Beyoğlu’nun tarihi binaları depreme hazır mı?

Beyoğlu’nun tarihi binaları depreme hazır mı?

İstanbul’un Fatih ve Beyoğlu ilçelerindeki birçoğu 19’uncu yüzyılın sonuyla 20’inci yüzyılın başında inşa edilmiş çok katlı ve tarihi yığma binaların, İstanbul’da büyüklüğünün 7’nin üzerinde olması beklenen depreme karşı dayanıklılığı tartışma konusu. Bir süredir bina çökmesi haberleriyle gündemde olan Beyoğlu’nda, ikinci derece tarihi eser özelliği taşıyan 90 yıllık bir bina yıkılma tehlikesi nedeniyle tahliye edildi; bulunduğu Ayhan Işık Sokak yaya trafiğine kapatıldı.

İstanbul’da depreme dair tartışma, çoğunlukla betonarme binalar üzerinden yürütülüyor. Fakat kentin en çok hasar beklenen iki ilçesi Fatih ve Beyoğlu’nda çok sayıda yığma bina bulunuyor.

Gazete Duvar’dan Beril Köseoğlu’nun haberine göre, Cihangir, Galata, Tarlabaşı ve Talimhane’de hem konut hem işyeri, Eminönü’ndeyse daha çok iş hanı olarak kullanılan bu yapılardaki risk ne? Ayhan Işık Sokak’taki binanın durumu İstanbullulara ne anlatmalı?

‘Kuralına hâlâ uyuyorsa sağlam’

Kuralına uygun inşa edilmiş, bu haliyle korunmuş ve düzenli bakımı yapılan yığma binalar, esasında mimarlar tarafından son derece güvenli kabul ediliyor. Mimarlar Odası Denetleme Kurulu üyesi olan, Van depreminden sonra sahada aktif inceleme yapmış mimar Mehmet Yazıcı, bu yapıların birçoğunun içi dolu dökme tuğlalarla, kalın temellerle ve kaliteli bir işçilikle yapıldığını vurguluyor.

Yazıcı, duvar kalınlıkları bazen 60 santimetreyi bulabilen bu binalardaki harcın yıllar içinde tuğlayla neredeyse taşlaşacak şekilde kaynadığına dikkat çekerek, “O duvarların tamamı sallantı sırasında birlikte hareket ediyor” diyor. Kısacası, yığma binaların bu mantıkla, depreme karşı birçok betonarme binadan daha büyük bir direnme gücü sergilemesi öngörülüyor.

‘Taşıyıcı duvarların yüzde 70’i kaldırılmış’

Bununla birlikte, kolon-kiriş sistemine dayalı olmayan ve çoğu duvarı taşıyıcı görevi gören bu tarihi yapıların birçoğunda, kiracıların da ev sahiplerinin de dillendirmekten pek hoşlanmadığı ortak bir sorun var: Mekân genişletmek adına taşıyıcı duvarların kaldırılması.

Beyoğlu’nda geçen yıl çöken binalardan biri.

Ayhan Işık Sokak’taki binada da, bazı işletmecilerin bu duvarlara zarar verdiği iddia ediliyor. Beyoğlu özelinde birçok çalışmaya imza atmış mimar Korhan Gümüş, “Yaptığımız bir araştırmada, Beyoğlu’ndaki yığma binaların yüzde 70’inde taşıyıcı duvarların kaldırıldığını gördük. Çok sayıda binaya da kaçak kat çıkılmış” diyor.

‘Avcılar’da kolonu kesilen oto galerinden farkı yok’

Gümüş, Doğan Apartmanı veya Yeni Hayat Apartmanı gibi bölgenin bazı simge yapılarında pencerelerin genişletilmiş olmasına da dikkat çekiyor. Oysa yığma yapılarda manzarayı artırmak adına pencere açıklıklarına yapılan bu tür müdahaleler binanın taşıyıcı sistemine zarar veriyor. Gümüş, bu durumun ‘binanın çökmesine bile yol açabileceğini’ belirterek, “Avcılar’da kolonları kesilen otomobil galerisinden bir farkı yok” tespitini yapıyor. Mehmet Yazıcı ise yığma yapılar için “Alan yaratmak amacıyla bazı duvarları kaldırma/inceltme, o bina için cinayet gibidir” diyor.

Beyoğlu’nda birçok yığma binanın üzerinde sonradan inşa edilmiş kat(lar) var.

‘Bilinçsiz müdahale sapasağlam yapıları dayanıksız hale getirdi’

Eminönü’nde de çoğu iş hanı olarak kullanılan yığma yapılarda durum farklı değil. Duvarlar kaldırılmış, daireler birleştirilmiş; yapının yıllar içinde değişen işlevine göre, pek de denetime tabi tutulmadan, değişiklikler yapılmış.

Gümüş, “Bu binalar aslında çok değerli ama o kadar bilinçsizce müdahale görmüşler ki, aslında sapasağlam olan bir yapıda depreme dayanıklılık mantığı ortadan kaldırılmış oluyor” diyor.

‘Yığma yapı her zaman tamir edilebilir’

Peki büyük İstanbul depremi öncesinde bu tarihi dokuyu korumanın, bahsi geçen binaları ayakta tutmanın yolu ne? Bazısının içi restore edilip binlerce lira kira istenen, bazısı Rum, Ermeni ve Yahudilerin göç ettirilmesi sonrası bir tür işgale uğramış, bazısı da yıllardır çürümeye terk edilmiş bu yapıları muhafaza etmek aslında sanıldığından kolay. Üstelik ‘kentsel dönüşüm’ falan da gerektirmiyor.

Gümüş, “Yığma yapılar her zaman tamir edilebilir. Bir duvar kaldırıldıysa, bunu yerine koymak mümkündür. Betonarme binaları söküp atmanız gerekebilir ama yığma yapılar tamir edilebilir kabiliyettedir. Bunu, 1870 yangınından sonra onarılan binalardan, Ceneviz zamanından beri hâlâ ayakta duran bazı yapılardan biliyoruz” diyor.

‘Bir fon oluşturulması gerekiyor’

Yığma binalarda taşıyıcı duvarların ayakta tutulması ilk kuralsa, ikinci şart da bakım yapılması. “19’uncu yüzyıl binalarının birçoğunda kullanılan putrel gibi çelik bağlayıcılar eriyebilir ama içerideki çelik iskeletin de onarılması mümkün” diyen Gümüş, bölgedeki bazı binaların sallantıda düşmeye hazır parçalarının sokaktaki insanlar için risk teşkil ettiğine de dikkat çekiyor.

‘Apartman yöneticileriyle toplantı faydalı’

Peki risk nasıl azaltılacak, gerekli onarımların yapılması nasıl sağlanacak, binalar nasıl kontrol edilecek? “Yapılacak şey çok basit, bir fon oluşturulması gerekiyor” diyen Gümüş, geçmişteki bir çalışmasını örnek gösteriyor: “Biz 99 depreminden sonra apartman yöneticileriyle toplantılar yaptık. 100 yıl önce yapılan binalarda zayıflamış bağlantıların nasıl sabitleneceğini öğrettik. Dökülecek parçaları sabitlemek o kadar kolay ki.”

Çukurcuma’da bir yapının düşme riski içeren unsuru.

‘Sokak sokak çalışma gerekiyor’

Gümüş, “Risk azaltma planlaması ve organlaşması lazım, bunu belediye tek başına yapamaz” diyerek, alanında uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşlarını adres gösteriyor:

“Sokak sokak çalışılmalı. Biz gönüllüler olarak, depremden sonra harekete geçen sivil topluluklar olarak, böyle işleri gayet başarıyla yürüttük ve sonuçlar aldık. Bütçesi, imkânları, kadroları olan kamu kuruluşları hiçbir şey yapamıyor, çünkü böyle bir çalışma bağımsız uzmanları, sivil toplumu, yerel halkı içine alan bir organlaşma ile mümkün.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal