ABD’li oyun yazarı Israel Horovitz ile etnisite ve cinsel kimlik üzerine

ABD’li oyun yazarı Israel Horovitz ile etnisite ve cinsel kimlik üzerine

Haliç Üniversitesi, Tiyatro Bölümü yüksek lisans öğrencisi Sümeyra Gümrükçü’nün röportajı:

Israel Horovitz şimdilerde 80. yaşını kutlamaya hazırlıyor ama ilk tiyatro oyununu[1] on yedi yaşındayken kaleme almış. Horovitz, ABD’de, Wakefield, Massachusetts’te, Hazel Rose ve 50 yaşından sonra avukat olmuş bir kamyon şoförü olan Julius Charles Horovitz’in oğlu olarak 31 Mart 1939’da dünyaya gelmiş, New England kasabasında yetişmiş; aktör, oyun yazarı, senarist ve yönetmen. Yetmişten fazla oyun metni yazmış ve oyunları otuzdan fazla dile çevrilmiş. Türkçeye de Özlem Turhal De Chiara tarafından üç oyunu[2] çevirmişti.

NYC Barefoot Theatre tarafından öncülük edilen 70/70 Horovitz Projesi kapsamında ve Horovitz’in 70. yaş gününde başlayarak 31 Mart 2009-31 Mart 2010 tarihleri arasında Horovitz’in 70 oyunu, dünya çapında 20’den fazla ülkede[3] oynanmış ya da okuma tiyatrosu olarak sahnelenmiş. Ayrıca 70. yaş gününde Horovitz, Fransız tiyatro tarihinde oyunları en çok sahnelenen Amerikalı olarak Commandeur dans l’Ordre des Arts et des Lettres nişanına layık görüldü. Yanı sıra yazar, OBIE, Drama Desk Award, The American Academy of Arts and Letters, The Elliot Norton Prize gibi  ödüllerin de sahibi. Gloucester Stage Company’nin kurucu ve New York Playwrights Lab’in de halen sanat yönetmeni. Ayrıca İtalya’da bulunan ve sadece Israel Horovitz oyunlarını oynayan Compagnia Horovitz-Paciotto’nun da yardımcı yönetmeni.

Horovitz 2017 yılında The New York Times’ta Jessica Bennett’ın haberiyle de gündeme geldi. Dokuz kadın Horovitz’in kendilerine cinsel istismarda bulunduğunu #MeToo hareketi kapsamında iddia ediyordu. Bu haberleri okuyunca, Yahudi-Amerikan bir yazarın etnisiteye ve cinsel kimliğe bakışını merak etmemek elde değil.

SG: “Beyrut Yıkılıyoo”yu yaşanmış bir hikâyeden yola çıkarak yazdınız. Yahudi-Amerikan bir yazar olarak oyun karakterlerinden Nasa’nın yaşadığı gibi etnik kimliğiniz ya da inancınız yüzünden herkesin önünde küçük düşürüldüğünüz oldu mu?

IH: Takribi 20.000 nüfuslu, küçük bir New England kasabasında büyüdüm. Kasabada sadece altı Yahudi aile vardı ve beyaz olmayan yalnızca bir aile. 1939’da doğdum ve çocukluğum İkinci Dünya Savaşı ile çakıştı. Çocukken “Hitler’e Yahudileri vermeliydik ve Amerikan çocuklarının hayatlarını kurtarmalıydık” diyen çok sayıda insan işittim. Dokuz yaşındayken Katolik okullarından gelen erkek bir çete tarafından fiziksel saldırıya uğradım, şöyle bağırıyorlardı: “Siz Yahudiler Mesih’i öldürdünüz, siz Yahudiler Mesih’i öldürdünüz!”

Babam kasabamızda bir seçmen olarak seçilmeye çalışırken bir olay hatırlıyorum. Onun için el broşürü dağıtıyordum. Tanınmış yerel bir avukat benden bir broşür aldı; baktı ve bana, “Neden Yahudi biri için el broşürü dağıtıyorsun?” diye sordu, “o benim babam” diye yanıtladım ve avukat “kötü şans” deyip uzaklaştı. Yani, evet, hayatım boyunca önyargı ve aşağılanmayı tecrübe ettim. Ama, oyunum “Beyrut Yıkılıyoo” oldukça güncel.

Birçok Amerikalı 11 Eylül saldırısının ardından tüm Müslümanlardan nefret ediyor gibiydi, ben bundan dolayı dehşete kapılmıştım. Nasa dininden daha fazla bir şey için saldırıya uğramış olan bir Müslümanın temsilcisi olmaktan çok, bir metafordan ibarettir. Nasa’yı kasıtlı olarak, Müslüman ve tipik bir Amerikan öğrencisi olarak yarattım. O köklerini ve mirasını keşfetmek için Beyrut’taydı. O, muhtemelen diğer Müslüman öğrencilerle Beyrut’ta görüşerek, onların önyargıları hakkındaki ifadelerini dinliyordu. Ayrıca, kasıtlı olarak karakterimi genç bir kadın olarak seçtim, genç bir erkek değil. Oyunda karşı karşıya kaldığı asağılanmalar, inancının ötesine geçip, kadın-erkek politikası halini alıyordu.

Bildiğimiz üzere Rachael, Hannah ve Julie adında üç kız çocuğunuz ve Adam, Matthew, Oliver adında da üç erkek çocuğunuz var. Kız çocuklarınıza karşı nasıl bir baba figürü oldunuz? Örneğin; baskıcı bir tavrınız oldu mu onlara karşı? Ve erkek çocuklarınızın kız çocuklarınıza karşı olan tutumunda nasıl bir rol oynadınız? Örneğin, erkek hegemonyasının kız çocuklarınıza galip geldiğini hissettiğiniz anlar yaşadınız mı?

Julie’yi ben büyütmedim. O, benim genç yaştaki evliliğimden çocuğum ve o daha bir bebekken üvey babası tarafından evlat edinildi. Son on yılda yakınlaştık ama onun gelişimi üzerindeki etkim çok azdır. Ancak Rachael ve Hannah’ı ben büyüttüm, fakat onlara karşı en ufak baskıcı bir tavrım asla olmadı.  Hiçbir zaman oğullarımı kızlarıma tercih etmedim ve kızlarımdan her zaman daha fazla başarı bekledim. Rachael de Hannah da güçlü kadınlar. İkisi de bizim kültürümüzdeki kadınlara karşı olan tutumdan dolayı çileden çıktı…fırsat eşitliği bulamadılar… Kızım Rachael başarılı bir film yapımcısı; Schmidt, Moneyball… vb filmlerin yapımcısı. Kariyeri boyunca aynı işi yapan erkeklerden daha az kazandı ve ona bir erkeğin olabileceğinden daha az sorumluymuş gibi davranıldı. O, bu eşitsizliği hiçbir zaman kabul etmedi ve ben bir baba olarak umarım ki onun gelişimini etkilemişimdir.

Şimdi, tamamen dürüst olalım. Yakında 80 yaşında olacağım. Babam kadınlar hakkında nasıl düsünüyorsa, ben de gençken aynı şekilde düşünüyordum. Kendi çocuklarım olduğu zaman, tutumlarım çok değişti.

Oğlum Adam bir olay konusudur. Muhtemelen bildiğiniz gibi, Adam Beastie Boys’lardan biridir. Beastie Boys kadınlara karşı korkunç tutumları olan bir grup olarak biliniyordu. Üç Beastie Boys erkek olarak geliştikçe, bu tutum tamamen değişti.

Ben gençken kadınlara kötü muamele ettiğimi düşünüyorum. Oyunlarımın birinden sık sık alıntı yapıyorum: “Eğer olduğum adamla tanışmış olsaydım, yumruk yumruğa kavga ederdim.”

Hepimiz kendi zamanımızdayız. Benim en genç çocuklarım Hannah ve Oliver. Onlar 32 yaşındaki ikizler. Onların cinsiyet eşitliği konusuna bakış açıları, bana babamın öğrettiğinden tamamıyla farklı; çünkü annem cinsiyet eşitsizliğini kabul ediyordu.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ırkçılığın, hayatın en saçma hataları olduğunu görmeye başladım. Bu şekilde düşünerek doğmadım. Kendi zamanımdaydım. Bunlar benim çözmem gereken sorunlardı.

Küçük bir çocukken, babamın bana siyah insanların beyazlardan farklı koktuğunu söylediğini hatırlıyorum, kasabamdaki tek siyah aileden bir arkadaşım vardı. Johnny ile ilk oynadığımda, onu kandırdım ve koklayıp “babam yanılmıştı, o herkes gibi kokuyor” diye düşündüm. Bu sembolik olarak benim yaşımdaki insanların deneyimlemesi gereken-gerekmeyen bir öğrenme sürecidir.

Cinsiyet eşitliği kavramına bakışınızı anlatır mısınız? Sizce dünyada cinsiyet eşitliği var mı? Yok ise olabileceğine dair bir inancınız var mı?

Cinsiyet eşitliği doğru ve gereklidir. Eşim profesyonel maraton koşucusuydu. Maratonda dünya beşincilik derecesine sahipti. İngiltere maraton şampiyonu ve rekor sahibiydi. O güçlü bir kadın. Onun gücüne ve direncine çekildim. Cinsiyet eşitsizliğini kabul eden bir kadına asla âşık olamam. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yakında gerçekleşeceğine inancım var.

Türkiye coğrafyası ve bu coğrafyadaki etnik kimlik çatışmaları ile cinsiyet eşitsizliği hakkında bir düşünceniz var mı?

Eşim ve ben birkaç sene önce İstanbul’daydık. Yılın En Başarılı Yazarı Ödülünü[4] sunmak için oradaydım. Karım ve ben her sabah birlikte koşardık. İkimiz de koşu şortlarımızı giyiyorduk. Türk erkekleri karıma bağırıyordu. Çıplak bacağında, kısa şortuyla koşması onları rahatsız etti. Bu davranış karşısında ikimiz de şoke olduk. Ama bunun kültürel bir farklılık olduğunu hızlıca anladık. Amerikalı kadınlar kısa şortlarıyla sokaklarda koşar ve hiç kimse onlar hakkında bir şey düşünmez. Bir gün bu değişimin dünya çapında geleceğine eminim. Kadınlar cinsiyet eşitsizliğini kabul etmeyi reddettiklerinde değişim gelecek. Ama daha önce değil.

2006 yılındaki Beyrut ile Lübnan arasındaki savaşta bir taraf tutmuş muydunuz ya da haklı bulduğunuz bir taraf var mıdır?

Masum insanlara bomba atan ya da kurşun sıkan kimse, hiçbir şekilde doğru ya da eylemlerinde haklı değildir. Bu sadece yanlıştır. Bütün dinlere aykırıdır. Savaşın çılgınlığı olmadan da hayat yeterince zor.

Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

İnsanların zamanlarının olduğunu tekrarlamak istiyorum. Benim yaşımdaki erkekler, cinsiyet eşitliğinin yanlış olduğunu ya da kadınların cinsel nesneler olduğunu düşünerek büyümüşlerdir. Yeniden, gençliğimde kadınlara karşı davranışlarım için özür dilemek zorundayım. Yineliyorum, eğer olduğum adamla tanışmış olsaydım, yumruk yumruğa kavga ederdim. İdeallerimize doğru büyüyoruz, onların içinde doğmuyoruz. Kimi genç insanlar bugün olduğu gibi aydınlanacak, bunun 40 yıl içinde olacağına dair iddiaya girerim, bu gençler hayatlarına dönüp “ben çok yanıldım” diye düşünecekler.  Yaşıyoruz. Değişebilir ve olgunlaşabiliriz. Hayat hakkında umutlu olan şey budur.

[1] The Comeback

[2] Line (Kuyruk), 6 Hotels (6 Otel), Stage Directions (Mizansen)

[3] Nijerya, Benin, Yunanistan ve Gana Ulusal Tiyatroları da dahil olmak üzere.

[4] Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri, 1999.

Beyrut Yıkılıyoo oyunu hakkında:

Etnik çatışmaları konu edinen Beyrut Yıkılıyoo, 2006’daki Filistin ve İsrail Savaşı sırasında Beyrut’taki bir otel odasında, savaş uçakları, füze, bomba sesleri arasında birbirleriyle rastlantı eseri tanışan, yirmili yaşlarındaki faklı inanışlardan ve uluslardan dört üniversite öğrencisinin arasında geçmekte olup, yazarın 6 Otel adlı oyununu oluşturan kısa oyunlarından biridir.

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-postanız paylaşılmaz. * işaretli alanların girilmesi zorunludur.

İptal

Son yazılar

En çok okunanlar

En çok yorumlananlar