünyasında kendisine kurduğu yaşam, biraz izole biraz da sokakla ve hayatın akışıyla ilintili. Her evrak bir anda kaybolabiliyor ve sonra aniden ortaya çıkıyor.

Cadhain, J.’yi ve onun içinde yer aldığı kamu bürokrasisini resmederken dosya etiketinden devlete uzanan silsileyi ve evrakların gidiş gelişini, insan vücudundaki kanın deveranı gibi anlatıyor. J.’nin aklında ve dilindeki ‘evrakla ilgilenmek, kamu hizmetindeki en zahmetli iştir çünkü kamu hizmeti, evrak demektir’ cümlesi, devletin işleyişinin bir başka anlatımı. Bu nedenle evrakların bulunduğu odanın kendisine zimmetlenen anahtarı onun sırtına bir sorumluluk daha yüklüyor.

Çözümsüz işlerle dolu olan ve en ufak meselenin bile halledilmesi için bir kararnameye ihtiyaç duyulan kamu hizmetindeki azizliklerden birine denk gelen J., odada kilitli kalıyor ve köhne kapıyı açmayan anahtar kırılıyor.

‘Devlet terbiyesi’ne aykırı hareketler

Odada kısılıp kalan J.’nin, anahtar kırılınca kilidi kurşunkalemi ve dosya telini zayi ederek açmaya çalışması, bu trajikomik bürokratik düzende kamu malına zarar verme olarak değerlendirilebilir. En azından ‘devlet terbiyesi’ne göre, mevcut durumda yapılan hamleler böyle nitelenebilir. Üstelik J.’nin kilitli kaldığı odadaki dosyaları incelemesi, yine ‘devlet terbiyesi’ bağlamında haddini aşmakla eş anlamlı.

Bir türlü açamadığı kapı, üstüne gelen sağlam duvarlar ve kamu hizmeti J.’nin zihninde dolanıp duruyor: “Kamu hizmetinin kapıları, J. için kâğıtlar kadar büyük bir gizemdi. Anladığı kadarıyla bu kapıları kilitleyip açma yetkisine sahip olan ve olmayan kişiler vardı. Kuşkusuz bu konular bir kararnameye, bir prosedüre, hatta geleneğe bağlıydı (…) Kamu hizmeti kapalı bir sistemdi, J.’nin kısılı kaldığı ofis gibi kırılması imkânsız bir fındıktı; rüzgâra, güneşe, ışığa, gürültüye, hırsızlara, vb. karşı bir sığınaktı. Kapıları kırmaya başlarsa devletin koyduğu mührü kırardı, ki bu da yazmanın bir keresinde Kıdemli’ye söylediğini duyduğu üzere, Tanrı’nın koyduğu mührü kırmak demekti.”

Din ve inanç soslu sığ bürokrasi

J.’ye göre memurun mesaisinin bitip dairenin boşalması, kâğıtlar için ruhani bir ortam demekti ve kilitli kaldığı odada, o mistik ortamı tedirgin biçimde deneyimliyor. On Emir’i defalarca çiğneyişi, üst düzey bürokratların ders niteliğindeki nasihatleri ve elbette ‘devlet terbiyesi’ aklına geliyor. Huzursuz uykusuna, dosyalar ve birer tabut gibi benliğini kuşatan evrak dolaplarıyla dolu kâbuslar eşlik ediyor.

Daireye gelen insanlara sesini duyuran J., tuhaf sorularla karşılaşıyor; ‘İçtiğim için mi kendini böyle rezil ettin?’, bunlardan biri. Onu diğerleri izliyor: “Ama içmediysen kendini içeri nasıl kilitledin? Ayrıca anahtarı da kırmışsın. Noel değil biliyorsun, hükümet insanların kendilerini bu şekilde kaybetmesine izin veren bir yasa değişikliği de yapmadı…”

Cadhain, bu noktadan sonra absürt bürokrasiyle J.’nin kilitli kalışının trajikomik hikâyesini birleştirirken kamudaki hantallığı, şekilciliği ve aşılması güç duvarları eleştiriyor: Telefonlar ediliyor, kırık anahtar tartışmaya açılıyor, çözüm için yazılması gereken yazılar gecikiyor; bürokratlar, amirler ve memurlar topu birbirine atarken J. kurtarılmayı bekliyor. Kısacası kâğıt küreğe dolanıyor, küreğin sapı da prosedür silsilesi nedeniyle odanın kapısını bir türlü kıramıyor. Kapıyı açma çalışmaları, bir yerden sonra bazı politikacıların propaganda malzemesi hâline gelince kamu hizmeti, devlet işleyişi ve siyaset çemberi tamamlanıyor.

1900’lerin başındaki memuriyeti sırasında devlet bürokrasisinin, dosyaların ve yazışmaların arasından kült romanlar çıkaran Kafka ile odada kilitli kalan J. arasında tarihî ve edebî bir bağ kurmamızı sağlayan ya da en azından bu benzerliği çağrıştıran Cadhain, kullandığı ‘kilitli kapı’ metaforu ve J.’nin sehven tutsaklığıyla kamu hizmetindeki tıkanıklığı betimliyor. Yazar, bu ikisini İrlanda kültürüyle ve ülkenin (aslında tüm ülkelerin) absürt devlet mekanizmasıyla bir araya getiriyor. Boşluk açıp doldurma esasına dayanan sığ bürokratik işleyişin, din ve inanç sosuna batırılmış ‘hizmet üretme’ anlayışını eleştiren Cadhain, bir türlü kırılamayan kapıların devlet tarafından yüceltilişini de yeriyor “Anahtar”da.

“Anahtar”, Máirtín Ó Cadhain, Çeviren: Berrak Göçer, Sel Yayıncılık, 76 s.       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal