Atatürk Kitabı - Reklam Atatürk Kitabı - Reklam

Afgan göçmenlerin İstanbul’u…

Afgan göçmenlerin İstanbul’u…

Ulaş Tosun’un yönetmenliğini yaptığı “Afganistanbul” adlı belgesel, Avrupa’ya gitmek için İstanbul’a gelmiş ancak bu şehirde sıkışıp kalmış Afgan göçmenlerin hikâyesini anlatıyor. Süleymaniye çevresindeki yıkıntılara sığınmış, çöp toplayıcılığı yapan göçmenler, bir taraftan açlık, bulaşıcı hastalıklar, darp ve tacizle mücadele ederken, öte yandan hayatlarını insan kaçakçılarının gözetiminde sürdürüyor. Çünkü onlar bir yılı aşkın süredir İstanbul’da olsalar da, henüz insan kaçakçılarına olan borçlarını ödeyebilmiş değiller ve para kazanmak için tek yolları aylık 600 liraya çöp toplamak. Bu yanıyla belgesel, 35 yaşındaki Sewab’ın yaşadıkları odağında ilerlerken, yerli halkın işlerine ortak gördüğü göçmenlere öfkesini de gözler önüne seriyor.

Ulaş Tosun, Suriyeli savaş mağdurlarının yaşamını yansıttığı fotoğraf sergisi “Permanently Temporary”nin izlerini takip ederken onların terk ettiği yıkıntıları mesken tutmuş Afgan göçmenlerle karşılaşmış. 15-40 yaş arasındaki bu erkek topluluğuyla iletişime geçmek başlarda hiç kolay olmamış:

“Fotoğraf makinesini çantamdan çıkarmamla birlikte tek bir kelimesini anlamadığım dilde konuşmalar eşliğinde her biri bir enkazın içine girdi ve bir daha görünmediler. Haftalar sonra bu durumun nedeninin insan kaçakçıları ve taşeron atık toplama ‘şirketlerinin’ gözetimi altında olmalarından kaynaklandığını öğrendim. Kapısını aşındırdığım muhtarlık, Türklerin kullandıkları kahvehaneler, Nokta Dergisi için yaptığım haber sırasında tanıştığım İç Anadolulu atık işçileri de dahil hiç kimse, bu iletişimde köprü olmayı kabul etmedi. Aksine, akla hayale gelmeyecek suçlamalarla göçmenlere olan nefretlerinden nasibimi aldım.”

Sonrasında, sadece pazar günleri, aracı olarak tabir edilen kaçakçıların gözetiminden uzakta olduklarını öğrenmiş ve böylece belgeselin çekimlerine başlanabilmiş:

“6 ay sonunda belli bir güven ilişkisi oluşturmayı başarırken, bölgedeki varlığım kabul görmüş, benimle iletişim kuranların sayısı artmıştı. Tüm bu sürecin sonunda iletişimi göreceli olarak sağlayabildiğim Sewab’ın hayatını merkeze alarak, 21. yüzyılda İstanbul’un ortasında yaşanan ve içinde istismar, ölüm, bulaşıcı hastalık, hapis, işkence olan hikâyenin kaydını tutmaya, hâlâ yersiz umut taşıyan bu kahramanların videolarını çekmeye başladım.”

Ulaş Tosun, çekimleri nasıl bir çerçevede sürdürdüğünü ise şöyle anlatıyor:

“Çekimler aşamasında önem verdiğim konuların başında umut yolcularının varlıklarını olabildiğince bütünlük içinde yansıtabilmek oldu. Bu umut yolcularının hayal ettikleri gelecek için bugünlerde karşı karşıya kaldıkları ‘vahşete’ rağmen kaybetmedikleri yaşama sevinci, dayanışma duygusu etnik dansları ve dualarıyla kameraya yansırken, bir mülteci güzellemesinden öte bir gerçeğin parçaları olarak kaydedildi.”

İlk görüntüleri yayımlanan belgesel, önümüzdeki günlerde festival yolculuğuna çıkacak.

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal