Atlar, ağaçlar ve insanlar güçten düşerken

Atlar, ağaçlar ve insanlar güçten düşerken

Kitapları ölümünden sonra yayımlanıp ses getiren yazarların sayısı bir hayli fazla; yasaklarla, sansürle, hapis cezalarıyla ve sürgünle geçen bir ömrün ardından metinlerinin kitlelere ulaştığını göremeyen bu kalemlerin itibarı ancak hayatını kaybetmesinin ardından iade edildi çoğunlukla. Varlam Tihinoviç Şalamov da onlardan biriydi.

Yirminci yüzyılın başında doğan, 1917 Devrimi’ni gören, SSCB’nin önemli yazarlarından etkilenip metinler kaleme alan ve daha sonra devrimcilerin tutuklanıp sürgün edilişine ve bazılarının ‘faili meçhul’ cinayetlere kurban gidişine tanık olan Şalamov, 1929’da ‘Lenin’in Vasiyeti’ başlıklı bildiriyi dağıtmakla suçlanıp üç yıllık cezasını çekmek üzere meşhur Butırka Hapishanesi’ne gönderiliyor. Ardından 1937’de, Troçki ve arkadaşlarının faaliyetlerine katıldığı için o zamanların en bilinen Gulag’larından biri olan Kolıma’ya yollanan Şalamov, beş yıllık cezası katlanınca 1951’e kadar kampta kalıyor. Bu süreçte sağlığı bozulan yazar, 1956’da Moskova’ya dönüyor ve metinlerine kaldığı yerden devam ederken bu kez karşısına sansürler ve yasaklar çıkıyor.

Butırka ve Kolıma, Şalamov’un hem yaşamını hem de edebî serüvenini derinden etkileyen iki mekân. Buralardan sağ çıkabilmesi, o dönem için bir mucize olarak niteleniyor. Stalin muhaliflerinin ‘karşı-devrimci’ diye yaftalanarak götürüldüğü Butırka ve Kolıma, aynı zamanda SSCB’nin resmî tarihini altüst eden sözlü tarihin filizlendiği önemli yerlerden.

‘Ruhsal şok merkezi’

Butırka’daki ‘suçluların’ birçoğu ya kaybediliyor ya da kurşuna diziliyor o yıllarda. Devrimden ‘saptığı’ düşünülenlerin ‘eğitildiği’ Butırka için yazar, ‘ruhsal şok merkezi’ demişti; Gudkov’dan, Lenin ve Troçki’den bahsetmenin, hatta adlarını anmanın, verilen cezaların uzamasına yol açtığı bu hapishane, ‘Sovyet iktidarına düşman olanları yola getirme amacıyla faaliyet gösteriyordu’: “Dünyadan kopuk, ruhu dinç tutmanın çok zor olduğu taştan bir yerdi.” Buradaki temel prensibin, ‘zanlıdan işlemediği suçların itirafının alınıp kâğıda dökülmesi olduğunu’ söyleyen Şalamov, 1917’de yıkılan Çarlık dönemi kurallarının, Butırka’da yeniden yorumlandığını düşünüyor.

İkinci kez tutuklanıp 1937’den 1951’e kadar kaldığı Kolıma ise Şalamov’a göre entelektüellerin ve muhaliflerin başının üstünde her an indirilmek üzere demir sopaların sallandığı bir kamptı. Yazar, bu uzun, yorucu ve sakatlayıcı deneyimi hikâyeleştirerek “Kolıma Öyküleri”nde anlatmıştı.

Bir ‘eğitim’ merkezi

Şalamov, Kolıma’nın her şeyden evvel, insanın tüm duygularını ve düşüncelerini dondurucu hava misali kırıp geçen bir mekân olduğunu anlatıyor: Zorlu şartlarla ve ‘eğitimlerle’ yola getirilen ‘bozguncular’, benliğinden uzaklaştırılıp iktidarın istediği gibi bir nesneye dönüştürülmeye çalışılıyor.

Öykülerinde, ‘devrim karşıtlarına’ güvenilmeyen bir ‘eğitim’ merkezini resmeden Şalamov, soğuk barakaların, buzla kaplı sahanın, soluksuz bırakan madenlerin ve ağırlığıyla insanı ezen kayaların en önemli enstrümanlar olduğunu anlatıyor.

Kıdemlilerin, termometreden bihaber şekilde ve tecrübelerine dayanarak hava sıcaklığını tahmin ettiği, insanda soğuk taşların üzerinde ölme isteği uyandıran Kolıma, zayıflattığı zihinleri tüketiyor ilkin. Onu beden izliyor.

‘Suçlulara’ son kullanma tarihi geçmiş tütünlerin dağıtılması ise hem kampın bir gerçeği hem de Şalamov’un öykülerini derinleştiren bir metafor. Bu, anakaradan uzakta ‘eğitilen’ mahkûmların ‘anti-insan’ gibi algılandığını ve ‘devrim karşıtlığını’ anlatan örneklerden biri sadece. ‘Suçluların’, çalışmaya yetecek kadar beslenmesi de benzer bir anlam taşıyor.

Anlatıcının gözlemlediği atlar ise olan bitenin ve kamptaki havanın bir özeti gibi: “Atların nasıl güçten düşüp geberdiğini görüyordum (bunu anlatacak başka ifade bulamıyorum). Atların insanlardan hiçbir farkı yoktu. Kuzey’de oldukları, aşırı çalıştıkları, kötü beslendikleri ve dayak yedikleri için ölüyorlardı. Üstelik bütün bunlara insanlardan bin kat daha az maruz kaldıkları hâlde insanlardan daha önce ölüyorlardı ve anladım ki insanı insan yapan şey, Tanrı’nın onu öyle yaratması ya da her iki elinde de mucizevi birer baş parmağa sahip olması değildi. İnsana insan sıfatını kazandıran unsurlar, fiziksel bakımdan daha güçlü olması, hayvanlara göre dayanıklılığı ve son olarak da ruhsal var oluşunu fiziksel var oluş şartlarına uyum sağlamaya zorlamasıydı.”

Kolıma, bazı mahkûmların gözünde kader ya da talihsizlikken bazıları için Mandelştam’ın şiirindeki gibi ‘çirkin ağırlıktan güzel bir şeyler yaratmayı’ umdukları bir hakikatti. Dolayısıyla birine zarar vermenin, intihar etmenin veya durumu kabullenmenin sınırındaki bir mekândı.

‘Masumların’ ve ‘kurbanların’ zorunlu ikâmeti

Şalamov, Kolıma’yı ‘gerçekle yalanın kardeş olduğunu’ öğreten bir Gulag şeklinde betimlemiş; burası, insanların birbirinin davranışlarını enikonu tahmin ettiği ve kendilerini, ‘günahlarının bedelini ödeyen birer aziz olarak gördüğü’ bir yer. Kamptaki türlü işkencelerle birlikte, bedeni ve zihni zorlayan doğa şartlarının ortaya çıkardığı çalışma nefreti de cabası.

Ağaçların ve insanların yatarak öldüğü Kolıma, mahkûmları akıntıya katıp ‘dibe vurduruyor’ önünde sonunda. Teslim alınan irade, sırf talimatlar gereği uyumak ve törpülenen hayatta kalma çabası, insanların ruhunu zedeleyen ve ‘dürüst emeği’ örseleyen diğer önemli sorunlar.

Kolıma’nın anımsattıkları da önemli: “İnsanı mutlu kılan unutma yeteneğidir. Hafıza, her zaman kötüyü unutup iyiyi hatırlama üzerine kuruludur.” Boşluğun bulunmadığı, ağır ve daha az ağır işlerin olduğu, rejimin kurallarını sıkı bir şekilde uygulama yetkisine sahip görevlilerin cirit attığı kampta, neyin hatırlanıp neyin unutulacağı muğlaklaşıyor kaçınılmaz biçimde.

Bolca müdür bulunan Kolıma’daki sıkı denetim, ‘Durma, çalış’ emriyle perçinlenirken adı var kendisi yok ‘haklar’ ise kamptaki işlerin hâl yoluna sokulması için birer motivasyon kaynağı! ‘Masumların’ ve ‘kurbanların’ zorunlu ikâmete tabi tutulduğu, ‘her dakikası nefretle dolu’ Kolıma, yetkililerden her şeyin beklenebileceği ya da onların eylemlerinin hiçbir sınırının olmadığı bir mekâna dönüşüyor böylece.

‘Yeniden terbiye’

Kolıma’nın dolup taşmasının,  SSCB’nin 1930’lardaki politik ortamıyla ilgili olduğunu ‘Binbaşı Pugaçyov’un Son Savaşı’ başlıklı öyküsünde vurucu biçimde anlatmış Şalamov: “1930’lardakiler, tesadüfî tutuklamalardı. Bu insanlar, sosyalizmin güçlenmesi yolunda alevlenen sınıf savaşı mücadelesiyle ilgili yanlış ve korkunç bir teorinin kurbanıydı. O dönemde hapishaneleri tıka basa dolduran profesörlerin, parti çalışanlarının, askerlerin, mühendislerin, köylülerin ve işçilerin elinde dürüstlükleri ve saflıkları dışında hiçbir şeyi yoktu. Bu özellikler ise o zamanki ‘adalet’ sisteminde, cezalandırma eylemini güçleştirmekten ziyade kolaylaştırıyordu.”

Ceza kanununun, iktidar tarafından politik olarak yorumlanıp anayasa hâline getirildiği bir mekâna dönüşen Kolıma, Şalamov’un deyişiyle ‘anti-dünya’ ve ‘acı hakikâtlerin hayat bulduğu’ bir yer. Diğer bir ifadeyle yazar, her öyküsünde bir ‘yeryüzü cehennemi’ni tasvir ederken insanı benliğinden uzaklaştıran bu Gulag’ın, hem fizikî hem de ruhsal soğukluğunu; 1930’ların SSCB’sinde en popüler slogan ve eylem olan, ‘devletin suçlu gördüğü mahkûmları’ mecburi çalışmaya yönlendirişini simgeleyen ‘yeniden terbiye’yi cümlelerle ete kemiğe büründürüyor.

Şalamov, tecrübelerinden hareketle ve hiçbir şeyi dramatize etmeden kaleme aldığı öyküleriyle Kolıma’da insanlığın nasıl köşeye sıkıştırıldığını; mahkûm edenler ve mahkûm edilenlerde ortaya çıkan öfkeyi, ‘yarı bilinçsizlikle bir formülü olmayan ama yaşam da denemeyecek bir var oluşla yer değiştiren ölümü’ anlatırken kampta geçirdiği günleri yeniden hatırlayıp yaşıyor âdeta.

Şalamov, insanın bir çalışma kampında en karanlık noktaya inip sonra tekrar gün ışığıyla nasıl buluşabildiğini anlattığı “Kolıma Öyküleri”nde, yaşam ile ölüm arasındaki belli belirsiz çizgiyi edebî şekilde getiriyor karşımıza.

Kısacası her bir öyküde, ölümün kıyısına gelen ve ardından oradan uzaklaşan insanın, dönemin ‘Tanrıları’ tarafından Sisifos’a benzer şekilde sonu gelmez tekrarlarla nasıl cezalandırıldığını gözler önüne seriyor yazar.

“Kolıma Öyküleri”, Varlam Şalamov, Çeviren: Gamze Öksüz, Jaguar Kitap, 412 s.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal