Günışığı Kitaplığı - Reklam Günışığı Kitaplığı - Reklam

Alexandar Hemon’un iki hayatı: Evden ayrılıp eve dönmek

Alexandar Hemon’un iki hayatı: Evden ayrılıp eve dönmek

Balkanlar deyince Bosna’ya, oradan da 1990’lardaki savaşa dokunmadan geçmek olmaz. Bölgede yaşayan ya da oradan göçen, yakınlarını kaybeden ve savaş zamanı doğanların yaşamının akışını belirleyen bu büyük travma doğal olarak kitaplara, doğrudan veya dolaylı biçimde yansıyor. Eski Yugoslavya topraklarının bilinen yazarlarından Dubravka Ugrešić, Alenka Zupančič ve Alexandar Hemon’un kaleme aldığı romanlar, denemeler ve araştırmalar, 1992-1995 arası bölgeyi ateşe veren, soykırım ve katliamlarla insanlara görüp görebileceği en büyük ruhsal ve fiziksel yıkımı yaşatan bu olaya bir şekilde değiniyor.

Alexander Hemon, 1964’te Saraybosna’da dünyaya geldiğinde Yugoslavya’da henüz etnik ayırımcılık rüzgârı esmiyordu. Tito’nun önderliğinde Sovyet Bloku’ndan ayrı konumlanan ülke, o dönem hemen her devletle diplomatik ilişki kurarken örnek gösterilen birlik ve beraberlikle yaşıyordu.

Tito’nun 1980’deki ölümüyle Yugoslavya’yı oluşturan devletler, bağımsızlık sloganları üretmeye başladı, 1980’lerin sonundan itibaren ise işin rengi değişti ve iç savaş ihtimalinden söz edilir oldu.

1990’larla birlikte herkesin haberdar olup gördüğü ama engellemek için hiçbir şey yapmadığı savaş patlak verdi. 1992’de, Eski Yugoslavya topraklarından Batı Avrupa ve Amerika’ya göç başladı; Saraybosna’dan ABD’ye göçenler arasında Hemon da bulunuyordu.

Kimlik, göç, acı ve mizah

1992’de yirmi yedi yaşında, çok az bildiği İngilizceyle ABD’ye giden Hemon, savaşın bittiği 1995’ten itibaren İngilizce kitaplar kaleme almaya başladı: Yayına hazırladığı “En İyi Avrupa Öyküleri” ve “En İyi Amerikan Öyküleri”nden sonra “Bruno’nun Sorusu”, “Aşk ve Engeller” ve “Lazarus Projesi” geldi.

Kitaplarında, ülkesinin yakın tarihine odaklanırken “hayatların, tetikçilerin parmağının ucundaki lanetli şehir” dediği ve hızlı koşmayanın öldüğünü söylediği Saraybosna’ya, epey bir zaman uzaktan bakan Hemon’un Boşnakçadan soğumasının nedeni de yakınlarından bazılarının birer katile dönüşmesi.

Chicago’ya gittikten sonra, birebir içinde bulunmasa da hayatını etkileyen savaştan hareketle anların birleşiminden oluşan romanlara yöneliyor Hemon. Kültürel kimlikler üzerinden toplumsal analizler ve kişilik çözümlemeleri yapan, Doğu Avrupalıların Batı Avrupa ve ABD’ye uyum sorununu mizahi bir dille ele alan yazar, kendi deneyimlerini de işin içine katınca kurmaca ile gerçeğin beraber yol aldığı kitaplar ortaya çıktı. Hemon, yine memleketinden başlayıp Chicago’ya uzanan, yarı polisiye yarı trajikomik romanı “Lazarus Projesi”nde ise farklı noktalardan hareket eden hikâyelerle göçmenlik, yersiz-yurtsuzluk ve hatırlama ekseninde zamanlar arası geçişlere imza atmıştı.

Metinlerinde belirgin bir ağırlığı bulunan kimlik, göç, acı ve mizah, bu kez Hemon’un, geçmişine bakıp farklı iki benliğini anlattığı otobiyografik denemelerden oluşan “Hayatlarımın Kitabı”nda karşımızda.

Yabancı bir ülkedeki ‘Biz’

Kitaptaki ilk Hemon, Saraybosna’dayken tam anlamıyla tanımadığı Amerikan kültürüne meraklı bir genç. İkinci Hemon ise Bosna Savaşı arifesinde Chicago’ya göçen, bambaşka bir kültürün içine dalıp geride bıraktıkları için kaygılanan bir yersiz-yurtsuz.

Hemon dönüp baktığında, iki hayatından ilkini şekillendiren şeyin Yugoslavlık olduğunu görüyor; hiç kimsenin etnik kökeninin tartışma konusu edilmediği, hatta büyük çoğunluğun karşısındakinin kökenini bilmediği ve Tito’nun topyekûn sevildiği bir zaman dilimi, yani 1970’lerdeki çocukluğu ve 1980’lerdeki ilkgençlik yılları…

Yaşı ilerledikçe öğrendiği ülke, devlet ve ülkü gibi soyut şeylere sadakati bahane ederek ötekileştirme örneklerine rastlayan Hemon, yıllarca yan yana oyun oynadığı, müzik dinlediği, gezip tozduğu ve komşuluk ettiği insanların “kim olduğunun” farkına varıyor. “Biz” ve “Onlar” ayrımı, hem ülkesinde hem de göçtüğü Amerika’da peşini bırakmazken mültecilik şoku yaşayan anne ve babası da aynı çembere giriyor: Yabancı bir ülkedeki “Biz” ve “Biz”i yabancı olarak gören “Onlar”; yaşama bakış açısında, yemek pişirme ve yemede, çalışmada, kısacası hemen her an ortaya çıkan farklılıklar…

Politikacıların bitmeyen konuşmaları

Hemon’un anlattığı ayrıntılar ve verdiği örnekler, iki hayatının birbirinin içine geçtiğini gösteriyor. Tabii o sıralarda kendisi bunun pek ayırdında değil. Daha sonra kim olduğuna ve nereden geldiğine yoğunlaşınca birinci ve ikinci hayatını; anılarını, ailesini ve ülkesi Bosna’yı masaya yatırıyor. Karşılaştığı şeyse dev bir yumak. Çünkü eski hayatına bakıp Chicago’daki yeni hayatını yaşarken Bosna günlerini tekrar yaratmaya çabaladığını keşfediyor Hemon.

Eski günlerle ilgili bir diğer şey, Bosna Savaşı’nda eli kanlı aktörler hâline gelecek “politikacıların”, karlı-kumlu bir ekrandan yansıyan bitmek bilmez hiddetli konuşmaları.

Kimsenin tecrit edilmediği ve herkesin birbiriyle tecrübelerini paylaştığı Saraybosna’da; savaş çıkarmaya niyetli ve ülkeyi cehenneme çevirmekle tehdit eden şarlatanların, nasıl sahte kimlikler kazandığının konuşulduğunu hatırlıyor Hemon. Sonrası ise savaşa “dışarıdan” bir bakış: Oradan oraya sürüklenen ailesi, katliamlar ve tüm bunların ortasında yaşamını sürdürmeye uğraşan insanlar… Ardından, pek çok kişinin deneyimlediği Bosna’dan ayrılış geliyor ve Hemon’un ailesi de ülkeden kaçıyor. Kısacası herkes için yeni ve zorlu bir hayatın başlangıcına işaret ediyor bu süreç.

Ruh için bir coğrafya

Yeni hayatının ilk günlerinde, Chicago’dan Bosna’yı izlerken gördüğü manzara şöyle: Eski hocası, edebiyat profesörü Koljevic ile kötü şair Karadzic’in, ülkedeki katliamlara ve Saraybosna Kütüphanesi’nin yakılışına yol verişi; tam bir çılgınlık hâli… Geçmişiyle yüzleşmek için 1997’de ABD’den Bosna’ya gittiğinde, birkaç akrabası dışında tanıdık pek fazla kimse kalmadığını fark ediyor: “24 Ocak 1992’de Amerika’ya gitmek üzere Saraybosna’dan ayrılmıştım. O zaman, memleketime ancak geri dönüşsüz biçimde yerinden yurdundan edilmiş bir ziyaretçi olarak dönebileceğimi bilmiyordum.”

“Ruh için bir coğrafya” arzusuyla kaldığı Chicago’da, Saraybosna kuşatmasını takip eden Hemon, yersiz-yurtsuzluğunun yanı sıra Amerika’da bir başka hayatın içinde buluyor kendisini: Hayal bile edemeyeceği şeylerin yaşandığı memleketiyle hayal etmediği Chicago’da yaşamak arasında düştüğü bir boşluk bu; bir tür flanörlük…

Hemon, savruluşu sırasında, Chicago’yu kendisine ait bir yere dönüştürmeye çalışıyor; iş arıyor, caddelerde geziniyor, gittiği parklarda insanların yüzüne bakıyor. 1997’de Saraybosna ziyaretinin ardından, “evden ayrılıp eve dönmüştüm” diyor.

Hemon’un otobiyografik denemelerinin en çarpıcı yanı, Saraybosna’daki mutlu günlerinin ve uzaktan takip ettiği savaşın hemen her satıra hâkim olması. Futbol sevgisini anlatırken, Chicago’da kalmak için “eksik” dediği bir liste hazırlar veya satranç meraklısı yakınlarını anarken bu ikisi sürekli gündemde. Kendisini, yuvarlanan bir taş gibi hisseden, yalnızlıktan mustarip ve yaşamaya çabalayan benliğiyle yüzleşirken Hemon bunun çerçevesini, “dibe vurdunuz mu yukarıdan başka gidecek yeriniz yoktur” diyerek çiziyor.

Bahsettiği yukarıya, ABD’de evlenerek ve baba olarak tırmanan Hemon, sonra yine bir dalgalanma yaşıyor; yeni hayatının bu evresi, küçük kızının hastalığıyla şekillenirken mantık, duygular ve ilişkiler arasındaki tuhaf sınırda durduğunu keşfediyor: “Dünyanın sakin sularda seyretmesi, felaketimizle herhangi bir mantıklı ya da kavramsal bağı bulunmayan işlevsel yavan sözler ile basmakalıp lafların lisanına bağlıydı.”

Bu andan sonraki gelişmeler ve Hemon’un anlatımı, trajik bir roman gibi: Hayatındaki en önemli kırılma anlarından birini yaşarken “en aşağılık dinsel yanılgılardan biri, acı çekmenin insanı yücelttiği, bir çeşit aydınlanmaya ya da kurtuluşa giden yoldaki basamaklardan olduğu inanışı” diyor.

Hemon’un iki hayatı, zaman zaman birbirini tamamlıyor bazen de birbirinden kopuyor; gerek eski Yugoslavya’da yaşadıkları gerek 1990’ların sonunda, artık bambaşka bir coğrafyaya dönüşen ülkesine tekrar gittiğinde karşılaştıkları, eski ve yeni hayatına farklı bir gözle bakmasını sağlıyor. “Hayatlarımın Kitabı” da böylece hatırlama ve tekrar canlandırma çalışmasının anlatımına dönüşüyor.

Hayatlarımın Kitabı, Aleksandar Hemon, Çeviren: Seda Çıngay, Everest Yayınları, 192 s. 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal