Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Bahadır Baruter: Mizah susarsa toplumun beyin ölümü gerçekleşir

Bahadır Baruter: Mizah susarsa toplumun beyin ölümü gerçekleşir

Biliyorsunuz, dört ÖDTÜ’lü öğrenci, mezuniyet töreninde Tayyipler Âlemi karikatürünün yer aldığı pankartı taşıdıkları için tutuklandı. Ardından CHP Genel Başkanı ile 72 vekile, karikatürü sosyal medyada paylaştıkları için soruşturma açıldı. Tayyipler Âlemi, Musa Kart’ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan kedili karikatürünün dava konusu olmasını protesto etmek ve Musa Kart’ta destek olmak için Penguen dergisinin kapağında yer almıştı. Bu karikatür hakkında da soruşturma açılmış ancak örnek bir kararla beraat etmişti. Kararda Düşünce ve fikirler olumluyu değil, olumsuzu da içerebilir. İncitici, aykırı ve endişe yaratıcı da olabilir. Önemli olan değer yargılarına ilişkin düşünce ve fikirlerin serbestçe ifade edilebilmesidir. Toplumu etkileme ve ileriye götürme gücüne sahip olan davacının, sahip oldukları güç nispetinde eleştiriye açık olması ve katlanması gerekir denilmişti.

Karikatürün yaratıcılarından biri, o dönemin Penguen çizerlerinden Bahadır Baruter’di. Yaşananları ve Türkiye’de mizahın artık suç sayılmasını kendisine sorduk:

ÖDTÜ’lü öğrenciler tutuklandılar. Cezaevindeler. Bu durum size neler hissettiriyor, düşündürüyor?

Böyle birşey karikatürün çizildiği yıllarda, hatta üç beş yıl önce bile olsa sadece gurur duyardık. Oysa endişelendik onlar adına. Totaliter rejimde böylesine özgür kalkışmalar, hele diktatörün hassasiyetleri hatırlandığında, düşünmek bile ürpertici. Dehşet verici sonuçları olacağı aşikardı. Nitekim sonuç ortada.

Penguen dergisinin o kapağı Musa Kart’a destek olmak için yapılmıştı. Süreci hatırlatır mısınız? Bir de temel mesele şu sanırım: Bir insanı hayvan suretinde göstermek sizce aşağılayıcı mı?

Bir meslektaşımıza destek olma refleksiydi o. Doğal ve kaçınılmaz bir tepkiydi. Aşağı mahallede Musa abiyi dövüyorlar diye daldı birisi kahveye ve hepimiz Musa’ya destek için topluca fırlafık koştuk yukarı mahalleye. Hızlı ve kararlı bir içgüdüyle  arkadaşımıza kalkan ellerin üstüne çullandık. Meslektaşımızı yalnız bırakmadık, hepsi bu. Kediden mi gocundun al sana öyleyse bütün hayvanlar alemi dedik muktedire. Mizahın bütün hergele, hınzır ve barışçı diliyle patlattık şakamızı. Tatlı tatlı çizdik kabadayının karizmasını ve Musa’yı aldık elinden.

Tayyipler Âlemi’nin 2006 yılından ifade özgürlüğünün parçası, bugüne suç sayılmasını nasıl yorumlarsınız? Çizim değişmedi.

Sizin bu soruyu sormanızla benim cevaplamam arasındaki sürede bile ifade özgürlüğümüz binde şu kadarlık bir gerilemeye uğradı. Her geçen saniye kan kaybederek ölüme biraz daha yaklaşan ve can çekişmekte olan bir değerden bahsediyoruz. Totaliter bir rejimdeyiz. Bir diktatör tarafından yönetiliyoruz. İfade özgürlüğümüz kontollü bir baskıyla sistematik olarak daraltılıyor. Birkaç yıl sonra diktatöre diktatör demek bile suç olacak.

2015’te yine bir dava nedeniyle (“top işareti” meselesi) sizinle röportaj yapmıştık. “Böyle giderse mizah bu ülkeyi terk eder” demiştiniz. Mizahın ülkeyi terk ettiği yere geldik mi?

Öyle söylemek bir öngörüden çok sitemimdi. Canımı çok yakıyosunuz, bakın küser giderim sonra demek gibiydi. Yoksa yıllar önce benim hayal ettiğim gelecekte mizah aslında hiçbir yeri terk etmeyecekti. O öyle söylese bile gerçekte ülkesine ve insanına asla küsmeyecekti. Neden ürktü, neden sindi, neden yıldı, neden umudunu kaybetti? Sanırım benim hayal ettiğim gelecekte bu kadar büyük bir baskı, bu kadar hızlı bir muhalefet çöküşü ve bu kadar şiddetli bir etik çürüme de öngörülememişti. Hele bu kadar ağır bir uyuşma ve kabulleniş hiç beklediğim bir şey değildi. Artık yukarı mahallede birilerinin ağzını burnunu kırarlarken kahvedekilerin pişpirikten kafasını kaldırası yok. Özellikle Gezi sonrasındaki özgürlüklerin gerileyiş ve otosansürün artış ivmesi önce mizahçıyı yalnızlaştırdı ve güçsüzleştirdi. Özgürlük iklimimizdeki bütün renkler solarken birinciliği doğal olarak mizaha verdiler.

Siyasi mizah, mizahın ana kanallarından biri. Dünya gazetelerinde bunun şahane örnekleri var. Ama Türkiye’de siyasi mizah artık sadece siyasilere bırakılmış gibi. Demirtaş’ın esprilerine gülüyoruz vb. Günümüzde siyasi mizah, mizahçılara bırakılamayacak kadar ciddi bir iş mi?

Ben mizah derken zaten sosyal medyanın isimli isimsiz bütün mizahçılarını da bu kapsama dahil ediyorum. Sokak olaylarındaki duvar yazılarından sloganlara, dergilerde yazılan çizilenlerden bugünkü bütün sosyal medya paylaşımlarına varıncaya kadar tüm gülmece ürünlerinin genel kapsamından söz ediyorum. Gerekirse içinde siyasetçilerin bile katılabileceği profesyonel ve anonim ayrımı taşımayan bir üretim alanını vurguluyorum. Dolayısıyla kaybedilen özgürlük alanı güler yüzlü bir topluma gönül vermiş olan tüm aydınlık insanların ortak alanıdır.

Şu da akla geliyor tabii: Tayyipler Âlemi gibi bir karikatür bugün çizilebilir mi?

Çizilir ama bedeli farklı olur. Çizildiği yıllardaki demokrasi ve hoşgörü iklimini çoktan yitirdik.

Karikatür bir sanat dalı ve iyi örnekleri, diğer sanat eserleri gibi, dönemden ve koşullardan bağımsız/zamansız varlık sürdürüyor. İlk aklıma gelen; Abdülhamid dönemi karikatürleri sergileniyor, bu konuda kitaplar var vb. Sizce bir gün Tayyipler Âlemi de bir sergide yer alır mı? 

Karikatürün hedefi müzeler değil yaşayan ruhlardır. Çizildiği zamanın ruhuna, kanlı canlı yaşamsallığına seslenir. Geleceğin koşullarında hatırlanmak ve değer bulmak anlamlı bir hedef değildir karikatür için.

Sözün bittiği yerde mizah devreye girer. Mizah susarsa ne olur?

Bu halihazırda olmakta olan olur. Yavaş yavaş sinmiş ve yılmış bir toplumun beyin ölümü süratle gerçekleşir.

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal